• $7,362
  • €8,9057
  • 410.175
  • 1528.82
11 Ocak 2012 Çarşamba

Başbakan tutum mu değiştirdi?

Bir gece önce, emekli Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ için 'Arzumuz, tutuksuz yargılanması'  diyerek manşet yıktıran Başbakan Tayyip Erdoğan, dün temkinliydi.
Gazetelerin bu manşetle çıktığı gün Erdoğan'ın, 'Ortada ciddi suçlamalar var. Demokratik yönetimi alaşağı etmek gibi' sözleri, belirgin bir 'tutum ayarı' oldu. (Oysa aynı Erdoğan, bir gün önce 'yorum yapmak istemediğini' belirtmişti.)
Başbakan'ın bu kadar kritik bir konuda yirmi dört saat geçmeden değiştirdiği tutumun izahı olmalı.
Norveç Başbakanı'yla ortak basın toplantısındaki soruya verdiği o cevaptan, grup saatine kadar geçen zaman içinde yaptığı istişarelerde, Erdoğan'ın, 'Sözleriniz sıkıntı yaratabilir' niteliğindeki telkinleri dikkate aldığını düşünüyorum. Özellikle tutuksuz yargılanma arzusunun, Özel Yetkili Mahkemeler'e eleştiri gibi algılanacağı, böyle bir algının risklerinin hatırlatılması üzerine 'düzeltme'  yoluna gitmiş olma ihtimali düşük değil. 
Nitekim grup toplantısından hemen sonra Başbakan'ın, CHP lideri Kılıçdaroğlu hakkındaki Özel Yetkili Savcı'nın fezlekesi sorulduğunda 'normal'  bulup, 'Bugünkü konuşması da fezleke konusu' sözleri, bir dengeleme ihtiyacının yansıması gibiydi. 
DÜŞMAN CEZA HUKUKU
Fakat bu durum, sorunun sadece bir parçası. 'Düşman ceza hukuku' anlayışı büyük fotoğrafta durdukça, kriz de bitmez tartışma da.
İktidarda kimin olduğundan ve döneminden bağımsız olarak düşman ceza hukuku, devletin düşman ihtiyacından beslenen bir zihniyetin ürünü. Bugünkü tabloya baktığımızda Özel Yetkili Mahkemeler ile görev alanında tanımlanan 'silahlı terör örgütü' suçlamasında, bize öğretilen evrensel hukuk normlarından başka bir muhakemenin çalıştığını görüyoruz. 
Soğuk Savaş döneminde 'komünizm' sözcüğüne yüklenen anlamlar ve yaratılan tahribat ne ise 'silahlı terör örgütü' suçlaması bugün benzer işlevi görüyor. Bilinen karşılığı suikast, bombalama, kitlesel cinayet, katliam diye sayılan 'silahlı terör örgütü', bugün Genelkurmay Başkanı'ndan, ömründe silah görmemiş lise öğrencisine kadar herkesin kolaylıkla suçlandığı bir alana dönüştü.

'Başbuğ bankaların umurunda mı?'
Telefondaki ses,  görmüş geçirmiş bir müteahhide ait. Adının yazmamamı rica ediyor. (Kahir ekseriyet gibi o da korkuyor)
Sorum, 3. Köprü iptaline dair. Kaynağım tane tane anlatıyor:
-Şimdi hesap şu. 7 milyar dolar İzmit Körfez Geçişi, 1.2 milyar euro Ankara hastaneleri. 600-700 milyon dolar da iki Hızlı Tren Projesi. 
Etti mi 10 milyar dolar? Bunun üzerine koy 3. Köprü'nün 6 milyar dolarlık finansmanını. Etti mi 16 milyar dolar?
-Yani?
- Bu, Türkiye'nin böyle bir dönemde dünya piyasalarından çekeceği para. Peki var mı böyle bir para? Yok tabii ki. Herkes kan ağlıyor.  Yanlış olan,  bunu göre göre ihale yapmaktı. Teklif gelmeyeceği zaten belliydi. 
-O zaman niye 18 firma şartname aldı?
-Bugün almamışlardı ki, aylar önce. Temdit temdit diye diye Christimas'ın ertesine koyarlarsa olacağı bu.
Peki son soru? Hiç teklif gelmemesinin, yabancı yatırımcıların Türkiye'deki siyasi ortamdan duyduğu endişeyle ilgili olduğunu söyleyenler var?
Gevrek gevrek güldü telefondaki ses:  Yok canım. Başbuğ Paşa tutuklanmış, bankaların umurunda mı? 
Toplumdaki ayrışmadan şikayetçi olan herkes buyursun. Bunun tam adı, siyasetle reel ekonomi arasındaki kopuştur. Belki de serbest piyasa ekonomisi tam da budur.

<p>Türkiye, CHP'li belediyelerdeki çöp rezaletini konuşuyor. Nuh Albayrak, Maltepe'deki çöp toplama

CHP'de 'çöp' krizi ve Bülent Tezcan'ın 'Maltepe' yalanı

Düzce'de altyapı çalışması sırasında şans eseri bulundu!

Her yerde uyuyabilen vurdum duymaz insanlar

Endonezya'nın Sinabung Yanardağı'nda hareketlilik