• $8,1552
  • €9,727
  • 453.935
  • 1375.91
18 Şubat 2015 Çarşamba

Yüksek faizciler ve Çözüm Süreci düşmanları aynı cephenin ürünü

Türkiye’yi ve Türkiye’deki şu faiz tartışmasının arka tarafını görmek istiyorsanız, tam şu sıralar, Yunanistan ve Arjantin’e bakın derim. Yunanistan’da Troyka’nın (AB, IMF ve AMB) Almanya baskısıyla şekillenen neoliberal politikalara karşı çıktığı için (evet, yalnızca “kemer sıkma” politikalarına karşı çıktığı için; çok mütevazı bir yaşam sürdürdüğü, kravat takmadığı için falan değil) halkın iktidara getirdiği Syriza lideri Çipras giderek artan bir kuşatmayla karşı karşıya…

Almanya konuşlu gerici Avrupa finans oligarşisisi, Yunanistan ile kreditörler arasındaki görüşmeleri tıkamak ve Çipras’ı dizlerinin üzerine oturtmak için her şeyi yapıyor. IMF, Avrupa Merkez Bankası (AMB) ve Acil Durum Likidite Yardımı (ELA) fonlarını Yunanistan’a kullandırmamak için her türlü dolabı şu sıralar çeviriyorlar. İlk hedefleri Yunanistan’ın bu yıl ödemesi gereken 22 milyar Euro’luk borcunu ödeyememesi ve temerrüde düşmesi. Böylece Yunanistan’a iki seçenek bırakacaklar; ya Troyka denilen finans oligarşisinin her dediğini yapacak ve Çipras’ın Samaras’tan hiç farkı kalmayacak ya da Yunanistan, Euro Bölgesi’nden çıkacak. Euro Bölgesi’nden çıkmasının Yunan halkı için maliyeti büyük. Çünkü Yunanistan’ı dışarı atarak yeni bir IMF reçetesine zorlayacaklar ve değersiz Drahmi ile her şeyi sudan ucuz, pul olan bu ülkeyi bir kez daha soyacaklar.

Demirelgiller dönemini özlemeyin!

Türkiye’nin yetmiş sente muhtaç olduğu, Demirelgiller dönemindeki, bol devalüasyonlu, zamlı ve düşük ücretli bir yoksullaştırma paketi Yunanistan’ı bir kez daha teslim alacak. Ama bu Euro’dan çıkma senaryosu burada da bitmiyor; Yunanistan’ın Euro Bölgesi’nden çıkması demek, sadece bir başlangıç olacak; arkasından Portekiz, hatta İspanya sıraya girecek. Sonra Almanya merkezli ama neocon kumandalı operasyon, Türkiye ile AB ilişkilerini dondurma olarak devam edecek. Böylece, Avrupa krizini Yunanistan üzerinden siyasallaştırak Türkiye’ye taşıyacaklar. Bunun için Türkiye’de amaçladıkları operasyon ise, Yunanistan’daki gibi, ekonomik değil, siyasi…

Amaç çözüm sürecini bitirmek…

Çözüm Süreci’ni bitirmeye dönük adımlar atılacak. Tam silah bırakma günü beklenirken, iç güvenlik paketi bahanesiyle, Nevruz’dan başlayarak yeni bir iç savaş provası devreye sokulacak. Dikkat ettiniz mi, burada Yunanistan’ın Euro Bölgesi dışında kalması senaryosu ile Türkiye’deki çözüm sürecinin sona erdirilmesi aynı “üst aklın” ürünüdür ve birbirini tamamlayan kardeş operasyonlardır. Ancak bu durumun yalnız Avrupa ve Türkiye coğrafyasını ile sınırlı olduğunu sanmayın. Bu küresel ve büyük bir operasyondur. Bunu anlamak için tam burada Güney Amerika’ya Arjantin’e gidelim. Bir süre önce Yunanistan’a oynadıkları oyunun bir benzerini Arjantin’e oynayan ve ülkeyi temerrüde düşmüş gibi gösteren de, işte bu finans oligarşisi idi. O zaman Arjantin Devlet Başkanı Fernandez de Kirchner bunlara “leşçi akbabalar” demişti.

Leşçi akbabalar

Kısaca oynanan oyun şuydu: Arjantin 2005 yılında bir borç takası yaptı. Yaklaşık 103 milyar dolarlık dış borcu Arjantin 41.8 milyar dolar değerindeki kağıtla takas etti. Çoğu bankalar, emeklilik kuruluşları ve Avrupalı bireysel yatırımcılardan oluşan alacaklılar paralarının yüzde 70’ine veda edip Arjantin’in borç takası önerisini kabul etti. Arjantin’de doğal olarak borç takasını kabul etmeyen “leşçi” hedge fonlara ödeme yapmadı.
Ama ABD mahkemeleri bu fonlara ödeme yapmadan, yeni borçları ödemeyeceğini kabul edince, Arjantin tercihli temerrüd durumuna düştü. Arjantin Devlet Başkanı Fernandez de leşçi akbabalara halkının parasını vermeyeceğini söylemişti o zaman.
Sonra son BM Genel Kurulu’nda Fernandez de Kirchner, tıpkı Erdoğan gibi, İsrail’in Gazze saldırısını eleştirdi ve Erdoğan’ın, “Dünya beşten büyüktür” persfektifine yaklaşan bir konuşma yaptı.
Peki geçen gün, Fernandez de Kirchner’in başına ne geldi, şu; bir savcı, Arjantin Devlet Başkanı’nı, 1994’te 85 kişinin öldüğü Yahudi kültür merkezi saldırısında İranlı zanlıları, Tahran ile ilişkilere zarar vermemek için korumakla suçluyan bir dava açtı. Savcı’nın dilekçesinde, Kirchner’in yanı sıra, Dışişleri Bakanı ve iktidar partisi milletvekileri de var.

