• $13,7194
  • €15,5684
  • 786.53
  • 1910.41
14 Ocak 2013 Pazartesi

Ekonomik yaklaşımlar değişecek!

Keynes'in en ünlü sözlerinden biri 'Şartlar değişirse ben de pozisyonumu değiştiririm, ya siz ne yaparsınız?' cümlesiydi.
 Kamuoyunda, iktisatçıların bir kısmının aşırı dozda sağ veya sol ideolog olmaları nedeniyle, iktisatçılar arasında bitmeyen kavga olduğu tezine ve  'iktisatçılar anlaşamazlar!' şeklinde bir yargı ortya çıkmıştır. Ancak iktisatçıların çoğu aslında ideoloji dışı kalırlar ve birçok alanda konsensus vardır.  ABD iktisatçısı A.Kashyap profesyonel iktisatçıların nelerde anlaşıp anlaşmadığı konusunda iktisat camiasında anket temelli ve bilimsel araştırmalar  yaptırmış. Sonuçta örneğin 'altın standardı' denen ve parasal sistemde birim değerin belli bir miktar altına bağlı olması şeklindeki yaklaşımın iktisatçıların yüzde 93'ü tarafından berbat bir sistem olarak değerlendirildiği konusunda güçlü bir konsensus ortaya çıkmış.
Ancak ünlü Paul Krugman geçtiğimiz günlerde gerçekleşen ABD Ekonomi Kurumu yıllık toplantısında bir tez ortaya atmış. Krugman iş makroekonomik dalgalanmalara ve bu dalgalanmalar karşısında politika belirleyicilerinin ne tür yaklaşımlar içinde olması gerektiği değerlendirmesine gelince büyük bölünmeler olduğunu ve önyargıların mantıklı tartışmayı engellediğini vurgulamış. Bu konuda anlaşamazlığın nedeni ise, Krugman'a göre, normal vatandaşların günlük hayatlarını en çok etkileyen  konuların başında, ekonomik dalgalanmaların ve bu dalgalanmalara karşı alınan politika önlemlerinin gelmesi. Krugman ne yapılırsa yapılsın, alınan önlemlerin vatandaşları kazananlar ve kaybedenler diye ikiye ayrımasının kaçınılmazlığı, bu ayrışmanın nedeni diyor!
Tabii yaşam statik değil... Kriz öncesinde fiyat istikrarı ve düşük enflasyonun vatandaşların tümünü mutlu edeceği tezinden hareketle enflasyon hedeflemesi veya duruma göre faizleri indirip artırarak ekonomiyi yönetme iyi bir yaklaşım olarak olarak görülüyordu. Dolayısıyla uzun vadede kazananlar ile kaybedenler değiştiğinden iş siyasi kavgaya dönüşmüyordu.
Ancak şimdi global ve uzun vadeli bir kriz içindeyiz. Bu şartlarda örneğin dünyanın gelişen ekonomilerinde Merkez Bankaları faizleri sıfıra indirmiş bulunuyor ve Ortodoks yani alışılan türden olmayan politikalar uygulanıyor
Bu Türkiye'de de böyle veya ABD veya İngiltere veya Japonya gibi gelişmiş ekonomilerde de! Japonya'da yeni seçilen Başbakan Abe, M.Bankası'nın enflasyonu iki misline çıkartmasını istiyor. ABD'de aşırı doz para basılıyor ve kamu borç senetleri Merkez Bankası tarafından satın alınıyor. Bu da uzun vadeli faizleri düşürüyor. Ama faiz düşüşü örneğin 'pension fund' denen emeklilik şirketlerinin gelecekteki ödemelerinin halihazır değerini artırıyor. Bu da zaten kötü durumda olan ve mali açık veren bu kurumları hırpalıyor. Bu da özel emeklilik kurumlarında daha yüksek prim ödemesi veya daha az emeklilik maaşı anlamına gelecek veya kamu emeklilik kurumlarının açıklarını kapatmak için vergi artışı veya harcama kısıntısı gerektirecek. Yani kazananlar ve kaybedenler arasında uzun vadeli gelir dağılımı değişimleri yaşanıyor.
Peki bu durumlar ne tür yeni ekonomi politikası anlayışı değişiklikleri doğuracak? O da yarın!

<p>Haber: Ayşe Gültekin </p><p>'İSTANBUL BİR OKULSA BEYOĞLU BUNUN MERKEZİ' </p><p>Beyo

Kültür ve sanatın kalbi Beyoğlu

UNESCO'nun geçici listesindeki Yesemek'te 15 heykel gün yüzüne çıkarıldı

Cumhurbaşkanı Erdoğan Siirt'te toplu açılış törenine katıldı

Ürdün'ün Salt kentindeki müze dünyanın en küçük Kuran-ı Kerim'ine ev sahipliği yapıyor