• $7,6885
  • €9,1315
  • 417.546
  • 1536.66
29 Nisan 2011 Cuma

'Yıkım müteahhitliği' deyim değil, gerçekmiş meğer

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 'Eşsiz eserlerin arkasında hep hayaller vardır' dediği dakikalarda, İnsanlık Anıtı'nın kafası koparılmış, sıra omuzlara gelmişti. İhtimal ki, ülkemize yabancı herhangi biri, sadece bu cümleyi duysa, Türkiye'nin sanatsal özgürlük alanında da çok ilerlemiş olduğunu düşünürdü.
Ama tabii ki, Sayın Başbakan'ın 'eser'den kastı, bir sanat eseri değil; Çatalca'daki rant dengesini değiştireceğinden şimdiden emin olduğumuz dev müteahhitlik projesi Kanal İstanbul'du. Ve tam o esnada aklımdan geçen temenni de şuydu:  

O ANIT, HEYKEL GÖRÜNÜMLÜ BİR OTEL OLSAYDI
Ah Mehmet Aksoy, keşke İnsanlık Anıtı'nı, çok amaçlı tasarlasaydınız. Mesela o kocaman taşların her biri, heykel görünümlü beş yıldızlı bir otelin suit odaları olsaydı. Ya da, çokuluslu markaların mağazalarının yer aldığı postmodern bir AVM... İşte o zaman ne yıkım için yarışmalı ihale açılır, ne de 272 bin lira için zarf atacak bir firma çıkabilirdi ortaya.
Bu vesileyle, yakın tarihimizdeki kullanımı nedeniyle siyasi bir eleştiri deyimi sanılan 'yıkım müteahhitliğinin', sahici bir olgu olduğunu da öğrenmiş olduk.  Avşin İnşaat ve taşeronu Yamankont firması sayesinde.  Yıkım müteahhitlerine belediye kaynaklarından ödenecek o 'hak ediş' de Türk sanatı adına helal edilmeli...
İnsanlık Anıtı'nın parçalanması, uluslararası ajanslarda yer bulurken, fotoğrafları da Wall Street Journal'ından, La Liberation'ına kadar, önde gelen Avrupa gazetelerinde yayımlandı.  AB'nin Türkiye'ye ilişkin bir sonraki İlerleme Raporu kasım ayında... Daha yedi ay var demeyin. O raporda, İnsanlık Anıtı'nın nasıl yer alacağını şimdiden kestirebiliyoruz.

YIKILAN, TÜRKİYE'NİN SAYGINLIĞI
Ama en kötüsü bu da değil. Ne olacak ki, son tahlilde AB'ye rest çekebilecek argümanlar her zaman üretilebilir. Raporlar gelir, raporlar geçer. Ve lakin olay, bütünlemesi olmayan berbat bir karne; ucube bir insanlık numunesi olarak tarihteki yerini aldı bile.  Kanal İstanbul'u tartışmanın cazibesi, gölgelemiş gözükse de bu böyle. Yıkılan, Türkiye'nin saygınlığı oldu.
Kanal İstanbul'u nasıl değerlendirdiğini, Erdal Eren'e sordum. (Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB) Başkanlığı'nı kısa süre önce bıraktı.) Koltuğu devrettiği Emin Sazak'ın babası Güven Sazak'ın cenaze töreninden dönüyordu. 'Mühendis' olarak konuştuğunu vurgulayarak, güzergah tam çıkmadan hafriyatın belli olmayacağının, hafriyat belli olmadan da diğer hesapların yapılamayacağının altını çizdi. Yapılaşmanın daha sağlıklı bir zemine oturması açısından kötü görünmediğini belirtti ve şu değerlendirmeyi yaptı:
 'İstanbul'da kuleler yükseliyor. Ama altyapı aynı altyapı. Dünyanın hiçbir yerinde büyük metropollerde imar değişikliği yapılmaz. Dört katlı binalar yıkılıp yerine 20-30 katlı kule inşa edilmez.  Proje belki konut stokunu altyapısıyla yeni zemine kaydırabilir. Ama tartışacak çok şey var. Bu haliyle proje değil, sadece bir fikir egzersizi gibi görünüyor.' 
Evet, Kanal İstanbul, bir egzersiz gerçekten.  İstanbul'u bekleyen büyük depremin,12 yıl içinde gerçekleşmeyeceği varsayımına dayalı bir egzersiz üstelik.

<p>24 Ekonomi Müdürü Sadi Özdemir, yeni haftada ulusal ve  uluslararası piyasaların nabzını ve tüm b

Altın ve dolarda nasıl bir seyir var?

Adana'da yanan ormanlık alanlar tekrar ağaçlandırılmak üzere hazırlanıyor

Yaren Leylek ve Adem Amca, 10'uncu yılda da buluştu

Bitlis'te besiciler kış şartlarındaki zorlu mücadelesi