Üç lider ve ortak özellikleri

Şimdi küresel finans oligarşisinin elinde olan medya, hedge fonlara “leşçi akbabalar ve İsrail’e katil diyen Arjantin Devlet Başkanı’nın ülkesinde terörü korumakla suçlandığını yazıyor. Gördünüz mü, Yunanistan-Çipras, Arjantin- Kirchner ve Türkiye-Erdoğan. Peki siyasi görüşlerinden ayrı olarak, bu üç liderin ortak özelliği ne?
Şu: Her üçü de ülkelerinde Batı’nın dayattığı neoliberal yağmacı iktisat politikalarından çıkılmasını, dışa açık, rekabetçi ve adil yeni bir ekonomiye geçilmesini istiyor, ayrıca bu üç isim de, İsrail’in, Gazze başta olmak üzere, Filistin için ve giderek bütün insanlık için bir terör devleti gibi davrandığını savunuyor. Ancak benzerlik bununla da bitmiyor; tam şu sıralar, Arjantin’de ve Yunanistan’da da muhalefet ve bu liderlerin partilerinin içinden olanlar bile, küresel finans oligarşisi ile uzlaşılması gerektiğini söylüyorlar. Ve içten içe hiç de hoş olmayan adımlar atıyorlar.

Arjantin’in faiz tartışması

İsterseniz Arjantin için bir özet geçelim; bakın burada çok tanıtık bir tartışma bulacaksınız. Arjantin’de 1983-89 yılları Cunta Dönemi’ne denk gelir ve bu dönem neoliberal politikaların yerleştiği ve mutlak gerçek (!) olarak kabul edildiği yıllar olmuştur. 1989 yılında başlayan Carlos Menem Dönemi ise neoliberal politikaları derinleştiren ve 2000 yılı başındaki krizi hazırlayan dönem oldu. Menem Dönemi Ekonomi Bakanı Domingo Cavallo, kamu açıklarını kapatmak için enflasyonu kontrol altına almak önceliğini seçmiş ve bunun için yerel parayı gereksiz değerli tutan Para Kurulu uygulamasına geçmiştir. Bu uygulama peso’yu değerli tutarak Arjantin’in dış ticaret açığını artırmış ve ithalata, aşırı borçlanmaya dayalı bir ekonominin önünü açmıştır. Tıpkı bizde 2001 krizi öncesi olduğu gibi... Yine bizde olduğu gibi, bu dönemde, Merkez Bankası, şu enflasyon hedeflemesi denen saçmalığı uygulamıştır. Bu, bir Para Kurulu uygulaması idi.
Esasında enflasyon hedeflemesi çerçevesi altında, Arjantin ve Türkiye gibi ülkelere dayatılan sömürgeci bir para politikasıdır Para Kurulu uygulamaları.
Bu sistemde, yerel para gereksiz değerli tutularak ithalat ucuz, ihracat pahalı hale getiriliyor ve ülkeye kısa vadeli para girişleri özendiriliyordu. Tabii faizler de sürekli yüksekti. Kriz kaçınılmaz olunca da çok yüksek devalüasyonla ülkenin kaynakları bir gecede ucuzlatılıyor ve bu sefer ucuz emek ve ucuz tarım-sanayi ürünleri üzerinden dışarıya kaynak aktarımı başlıyordu.
Şimdi bunun değişik bir versiyonu-daha örtük diyelim- uygulanıyor. Dalgalı kur rejimi (yerel para değerini piyasa koşulları belirliyor) olduğu için devalüasyon olmuyor ama merkez bankaları faizi, dünya ortalamasının üstünde tutarak, bir nevi kur ve buna bağlı-sözüm ona- enflasyon hedeflemesi yapıyorlar. Bunun sonucu, düşen yatırımlar, finansallaşma ve orta dönemde artan işsizlik olarak kendini gösteriyor.
İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan, faiz tartışması üzerinden, bu ribaya ve yağmaya dayalı Batı “yutturmacasına” itiraz ediyor. İşin özü budur; budan dolayı lütfen boşu boşuna kopyala-yapıştır ( ve de epey yanlış) faiz yazıları yazmayalım.
Ayrıca bundan sonrasını da izleyelim; çünkü bu tartışma küreseldir ve çok politiktir.

<p><span>Geçmiş duygusal yaraların sağlıklı bir onarım  süreci yoksa kaybetme korkusunun yeri sağlam

İlişkilerde kaybetme korkusunu aşmak

Sahur sofranızda bunlar olsun!

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Libya Başbakanı Dibeybe'yi resmi törenle karşıladı.

Düzce'de denizin bir kısmı kahverengiye dönüştü