• $8,155
  • €9,7089
  • 457.312
  • 1393.24
08 Haziran 2011 Çarşamba

Yeni anayasa ve 'Batı'yı ikna etmek

Üç liderin Diyarbakır mitingini de yerinde  izledim.  Birbirine benzemez üç mitingi, iki ortak payda birleştiriyordu:  İlki  güvenlik. Tek tek her mitingde de ruhları kuşatan huzursuz, tedirgin bekleyiş, yerini 'oh' duygusuna bıraktı...
 İkincisi 'Acaba ne söyleyecek?' merakı... Sağlıklı işleyen demokrasilerde, bir parti liderinin, ülkenin herhangi bir şehrine gitmesi kırmızı alarm çaldırır mı? Sorusu dahi tuhaf. Fakat tam da bu nedenle 'Ne söyleyecek?; üç mitingin de ana temasına dönüşmüştü.    
MHP liderinin bazı konuların telafuzzunu dahi 'zul sayan' yaklaşımı biliniyor. Çoğunluk için sürpriz sayılmayacak olsa da Diyarbakır miting konuşmasında dikkatimi çeken saklı bir kodun altını çizeyim:  Bahçeli, 'sizler bu ülkenin iştirakçisi ya da hissedarı değil sahiplerisiniz' sözüyle,  Kürt siyasi hareketinin '1921 Anayasası'na dönüş' talebine yanıt vermiş oldu. Daha doğrusu, MHP açısından, bu talebin kabul edilemezliğini vurguladı.
MHP Genel Başkanı Bahçeli Diyarbakır'a geldiğinde, hala Başbakan Erdoğan ile Kılıçdaroğlu'nun mesajları konuşuluyordu. Çoğunluk; her iki liderin mesajlarını genel manada 'Bir şey dememiştir, içi boştur' diye özetlese de Diyarbakır adına bu ziyaretleri önemsediklerini saklamıyor.
Havaalanına giderken, Bağlar'da bir kahvede soluklandım. Sokağı yeni yakılmış bir lastiğin dumanı sarmıştı. 'Maviş' lakaplı Ömer'den kağıt mendil aldım. Derslerini sordum
-onun yalancısıyım-, teşekkür getirdiğini söyledi. Kahvedeki televizyonda akşam haberleri açıktı. Masalara baktım. Erdoğan ile Kılıçdar- oğlu'nun 'kaplan-diş' polemiğini;   uzak, yabancı bir tebessümle izliyorlardı. 
Tümü de BDP'nin desteklediği bağımsız adayların seçmeniydi. Seçimler için en çok merak ettikleri soru, herkesin merak ettiği konuydu: AKP kaç milletvekili çıkarır?.. 'Bu neden önemli?' dedim. AKP,  Anayasa'yı  tek başına değiştirme gücüne sahip olursa, 'bu mesele' çözülür mü? dediler. Sizce dedim?  'Vallahi çözülmesi lazım artık' dedi birisi. Hükümete duyulan tepkiye rağmen, ben bu konuda, 'alçak perdeden' bir ümidin saklı olduğunu hissettim.  Lakin aynı çay içme süresinde şu soru da geçti:
'Peki, anayasayı değiştirecek  sayı çıkarsa, Başbakan Batı'yı nasıl ikna edecek?'   
Duraksadım.  Uçağın kalkma saati yaklaşıyordu. Kalkarken, bu soruda ne çok analiz gizlendiğini  düşündüm.  Başkanlık sistemi, milliyetçi oyları çekme, anayasanın ilk üç maddesi, bölünme korkusu, yerel yönetim özerklik şartı...Temel derdini, 'iş ve aş'tan çok;  'anlaşılamamak' olarak ifade edenlerin yaşadığı bu topraklardaki, anlama çabasını ise daha etkileyici buldum.
Yeni anayasanın uzlaşmayla yapılabilmesi için öfkeden arınmışlığa ve sağduyuya ne kadar çok ihtiyacımız olduğunu bir kez daha düşündüm.
Not: Gazetecilikte 'yazı günü' denilen fenomen, bazen gelişmelere yenilir ve yazanda huzursuzluk doğurur. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, Nuray Mert'e miting meydanından 'güya bayan olacak' girişiyle 'namert' dediği gün, cumaydı. Sonraki ilk yazı günümse bugün. İyi dileklerimi Mert'e; üzüntülerimi ise AK Parti'nin Türkiye genelindeki 2  milyon kadın üyesine gönderiyorum.

<p>Koronavirüs salgınının uzun süredir kontrolden çıkmış olduğu ABD'de son durum ne? Aşılama süreci

ABD'de koronavirüs salgınında son durum

Beşiktaş, Erzurum'a ayak bastı

Zonguldak'ta dereden akan çamurlu su denizin rengini değiştirdi

Nisan ayında yağan kar Domaniç Dağları'nı beyaza bürüdü