• $9,6153
  • €11,2367
  • 553.564
  • 1479.93
17 Mayıs 2013 Cuma

Gül’ün Reyhanlı ziyareti

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 51 kişinin öldüğü bombalı saldırıdan beş gün sonra Reyhanlı’yı ziyaret etti. 
Başbakan Erdoğan’ın, Amerika’da Obama’yla görüşmeye hazırlandığı saatlerde gerçekleşen bu ziyaret, tv’lerde hak ettiği ilgiyi göremedi. 
Cumhurbaşkanı’nın Reyhanlı konuşmasında; bölgedeki nüfus artışı ile istihbarat zaafiyetine değindiği bölümler, -eğer bir şeyler yapılacaksa- facianın analizi açısından,  ele almaya değer. 
Ama bundan önce Gül’ün söz etmediği bir unsurun da dikkat çekici olduğunu not düşelim. Cumhurbaşkanı, Reyhanlı’daki konuşması boyunca, dini ve mezhebi bir kavrama yer vermedi. Bunun, hassasiyet gözeten bilinçli bir seçim olduğunu düşünüyorum.

SAHİPSİZLİK DUYGUSU
NÜFUS ARTIŞI:Gül, bölgede nüfusun “birdenbire olağanüstü şekilde arttığını, bunun sonucunda çok hassas durumların oluştuğunu, adi olayların da birden arttığını” söylüyor.
Gerçekten de Reyhanlı’da, son sayıma göre 63 bin olan resmi nüfus, Suriye iç savaşının sürüklediği göçmen 
dalgasıyla 150 bini aştı.
Profili belli olmayan, mülteci, “savaşçı” gizli ajanların birbirine karıştığı, en kötüsü de denetlenmeyen bu artış, kaosa zemin hazırladı. 
Sonuç ortada.
Saldırının ardından Suriyeli göçmenlerin can güvenliği kaygısıyla yöneldiği tersine göçün sonuçları şimdiden bilinmemekle birlikte, bu denetim artık başlamak zorunda.
Cumhurbaşkanı’nın kullandığı “birdenbire” ifadesi, üstü örtülü olarak bu denetimsizliği yansıtırken, Reyhanlılılar’ı derinden etkileyen “sahipsizlik” duygusunun da temelini oluşturuyor.
Saldırının ertesi günü sokakta görüştüğüm bir ilçe sakini  “Kendinizi bizim yerimize koyun. Tanımadığınız kişileri ne kadar misafir edebilirsiniz?” derken, taziye evindeki kadın “Biz de Suriyeliler kadar hakkımızı istiyoruz” 
diye bağırıyordu.  
Bugünlerde Reyhanlı halkına, dört bir yandan ve sürekli birlik-beraberlik çağrısı yapan bütün devlet adamı ve kurumların, bunu sağlayacak koşulları hazırlaması gerekiyor.

KOORDİNASYON OLSAYDI
İSTİHBARAT ZAAFİYETİ:
Gül’ün şu sözleri ise bir yandan devleti gözetmeye çalışırken, içerdiği mahcubiyet ile ikna olmayı zorlaştırıyor:
“Emniyet ve istihbarat koordineli çalışmıştır ve çalışmaya devam edecektir. Her iki teşkilat da bugün zanlı olarak mahkemeye taşınan isimleri zaten takibe almışlardı ve takip ediyorlardı. Ve bu tip bazı eylemlerin olabileceğinden kuşkulanıyorlardı. Her iki teşkilatın da uyarıları vardı. 100 olaydan 99’unu önlersiniz, bunları duyurmazsınız. Ama bir tanesi elden kaçınca bu acılar çıkıyor. Durum budur. Şüphesiz ki hepimizin görevi yüzde 100 başarılı olmak. Böyleyken nasıl oldu da kaçtı? Bununla ilgili de gerekli çalışmalar yapılıyor.”
Emniyet ile istihbarat gerçekten koordineli çalışsaydı, ne bu facia yaşanır, ne de Başbakanlık Teftiş Kurulu olayı incelemek üzere görevlendirilirdi. İşin bu kısmı, güvenlik bürokrasisini fevkalade ilgilendirebilir. Benzer faciaların tekrarlanmaması için anlam taşıyabilir. Fakat varılan ve varılacak yerin, canından can koparılmış insanlar gözünde zerre kadar önemi olmadığı biline.

<p>Futbol, sahaları aşıp evlerimizdeki televizyonlara, günlük  aktivitelere ve tabi ki son olarak oy

Neden PES Atarız?

Kütahyalı marangoz ahşaptan susuz ceviz soyma makinesi icat etti

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (22 Ekim 2021)

Eren-13 operasyonları kapsamında 4 terörist etkisiz hale getirildi