• $7,3707
  • €8,9822
  • 442.885
  • 1551.57
20 Temmuz 2011 Çarşamba

'Anlık istihbarat' ve o çocuklar

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun hafta sonu yaptığı görüşmenin satır başları basına yansıdı. Öne çıkan başlık, Kılıçdaroğlu'nun 'ABD'den Kandil konusunda daha aktif olunmasını bekliyoruz'  mesajıydı.  
Peki 'aktiflik'ten kasıt neydi? CHP, Amerika'dan Kandil'e askeri operasyon mu talep etmişti?
Bu soruyu, görüşmede bulunan CHP Adana Milletvekili emekli Büyükelçi Faruk Loğoğlu'na yönelttim.
'Kesinlikle hayır' diyerek, o mesajı açtı Loğoğlu. 
Kılıçdaroğlu, Clinton'a 2007 yılında ABD ile gündeme gelen, 'anlık istihbarat paylaşımı'nı hatırlatmış ve şöyle demişti:
'Kuşkusuz ki hükümet bu anlaşmanın nasıl işlediği konusuna vakıftır. Ama bunu bizler de merak ediyoruz. Aradan dört yıl geçti ve bizim terör konusundaki acılarımız dinmedi.  Türk kamuoyu, ABD'nin yeterli adımları atmadığını düşünüyor.'
Clinton ise Kandil ve 'anlık istihbarat' sözcüklerini hiç kullanmadan 'Terörle mücadele kararlılığımız sürüyor' yanıtıyla yetinmiş.
Ne kadar tanıdık bir cevap derken, Riccardione'nin açıklaması geldi.

ERDOĞAN: 'BEDELİ NE OLURSA OLSUN'
TBMM Başkanı Cemil Çiçek'i ziyaret eden ABD Büyükelçisi Ricciardone'ye bakılırsa  -anlık kelimesini kullanmıyor ama- istihbarat paylaşımı sürüyor. Zaten, Clinton, Ricciardone, CIA Başkanı'nın son dört güne sığan Türkiye trafiği, iki ülke arasında 'terör' alanında yeni bir eşiğin işaretleri gibi duruyor.  
Başbakan Erdoğan'ın dün KKTC'ye hareket ederken yaptığı açıklamalar, bu izlenimi güçlendirdi.  'Kuzey Irak'tan' da söz eden son derece kritik mesajlar... Terörün bitmeyeceğini, ancak minimize edilebileceğini, artık farklı adımlar atılacağını ve mücadelenin 'bedeli ne olursa olsun süreceği' sözleri,  sert bir dönemin işaretleri.

13 ŞEHİT BEBEKKEN
Ne var ki, 'bedel' bazen zalim bir sözcüktür. İnsanı yok sayar...
Silvan'da şehit düşen çocuklar doğduğunda, ülkeyi yöneten hükümetin numarası 49'du. Şimdi 61.
Silvan'da şehit düşen o çocuklar 1991'de doğmuştu. Ben yine gazeteciydim. Başbakan Süleyman Demirel'di. Şimdi toprağın altındaki o çocukların doğduğu yirmi yıl önce de Güneydoğu'dan şehit haberleri geliyordu. Cenazeler o zaman da yürek paralıyordu.  Hükümet üyeleri terörle mücadelede kararlılıktan söz ediyordu.
Anneler ağıt yakıyor, bakanlar en üzgün yüz ifadeleriyle camide saf tutuyor, tören bitince, herkes kendi yoluna gidiyordu.
O çocukların doğduğu 1991'de, yirmi sene sonrasını tasavvur edip, bir şehit yazısı yazacağım aklımın ucuna gelemezdi.  
Doğru; genç bir gazeteci olarak, 'köylülere dışkı yediren komutan', Ankara Adliyesi'nde izlediğim ilk davaydı. (o zaman Kürt kelimesi kullanılmazdı)
Ama henüz Tansu Çiller Başbakan olmamış, 3500 köy, devlet kararıyla boşaltılmamış, daha doğrusu yakılmamış, hayvanları, yarım dönüm bahçeleri, evleri evi ateşe verilen Kürt köylüler kurtarabildikleri yatak yorganla Mersin'e Urfa'ya göç etmek zorunda kalmamış. Henüz onların sadece şiddet gören çocukları doğmamış, dağa da çıkmamış, 'terörist' olmamıştı.
Bu sebeple olsa gerek, meselenin er ya da geç çözüleceği ümidi, sanırım bir bilinçaltı iyimserliği olarak yürürlükteydi. 
Şimdi klavyenin tuşlarına dokunurken, tam bu anda doğan bebekler geçiyor gözümün önünden. Yoksul, üniversite okuyamayacak, 20'sinde askere alınacak o çocuklar.
Başbakan'ın 'bedeli ne olursa olsun' dediği anda doğan bebeklerin, 2031'in şehit adayı olma ihtimalleri, içimi ürpertiyor. Nokta.

<p>Bir önceki PPK toplantısında faizler yüzde 15'ten yüzde 17'ye yükseltilmişti. Ekonomistler, Merke

Merkez Bankası faiz kararını açıkladı

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Yol kenarında biriken kardan araba yaptı

Ankara'nın en yaşlı iki kadınına koronavirüs aşısı yapıldı