• $9,262
  • €10,7921
  • 526.391
  • 1409.56
4 Şubat 2018 Pazar

Geçmiş asla ölmez, hatta geçmez (Adnan Kahveci’yi rahmetle anarken)

1992 yılının sonlarıydı. Ölümünün üzerinden 25 yıl geçmiş olmasına rağmen, Türk siyasi hayatında özlenen bir isim olmaya devam eden merhum Adnan Kahveci ile genç bir doktor arasında hayli enteresan bir sohbete tanık oldum. Bu hikmetli sohbeti, tarihe not düşmek ve en azından bundan sonrası için faydalı olması umuduyla okurlarım ve kamuoyuyla paylaşmak istiyorum.

Sohbet esnasında merhum Kahveci, Avrupa Birliği’ne girmek için verilen mücadeleyi anlatırken; araya giren genç doktor, hayli enteresan ve bir o kadar yerinde şu veciz ifadeleri kullandı:

“Efendim 1959’dan beri AB’ye girmek için adeta seferberiz. Bizi, pek çok adım atmamıza rağmen; diğer aday üyelere uygulanmayan ucu açık, afakî şartlarla oyalayıp duruyorlar. Kaybettiğimiz zaman ve verdiğimiz çabayla çarnaçar ortada kalıyoruz. Batı, bunu bilinçli bir şekilde yaptığı için, biz mesafe aldığımız zannına kapılıyoruz; ama yaşadığımız çıkışı olmayan bir labirentte dönüp durmaktan başka birşey değildir. Kapıyı tamamen kapatmıyorlar, çünkü Türkiye’nin AB aleyhinde bir pozisyon alması ihtimali işlerine gelmiyor. Kabul de etmiyorlar; çünkü kabul etmelerinin imkânı yok. Bizim unuttuğumuz ya da kâmil manada farkında olmadığımız bir şey var. Biz, 600 sene bu günkü Batı’nın atalarını şamarlayan bir milletin bakiyesiyiz. Viyana kapılarına dayanmış akıncı bir milletiz! Öyle ki orda Türk dağı ve Türk gözlem kulesi vardır. Ancak, 1.Dünya savaşından sonra bu kuleden nöbetçiler indirilmiştir. İnancımızda, düşüncemizde, imanımızda bir değişiklik yok. Bugün onlar, bizim inanç sistemimizi ve inancımızın taalluk ettiği meseleleri bizden iyi biliyorlar. Çünkü oryantalizm üzerine yoğunlaşan aydınları, 200 senedir bizim üzerimize çalışıyor. İslamiyet, modern çağın küresel kapitalizmini, vahşi emperyalizmini kökten reddeder. Bizim onlarla olmamız, onların şartlarında olmamız ve yükselmemiz anlamına gelir. Bizim güçlenmemize ve yücelmemize asla razı olmazlar. Çünkü o zaman, yani biz eski gücümüze kavuştuğumuzda, işte o zaman her şey tersine döner.”

Doktorun anlattıkları, öyle ham hayaller değildi. Hepsi düşünülmüş, dimağın süzgecinden geçirilmiş akil sözlerdi. Türkiye’nin derin ve kaçınılmaz hakikatleriydi bu sözler.

Genç doktor büyük bir ciddiyet ve kararlılıkla anlatmaya devam etti:

“Biz, AB ile zaman ve enerji kaybetmek yerine neden kendi birliğimizi kurmuyoruz? Buna niçin cesaret etmiyoruz? Bizim onlardan neyimiz eksik; onları bizden iyi ve ötede kılan şey ne? Biz, dünyanın kaderine yön verirken, onlar var olma savaşı veriyordu. Bizim için tek ölçü Allah’ın ve halkın rızasıdır. Biz öyle nevzuhur bir millet değiliz. Tam tersine biz köklü bir gelenek ve kadim bir medeniyet mirasına sahip bir milletiz. Bu bakımdan milletimizin tercihleri rastgele değildir. Aksine büyük bir birikim ve feraset vardır. Atalarımızın muhteşem mirasını yeniden tesis etmek ve bizden sonra gelecek nesillere, çocuklarımıza, torunlarımıza bunu borçluyuz. AB’ye girmek şöyle dursun kendi birliğimizi oluşturmaya muktedir bir milletiz. Biz Müslüman ve mazlum ülkelere öncülük ederek onlarla bir birlik kuralım. Merkezi bütün ihtişamıyla Topkapı Sarayı olsun. Merasim yeri de Ayasofya olsun. Bu merkezin, bütün İslam ülkelerinde, mazlum coğrafyalarda temsilciliklerini açalım. Uluslararası alanda ‘rol verilen’ değil, ‘oyun kuran’ ülke haline gelmek için adımlar atalım. O zaman aydınlık ve müreffeh yarınlar bizim olur. Avrupa birliğine hiçbir zaman mecbur olmadık ve olmayacağız. Bizim mecbur olduğumuz tek şey, bizim inancımızda olanlarla, mazlumlarla birlik olmak ve bir araya gelmektir.”

Genç doktorun bu sıra dışı önerilerini, büyük bir dikkatle dinleyip not alan merhum Adnan Kahveci o manidar gülümseyişiyle, inançlı bir şekilde cevap verdi.

“Doğrusu çok ilginç ve bir o kadar değerli buldum. Bu konuyu geniş bir zamanda mutlaka tekrar değerlendirelim.”

Bu sohbetten kısa bir süre sonra, ne oldu nasıl olduysa Adnan Kahveci, şaibeli bir kazayla hayata gözlerini yumdu. Bir düşünür, “geçmiş asla ölmez; hatta geçmez” der. Hala bu fırsat kaçmış değil. Hala o genç doktorun arzuladığı birliği tesis edebilir ve AB karşısında ondan daha güçlü bir birlikle çıkabiliriz. Her türlü imkân ve güce sahibiz. İhtiyacımız olan tek şey birlik ve beraberlik ruhu içinde azimle çalışmak.

En verimli çağında yitirdiğimiz, mümtaz ve mütevazi devlet adamı Adnan Kahveci’nin aziz hatırasına ithafen kaleme aldım bu yazıyı. Allah rahmet eylesin, aziz ruhu şad olsun…

<p>İstanbul Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Eray Güçlüer, terör örgütü DHKP-C operasyonuna i

Kılıçdaroğlu'nun iddiası yeniden gündemde

Fenerbahçe, Trabzon'a ayak bastı

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (16 Ekim 2021)

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Angela Merkel ortak basın toplantısı düzenledi