• $8,458
  • €10,2767
  • 500.973
  • 1441.33
04 Kasım 2012 Pazar

Hükümet aslında zamanla yarışıyor

Tekirdağ 2 No'lu F Tipi Cezaevi'nden mektup aldım. Açlık grevindeki bir hükümlüden geldiğini tahmin etmek güç değildi. Ama iki sayfalık mektupta, tek imla hatasının bulunmayışı, el yazısının güzel; Türkçe'sinin ise 'dışarıdaki' çoğumuzdan düzgün oluşu dikkat çekiciydi. Faruk Kaya'nın
'GÖRÜLDÜ' damgalı mektubunu sonuna dek okudum.
Uzun uzun Kürt meselesini anlattığı mektubunda Kaya, bilinen iki talebi tekrarlıyor:
'Öcalan'ın sağlık, güvenlik, özgürlük koşullarının sağlanması' ve 'Kürtçe önündeki ana dilde eğitim ile mahkemelerde savunma üzerindeki engeller olmak üzere, tüm yasakçı politikaların son bulması.'
Mektubu okurken partisinin Kızılcahamam'daki kamp açılışında konuşan Başbakan Tayyip Erdoğan, sözü açlık grevlerine getirdi. Garip bir andı... Mektuptaki taleplerin cevabını aynı anda TV'den dinliyordum: 'Biz sizin söylemenizle bu tür eylemi yapmanızla terörist başını oradan çıkarıp evine göndermeyiz'.
Peki bu cümlede şaşırtıcı bir yan var mı? Başbakan, bu konudaki fikrini ilk kez açıklamadığı gibi (arşivden, Öcalan'ın ev hapsine alınma talebini sert ifadelerle geri çevirdiği en az iki haber çıkarılabilir) açlık grevi nedeniyle fikrini değiştirmesini beklemek Erdoğan'ı tanımamak anlamına gelir.
PAZARLIK  ALGISI YARATMASIN DİYE
'Dayatma'ya boyun eğdiği algısını yaratmamak, Erdoğan için öyle birincil planda ki, sırf bu algı oluşmasın diye, açlık grevlerini hafife aldığı izlenimi doğuran sözler dahi söyledi. Neyse ki, önce siyasi danışmanı Yalçın Akdoğan Star'da; ardından dün bizzat Başbakan bu durumu onaracak bir üslup değişikliğine gittiler. Erdoğan'ın 'Cezaevlerinde bulunan herkesin, hangi suçtan olursa olsun, canı, sağlığı, onuru devlete emanettir' sözleri, geç de olsa sorunun ağırlığının anlaşıldığını yansıtıyor.
Ancak açlık grevlerinin 54. gününde bu sözlerin içinin nasıl doldurulacağı her şeyden önemli. Zira Başbakan, Öcalan'ın avukat görüşmesine de karşı. Burada 'avukatları' ile 'avukat' arasında ince bir ayrım, daha doğrusu bir belirsizlik mevcut. Adalet Bakanı Sadullah Ergin bir süre önce TV'de Öcalan'ın, süren KCK-PKK davalarını etkileme, yeni bir suç unsuru oluşturma ihtimali sebebiyle 'avukatlarıyla' görüşmesine sıcak bakmadıklarını net olarak ifade etmişti.
GELMEYEN CEVAP
'Bağımsız avukat' formülü de zaten buradan çıktı. Diyarbakır Baro Başkanlığı görevini dün bırakan Mehmet Emin Aktar'la konuştum. Aktar, bakanlıkla biri 11, diğeri 23 Ekim'de iki kez görüştü. Sorunun çözümüne insani katkısı olacaksa, yanında bir avukat daha olması koşuluyla İmralı'ya gidebileceğini iletti.  
Aktar, talebinin halen 'Değerlendiriliyor' aşamasında olduğunu söylüyor. Olumlu-olumsuz cevap gelmemiş. Geçen pazar, AK Parti'li eski bir milletvekili (isim vermiyor) Aktar'ı arayıp, 'Hala aynı yerde misiniz?' diye sormuş. Bu gelişme ilginç. 
Sonuçta, Akdoğan'ın vurguladığı gibi 'herkesin çözümden anladığı farklı da olsa' siyasi resmi ve sivil irade, 'bir şekilde' devrede. Ama zamanla yarışılıyor... 'Cezaevlerinde bulunan herkesin, hangi suçtan olursa olsun, canı, sağlığı, onuru devlete emanet...'

<p>Bedir Acar: </p><p>'Kur'an'da iki yerde geçen ve Hz. Ya'kūb'un ikinci adı veya lakabı olan İ

Vicdan öldüğünde geriye ne kalır?

Milli Eğitim Bakanı Selçuk, emekli öğretmenlerle çevrim içi bayramlaştı

İşgalci İsrail, içlerinde hamile bir kadınında bulunduğu ailenin tüm fertlerini öldürdü

Mehmetçiğin dikkati Doğu Akdeniz'de faciayı önledi