• $7,3996
  • €8,9788
  • 441.947
  • 1541.46
18 Kasım 2011 Cuma

Göçmeyip ölsün mü Vanlı

Keyfi yerinde olan insan göçer mi?  Mecburiyet göçün doğasında var:   Savaş, güvenlik, yoksulluk, afet.
Van'a depremin dördüncü günü gitmiştim. Hava günlük güneşlikti.
Gerçi polisin asabı, o ilk günlerde bile bozuktu.
Henüz tazyikli su sıkmaya başlamasa da çadır kuyruğundaki evi başına yıkılmış vatandaşları, silahını kastederek 'Sıkarım kafana' diye dağıtıyordu.
Buna rağmen, iyimserlik henüz tükenmemişti. Hemen herkes, ilk depremin vurduğu 23 Ekim ve izleyen günlerde, kış bastırıncaya dek geçecek birkaç haftada barınma sorununun çözüleceğini umuyordu.
Hatta emindi. Fakat herkes yanıldı, hepimiz yanıldık. 
İnsanlar soğuktan donuyor. Karınlarını doyurmak için kuyrukta bekliyor.
Çadır kentler çamur deryası.
Yüzlerce çocuğa zatürree teşhisi konuldu. Zihinsel engelli bir çocuk öldü. 

24. GÜNDE KOORDİNASYONSUZLUK

Depremin 24. gününde hala 'koordinasyonsuzluktan' söz ediliyor...
Sanki kaynakları yetmeyen, imkansızlıklar içinde kıvranan, bürokrasisi iyi çalışamayan bir devletmişiz görüntüsünün şaşkınlığını üzerimizden atamıyoruz.
İçimizi acıtan manzaralar sürerken, kimse istifa etmedi, kimse görevden alınmadı.
Böyle bir tabloda  'Van'ı terk etmeyin'  demenin hiçbir karşılığı yok.
Ağlaya ağlaya terk ediyor Vanlılar kentlerini.
Her canlının doğasında olan hayatta kalma,  korunma içgüdüsüyle terk ediyor.
Mersin'e, Urfa'ya, Antep'e, Diyarbakır'a her gün onlarca otobüs kalkıyor.

ZORUNLU GÖÇ, TRAVMA ÜRETİR
'Göçle kentin ruhu gitti. Giden geri gelmeyecek' diyor Van Muhtarlar Derneği Başkanı Temez Demez.
Ne kadar dokunaklı bir çığlık bu.
Fakat mesele Van'ın ruhunun kayboluşuyla sınırlı kalmayacak.
Her zorunlu göç, travma üretiyor. Güvenlik, barınma, geride bırakılanlar ve karşılaşılacak yeni durumların hepsi, karmaşık bir baş etme süreci anlamına geliyor.
Türkiye'nin yakın tarihi ve demokrasisi; sebepleri farklı olsa da sayısız 'göç'ün yol açtığı travmalarla malul.
Van depremi göçü, kaçınılmaz biçimde kendi sosyolojisini yaratacak. 
Van Terminali'nden kalkan o otobüsler, yakın gelecekte toplumsal ilişkileri ve siyaset yapma biçimlerini belirleyecek. Asayişten hukuka,  çarpık kentleşmeden, yatırım kararlarına kadar.
Tıpkı 90'larda Güneydoğu'da köyleri boşaltılıp yakılan ailelerin çocuklarının, 2000'li yılların siyasetini etkilemesi gibi. (Haklarında özel ceza yasası çıkarılmış 'taş atan çocuklar'ın büyük kısmı, kurtarabildiği yatağı yorganıyla göçe zorlanan o köylülerin çocuğu.)
O yüzden çok merak ediyorum:
Bugün otobüs camlarının ardında gözyaşlarını izlediğimiz Vanlı çocuklar, mecburen ve 'kenardan' katılacakları metropollerde nasıl büyüyecekler sahi.

<p>Türkiye'nin aşı haritası erişime açıldı. Vatandaşlar bunun  takibini nasıl yapabilir? İ<span>ki d

Aşının koruyuculuğu ne zaman başlar?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Beş asırlık Tarihi Maraş Çarşısı'nın dış cephesi yenileniyor

Haftanın yalanları