• $8,1083
  • €9,7106
  • 454.981
  • 1378.37
15 Haziran 2011 Çarşamba

Helallik vermeden uzlaşma olur mu?

ARTIK anahtar kelime, 'uzlaşma'. Korkarım ki, bu sözcüğe 'istiap haddi'nin çok üstünde anlam yüklüyoruz ama tercih edeceğimiz daha iyi bir seçenek yok. İhtiyaç öyle büyük; daha işin o kadar başındayız ki, bu sihirli sözcüğü, her gün her saat duyacağımızdan kimsenin kuşkusu olmasın.
Oysa hatırlıyor musunuz, dört gün öncesine kadar en fazla tartıştığımız kelime neydi? Üslup.  Alev topuna dönmüş o meydanlarda, bütün liderler sert çıkışlar yaptı. Ama kabul edelim ki, hiçbiri Başbakan Tayyip Erdoğan'ın kullandığı dil kadar etki yaratmadı.
Bununla birlikte sert/kırıcı üslup tartışması sürerken ilginç bir durum daha gözlendi: Ne kadar sertleşse; ne kadar 'kavgada bile söylenmeyecek' sözler söylerse söylesin, Başbakan'ı bilen, izleyen hemen herkes, bu dilin, seçimler bittiği an terk edileceğini; dahası 'balkon konuşması'nda da telafi edileceğini tahmin ediyordu.
Nitekim beklenen oldu. Erdoğan, 'incittiği siyasilerden' helallik istedi.
Gelgelelim,  'incitilen' isimlerden ikisi, bu helalliği vermiyor... Ne Kemal Kılıçdaroğlu ne de Demirtaş. Ana muhalefet lideri, açıkça 'vermiyorum' dedi. Durmadı; 'helallik çağrısını' ikiyüzlü bir tavır olarak gördüğünü söyledi. Sonra da ekledi. 'Eğer kırdığını biliyorduysa, hemen ertesinde özür dilemeliydi.'
Kürt siyasi hareketinin önemli isimlerinden Selahattin Demirtaş da açık konuştu:  'Ne Zerdüştlüğümüz kaldı, ne zorla kepenk kapattırdığımız. Başbakan'ın seçim sürecinde bize karşı kullandığı dil iz bıraktı, tahribat yarattı. Kırgınız.'
İnsan ilişkilerinde yazısız bir kural vardır: Biri size kırıldığını söylüyor ya da hissettiriyorsa, ona 'Hayır kırılmış olamazsın' denmez. Oturulup hatanın nerede nasıl yaptığı düşünülür. Bunu duymak sizin için önemliyse de 'tamir' yollarını ararsınız. Belki başarır belki de başaramazsınız, ama en azından denersiniz.
Şunu demek istiyorum: 'Uzlaşma'nın, diline çok ihtiyacımız varsa ve bu dil önümüzdeki ayları, yılları, ülkenin geleceğini, çocuklarımızın hayatını belirleyecekse;  önceliği, meydanlardaki dil yarasının izlerini onarmaya vermek gerekiyor.
'Balkon konuşmasını' bir de bahçeye taşıyarak sözgelimi...
'Balkon konuşmasında' siyaseti soğutan mesajlar vermeye özen gösteren Erdoğan'ın bu tutumunun sürdürmemesi için hiçbir neden yok.  Çünkü konumundan dolayı Başbakan'ın kullandığı üslubun, geniş zamanlı 'anlam üretme' özelliği var. Hep de olacak.
O FOTOĞRAF
Dünkü gazetelerde ajanslardan gelen bir fotoğraf vardı. CHP İzmir İl Örgütü'nde bir çalışanın fotoğrafı. Seçim sonuçları açıklanmış. Kahrolmuş partili, başını iki elinin arasına almış. Nerede oturuyordu o partili biliyor musunuz? Açılmamış doküman balyalarının üzerinde. Muhtemelen seçim çalışmasında halka dağıtılmak üzere hazırlanmış basılı tanıtım yayınları. Ama seçimden çok önce dağıtılması gerektiği halde, açılmamışlardı işte...
Bugün CHP yönetimi, seçim sonuçlarını tartışacak. Nerede hata yapıldığı konuşulurken, bu fotoğrafı hatırlatmak istedim.

<p>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Esen Koronavirüs'ün kalp rahatsızlığı olanlar üzerindeki etkis

Koronavirüs Kalp Krizine Yol Açar Mı?

Güvenliğin dikkati, hayatını kurtardı

Polisin ikna çalışması sonucu teslim olan terörist ailesiyle buluşturuldu

Osmanlı döneminde padişahların iftar sofralarını süsleyen yemekler