• $8,4284
  • €10,2383
  • 497.951
  • 1441.33
02 Aralık 2013 Pazartesi

Dershane tartışmaları şirazesinden çıktı

Dershane konusunda görüş beyan edenlerin neredeyse tamamı zücaciye dükkânındaki fil gibiler.
Oysa çocuklarımız, cemaatlerimiz ya da siyasi partilerimiz üzerinde konuşurken böylesi bir üslup yerine, daha duyarlı ve elbette sorumlu bir dil kullanmak zorundaydık...
Ama ne yazık ki, bu duyarlılıktan da, sorumluluktan da artık eser kalmadı.
İşi tam anlamıyla şirazesinden çıkardık.
O zaman, dershane olayını tekrar masaya yatıralım.
Ülkemizde, hemen bütün alanlarda ciddi bir dönüşüm ihtiyacı var.
Mevcut halimize baktığımızda, hemen her alanda palyatif bir biçimde gerçekleştirilmiş gecekondular var.
Anayasamız da böyle, asker siyaset ilişkimiz ya da kentleşmemiz de.
Son 11 yıldır, ne pahasına olursa olsun pislikleri halının altına süpürme yöntemini reddeden bir siyasi iktidar var.
Altından ne çıkacağına bakmaksızın bütün engelleri kaldırıp temizliyor.
Örneğin sağlık sistemini büyük oranda dönüştürdü.
Daha dün hastane kapısında para ödemediği için bekletilen ağır hastalar vardı.
Şimdi çevre ülkelerden bile akın akın hasta kabul eden, son derece güzel, özel sektöre ya da kamuya ait hastanelerimiz var.
Asıl konumuza dönersek, dershaneler, kangrene dönmüş bir mesele olarak yıllardır çözüm bekliyor.
İlgili bakanlığın strateji belgelerinde, bu adımın atılacağı, hem de son derece kesin ifadelerle, defalarca ilan edilmiş.
Hâl böyleyken, dershane konusunda ne fırtınalar koparılıyor.
Okuduklarıma, duyduklarıma inanamıyorum.
Önce dershaneleri oluşturan sorunları ortadan kaldırın, sonra bu teklifi getirin diyorlar.
Hani o meşhur sözdeki gibi, ekmek bulamıyorlarsa, neden pasta yemiyorlar, sorusuna benziyor!
Bu sorudaki hayalin gerçek olabilmesi için ilk adımda mevcut dershane potansiyelinin tamamı yok sayılarak hovardaca bir kaynak israfıyla yeni okullar kurulmak zorunda değil mi?
Peki, hadi bu yapıldı diyelim...
İşte asıl o zaman dershanelerin tam anlamıyla tamamının kapatılması gerekmeyecek mi?
Hükümet, tam da bu sebeple, ülkenin kaynakları verimli kullanılsın, dershane sahipleri mağdur edilmesin, eldeki imkânların olabildiğince fazlası dönüşüm için değerlendirilsin düşüncesiyle, son derece kapsamlı bir çalışma yapıyor, mevcudu en az zararla olması gerekene çevirmeye çalışıyor.
Ve yapacağım dönüşümdür dedikçe...
Karşısındaki koro, hayır kapatamazsınız diye yaygara koparıyor!
Burada kalsa, iyiydi.
Tartışma, sabır taşını bile çatlatacak bir zemine taşındı.
Peki, sonuçta buradan ne çıkar derseniz, hiçbir şey çıkmaz ve göreceksiniz çıkmayacak.
Manşetle siyasete ayar çekme yönteminin artık sökmediğini millet defalardır gözümüze sokuyor.
En çok sorulan soru ise şu:
AK Parti, tek bir oyun bile çok önemli olduğu şu kritik günlerde böyle bir riski nasıl alır, neden geri adım atmaz?
Acı ve can yakıcı olan, tam da burasıdır!
Ömer Seyfettin’in o meşhur hikâyesi Diyet’i bilirsiniz.
Hani Koca Ali bir haksızlığa uğrar.
Ceza olarak kolu kesilecektir.
Kasap Mehmet mahallelinin isteğiyle diyetini ödeyerek Koca Ali’nin kolunu güya kurtarır.
Güya diyorum; çünkü Kasap Mehmet bu diyeti sürekli başına kakarak burnundan getirir Koca Ali’nin...
Ve bir gün, bıçağın kemiğe dayandığı bir gün...
Koca Ali, baltayı eline alır ve o kolunu kesip Kasap Mehmet’in önüne atar!
Bugün, AK Parti için, işte o gündür!
Anlaşılıyor ki, siyasi iktidar, kıydığı, kendi kolunun acısını ve hesabını neredeyse hiç umursamıyor.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, duydukları karşısında içi kan ağlayarak, hâlâ ve sadece “Kardeşlerimiz” demeye devam ediyor.
Çıplak bir gerçek var.
Bazı şeylerin birazı olmaz.
Siyasi iktidar bunların başında gelir.
Bunu bilmez ya da bilmezden gelerek, seçime siz girin ama iktidarı paylaşalım derseniz...
Böyle bir talebe, bir müddet ve biraz sabredenler çıkabilir.
Ama o bir müddet ve o biraz her geçen gün artmaya devam ederse...
Ömer Seyfettin’in kahramanı ne yaptıysa...
Vebal taşıyan bir iktidar da eninde sonunda aynısını yapar.
Geldiğimiz yer burasıdır.
30 Mart 2014’te yerel seçimler var.
Haziran ya da temmuzda ise cumhurbaşkanlığı seçimi.
Siyasi iktidar haklı olarak bu seçimler sonrasında da her vesileyle burnundan getirilecek, önüne sürülecek bir diyeti artık taşımak istemiyor.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yerel seçimleri kazanacak ve bir sonrakinde Çankaya’ya çıkacaksa, milli iradeyi sonuna kadar hakkıyla temsil elbette boynunun borcudur.
Ama tek alacaklısı olarak ona hesap soracak olan sadece millettir.
Kısacası, siyasi iktidar, vesayetin hiçbir türünü, ne askerisini ne de sivilini taşımak istiyor.

<p>Bedir Acar: </p><p>'Kur'an'da iki yerde geçen ve Hz. Ya'kūb'un ikinci adı veya lakabı olan İ

Vicdan öldüğünde geriye ne kalır?

Mehmetçiğin dikkati Doğu Akdeniz'de faciayı önledi

Samsun'da işgalci İsrail'in Filistin'e yönelik saldırıları protesto edildi

Torosların Sümelası olarak tabir edilen Sin Manastırı, keşfedilmeyi bekliyor