• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
03 Temmuz 2011 Pazar

Krizleri unutmayalım zıtlaşma zamanı değil

Türkiye'nin 1994 ve 2001'de yaşadığı krizlerde siyasetçilerin zıtlaşmasının etkisi büyük. Dünyada ciddi bir risk var, kimse ekonomiyi hırpalama hakkına sahip değil

Türkiye 1994 yılında ve 2001 yılında ağır tahribat yapan ve kendisi tarafından üretilen krizler yaşadı. Bu krizlerin hepsinde zıtlaşma ve inatlaşma faktörü önemli boyutta vardı.
1994 krizinde Başbakan Tansu Çiller, piyasa ile zıtlaşmış, Merkez Bankası'nın Hazine'den alacaklarını tahkime uğratmış, yani silmiş, Merkez Bankası'ndaki başarılı ekibi uzaklaştırma girişimine girişmiş (istifa ettiler) ve kamu borçlanma faizlerini düşürmek için ihaleleri iptal ederek kamu finansmanını çökertmişti. Sonunda Merkez Bankası'nda piyasaya müdahale edebilecek döviz kalmayınca kur kopmuş, dolar kuru 14 bin TL düzeyinden 38 bin TL'ye kadar çıkmış, kamu finansmanı ise dev faizli 'Dayan Osman' bonoları ile sağlanabilmiş, IMF ile anlaşma yapılmıştı. Siyasetin  koalisyon nedeni ile pek reformist davranamadığı bir ortamda, piyasa ile zıtlaşarak 'kaşınmak', dünyada kriz yokken ülkede kriz çıkartmak ancak acemi siyasetçilerin eseri olabilirdi.
2001 krizinde ise üçlü koalisyon vardı ama ortaklar da 'oldukça deneyimliydi.' Fakat 1997 Asya krizi, 1998 Rusya moratoryumunun ülkemize bulaşması, 1999 Kocaeli depremi ve Deniz Baykal cephesinin ülkeyi 1999'da seçime götürmesi, ülke ekonomisini hırpalamıştı. Türkiye 2000 yılında yüzde 12 civarında bütçe/GSYİH ve yüzde 70 civarındaki kamu borçluluk oranı ile  'kemoterapi' ihtiyacı içindeydi. Faiz ve enflasyonu düşürmek uğruna 'kur çıpası' uygulamasına geçilmişti. Ancak 2001 yılı Şubat ayında Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında 'frizbi' gibi atılan anayasa ortamında Ecevit'in basının önüne çıkıp 'Ülkenin tepesinde kriz var!' demesi ile ülkeden bir- kaç saat içinde milyarlarca doların kaçması  krizini tetiklemişti. İnsanlık tarihinde gerçekleşmiş en yüksek faizlerin de ülkemizde oluşması, 30 kadar bankanın batması, zıtlaşmanın faturası oldu. Ama pek ders alınmadığı da bugünkü ortamda görülmekte.
Bugün dünyada ciddi boyutta risk var. ABD tekliyor, Avrupa ise Yunanistan olayının vahametini anlamaya başlıyor. Kriz İspanya ve İtalya gibi dev ekonomilere bulaşırsa hem Avrupa yanar, hem de biz ihracat pazarımızın batması sonucu 'batarız'! Bu risk, olasılığı küçük görülse de ciddi bir durum. Kuzey Afrika ve Ortadoğu'daki kargaşa ve petrol fiyatları bir anda dev krize dönüşebilir.
Bu arada ülkemizde şirketler, bankalar, kişiler delirmiş durumda. Krediyle beslenen bu 'bonanza' ülkeye bir yandan tamamen iç talep ile şişmiş bir büyüme getirirken, diğer taraftan da azan ithalat ile cari açık rekora koşuyor. İnşaat, otomotiv ve bankacılık gibi sektörler ise sadece kendini düşünmekte. Toplumun çıkarı ile sektörlerin çıkarı çatıştığı zaman ön planda toplumun çıkarının olması gerekli. Ama ne ülkemizdeki iş çevresi, ne de siyasiler riskleri doğru değerlendirmiyorlar.

Yabancı basın lobilerin etkisinde
TÜRKİYE, 2001 krizi sonrasında bankacılık sektörünü ve kamu maliyesini tamir etti. Ama şu anda pozitif bir olgu yani dev büyüme, dev cari açık getiriyor. Bu ortamda en az gereksinmemiz olan şey siyasetçilerin birbiri ile zıtlaşmasıdır. Bu sözlerimiz hem muhalefet hem de iktidar için geçerlidir. Kötü niyetli uluslararası basın çeşitli lobilerin etkisi altında, ülkemizde uygulanan politikaları anlamadan eleştirmekte. Tam seçim bitti rahatlayalım derken, içeride siyasi zıtlaşma, 2001 benzeri bir siyaset ve ekonomi ortamı yaratıyor. Türkiye 2011 yılında, dev hamle yapmış durumda ve kuvvetli. Kesin şu zıtlaşmayı!

<p>Başkan Recep Tayyip Erdoğan, cuma namazı çıkışı basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Erdoğan

Kafe ve restoranlar ne zaman açılacak? Başkan Erdoğan açıkladı!

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Gaziantep'te tır kazası! Yol trafiğe kapandı

Hastane kapısında 5 gün sahibini bekleyen vefalı köpek Boncuk, dünya basınında