• $8,5078
  • €10,289
  • 499.476
  • 1441.33
05 Haziran 2013 Çarşamba

Gezi Parkı’nın çözüm troykası: Gül-Arınç-Önder

Çok değil, üç gün öncesine kadar “çapulcu”, söyleyenin otoritesini pekiştiren bir aşağılama sıfatıydı. 
Bugün; Garanti Bankası Genel Müdürü Ergun Özen, yönetmen Zeki Demirkubuz dahil, on binlerin gururla sahiplendiği bir sözcük. 
Talcid mide ilacıydı. Biber gazının etkisini azalttığı, beş gün önce keşfedildi. Peki inşaat işçilerinin harç kararken taktığı eldiven, gaz bombasının sıcak kapsülünü havada yakalamaya yarıyordu. Deniz gözlüklerini hiç sormayın. Onun da sürreel film sahnelerini hatırlatırcasına, bulvarlarda, kasklı, kalkanlı polisleri karşısında rengârenk kullanıldığını gördük. Gaz bulutunun yakıcı etkisini azaltıyormuş meğer. 
Ve bir hafta geçmedi Sırrı Süreyya Önder, Gezi Parkı’ndaki greyderin önündeki çamurların önüne kendisini atalı. Dün kravatını takmış (evet kravat) Köşk’e çıkıyordu. 
Bütün bunlar bir haftada oldu... 
İçişleri Bakanı Muammer Güler de bir hafta önce, hayal bile edilemeyecek toplumsal dalgalanmanın resmi aktörü olarak, dün Meclis kürsüsündeydi. 

ORANTISIZ GÜÇ “İDDİASI”(!) 
Güler, polisin orantısız güç kullandığı “iddiası”ndan(!) canla başla(!) çalışan polislerin stresinden, kamu binalarından ve 70 milyon liralık zarardan söz etti. 
Ne, iki gün üst üste sabah ezanını müteakip parkta nöbet tutarken uyuyanlara gaz bombası atıldığından, ne Antakya’da ölen 22 yaşındaki Abdullah Cömert’ten, Antalya’da gözünü kaybeden 18 yaşındaki Vedat Oğuz’dan söz ediliyordu konuşmada. Sokak aralarında insanlara tekme tokat girişen “eli sopalı”ların kimliğini, polislerin kask numaralarını kâh keçeli kalem, kâh pet şişe etiketiyle kapatmalarının sebeplerini de anlatmadı Sayın Bakan. 
Güvenlik bürokrasisi zihniyetinin kamu zararı kayıtlarını ince ince tutmak ve polisin stresinden başka konulara odaklanmadığını bilenler için, konuşmanın sürprizi yoktu.  

DEVLET AKLI 
Sonuçta Güler’in Meclis konuşması, “iki müfettiş inceliyor” retoriğini aşamadı. Oysa Gezi Parkı eylemlerinde, polis sadece orantısız değil, hasmane şiddet uyguladı. Münferit değil, basbayağı sistematikti. Güler’in bazı ifadeleri, Başbakanvekili Bülent Arınç’ın Cumhurbaşkanı ile istişare ederek düzenlediği basın toplantısındaki mesajların etkisini zayıflattı. “Etki” derken tabloyu tersyüz bir atmosferden değil, Başbakan’ın “Yüzde 50’yi evlerinde zor tutuyoruz” şokuyla kıyaslandığında makul gelen ve o pozitif ifadeleri kastediyorum. 
“İstesek interneti keserdik” sözü, bütün talihsizliğiyle kayıtlara geçse de; 
Arınç’ın, Abdullah Cömert’i anması, Gezi Parkı’nda polis şiddetine uğrayanlara “özür borcumuz var”, “ ders çıkardık” sözlerini, referandumdan bahsetmesini, artı hanesine yazmak gerekiyor... 
Sonuçta, Ankara’nın resmi yüzünde, dün farklı bir rüzgâr esti. Devlet aklının -üstelik Erdoğan yurtdışındayken- tansiyonu düşürme kararı aldığı anlaşılıyordu. Gül, Arınç ve Gezi Parkı’nın sembol ismi Sırrı Süreyya Önder arasındaki hızlı görüşme trafiği, bir tür “çözüm troykası” gibi çalıştı. 
Bu iradenin, öncelikle polis şiddeti, sonra da kitlelerin talepleri bakımından, ne kadar samimi olduğuysa, bugünden itibaren test edilecek.

<p>Tarihçi-Yazar Koray Şerbetçi bu hafta Kestirmeden Tarih  programında Kudüs özel bölümüyle karşını

Medeniyetlerin aynası Kudüs… Kadim şehre kim ne getirdi?

NASA Mars'ın 3 boyutlu görüntülerini yayınladı

Düştüğü dere yatağında 5 gün mahsur kaldı

Mersin sahilinde bulundu! Sahil güvenlik hemen çalışma başlattı