• $7,4183
  • €8,9862
  • 437.528
  • 1467
28 Eylül 2012 Cuma

Başbakan kamuoyunu hazırlıyor

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, 30 Eylül'e üç gün kala, peş peşe TV programlarına konuk olması, planlı bir medya stratejisini yansıtıyor.
Bu programlar aracılığıyla, Başbakan'ın kongre arifesinde kamuoyunu hazırlamayı (ve/ veya oluşturmayı) hedeflediği anlaşılıyor.
Çarşamba akşamı Kanal 7 ve Ülke TV'de ortak yayımlanan 'İskele Sancak''ta yaptığı açıklamaların sadece başlıkları dahi, -etki alanına bakılırsa-  'kamuoyu hazırlama' stratejisini doğrular nitelikte. 
'Masayı kim devirdi, niye devirdi', 'yeni bir Oslo süreci başlar mı', 'İmralı'yla görüşme (Başbakan'ın bugüne kadar 'İmralı' dediği Öcalan'dan bu programda 'Ada' diye söz ettiğini not düşelim)  ekonomi, doğalgaz zammı, dış politika konularında verdiği mesajlar, yaygın bir alanda hararetle tartışılmaya başlandı bile.

KONGREYE, NABIZLARI ÖLÇE ÖLÇE GİDECEK
Görünen o ki, Başbakan kongreye, TV programlarında  verdiği mesajların, siyasi muhatapları ile genel kamuoyundaki yansımalarını ölçe ölçe gidecek. Sadece iki saat sürecek konuşma metnine son şekli verme gayesiyle değil; sonrasında izleyeceği yol haritasının taşlarını döşemek için de. TV programları da Başbakan'ın zihnindeki yeni siyasi tercihler setini hayata geçirilmesi açısından da eşsiz bir mecra.
Açayım: 30 bin kişinin katılacağı iki saat sürecek bir konuşmada Başbakan, 'Çözüme dönük her şeyi yapmak durumundayız' cümlesini sarf eder. Ama aynı kürsüde, 'Ada ile görüşeceğiz' ya da MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın ifadeye çağrıldığı olaya atfen 'Sonra benim üzerime geleceklerdi' demesi beklenmez. Bu cümleleri kurabilmesi için kendisine soru yöneltilmesi gerekir.

CHP'NİN ROLÜ VE KARŞILIKLI GÜVENSİZLİK
'Gelin hep beraber bu taşına altına elimizi koyalım. Ne gerekiyorsa yapalım' sözleri, Başbakan'ın o programdaki en yaşamsal mesajıydı. Keşke, iyimserliğe çok ihtiyaç duyduğumuz  şu günlerde, bu sözün, günlük siyasete, zehir zemberek polemiklere kurban edilmeyeceğinden emin olsak.
Ne var ki, iktidar ve ana muhalefet partisinin 'karşılıklı güvensizlik tarihi' buna engel oluyor. Tam da bu sebeple, Erdoğan'ın CHP'ye hitaben 'Meclis açılınca,' hani ekipleri çalıştıracaktık' diyeceğiz' sözlerinin nasıl karşılık bulacağını kestirmek zor.  
Başbakan, CHP'nin biri Meclis'te diğeri Meclis dışında olmak üzere iki komisyonlu çözüm önerisini getirdiğinde 'Eğer MHP yer almazsa iki parti çalışalım' teklifini anımsatıyor. Ana muhalefet partisi, Başbakan'ın bu önerisine sıcak bakmadı. Konuyu Ramazan'da basına verdiği iftarda Genel Başkan Kılıçdaroğlu'na sorduğumuzda Kılıçdaroğlu, iki parti yetkililerinden oluşacak bir heyet yerine, tüm partilerin yer alacağı Meclis iradesini önemsediklerini söyledi. Ancak MHP, CHP'nin hazırladığı modelin içinde olmayacağını defalarca açıkladı. Dolayısıyla teklifin, o günkü haliyle 'akim' kaldığı açık. Bununla birlikte Kılıçdaroğlu, aynı cevabın içinde, yakında 'yeni adımlar' atılacağını da söylemişti. Yaklaşık iki ay geçmesine karşın ana muhalefet partisinden, -Oslo Mutabakatı'nı saymazsak-  'yeni' denebilecek bir adım gelmedi.
Sonuç olarak, terör sorunu ve Kürt meselesinin çözümünde yeni bir sayfa açmak istediği anlaşılan Başbakan'ın sözleri, CHP'nin kilit konumunun altını bir kez daha çiziyor. Ancak kesin olan şu ki, o 'beyaz sayfanın' her şeyden önce iktidar ve ana muhalefet partilerinin, güvensizlik tarihinde açılması gerekiyor.

<h3>Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kartoğlu, CHP'nin 'Militan' provokasyonunu AKŞAM TV

CHP neden 'Militan' provokasyonu yapıyor?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

İstanbul'da etkili olan yağışlı hava, trafikte yoğunluğa neden oldu

Yıldırım çarpmasının vücutta bıraktığı ilginç izler