• $8,122
  • €9,7107
  • 455.578
  • 1378.37
12 Temmuz 2015 Pazar

Srebrenitsa’nın 20. yılında tarih ve güncel...

Dün Srebrenitsa katliamının 20. yılı idi. Avrupa’nın tam ortasında, yirmi yıl önce, Nazilerden sonra yeni bir soykırım dehşeti olarak tarihe geçti Srebrenitsa... Bugün, yani tam yirmi yıl sonra, bu soykırıma varan katliamı seyreden hatta başından beri Srebrenitsa’yı oluşturacak siyaseti uygulayan Avrupa gericiliği ve bu gericiliğin merkezi Almanya yeni, büyük bir krizin tam ortasında...

Yunanistan krizi, özünde bu gericiliğin krizidir ve buradan çıkışları yoktur. 1995’te faşist Sırplara katlettirdikleri kadınların, çocukların ve masum insanların ruhu, bu gericiliğin kanlı tarihine işte son veriyor.
Bugün Çin’den Yunanistan’a kadar uzanan büyük coğrafyada kriz diye okuduğunuz, gördüğünüz her şey Srebrenitsa faciasını insanlığa yaşatanların krizidir. 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla başlayan sürecin sonucudur 1995 Srebrenitsa... Bu anlamda mesela 1935 yılı 1995 yılları kardeş yıllardır.
1933’te Nazi Partisi iktidara geldi ama gerçek Nazi iktidarı 1934 yılında, Cumhurbaşkanı Hindenburg’un ölmesi ve onun yerine Hitler’in Führer ve İmparatorluk Şansölyesi olmasıyla başlar. 1935 yılında ise Nazi saldırganlığı ve işgali resmen başlar. Versay anlaşmasını yok sayan Naziler, kömür madenleri açısından çok stratejik bir eyalet olan Saarland’ı ilhak ederek işe başladılar. Yani gerçek anlamda Nazi işgali 1938’de Avusturya birleşmesi (!) ile başlamamıştır, 1935’te Nazilerin Saarland eyaletini ilhakı ile Nazi genişlemesi (3. Reich işgali) başlamıştır. İkinci Dünya Savaşı ise Almanya’nın 1 Eylül 1939’da Polonya’ya saldırması ile başlamıştır. 1935-1939 arasındaki dört yıl çok önemlidir. Burada Nazi tehlikesi ciddiye alınmamış ve Stalin’in Nazilerle olan örtülü ittifakı üzerinde durulmamıştır.

Büyük benzerlik...

Şu an, tam 1995’ten, yani Srebrenitsa katliamından beri yaşananlar da çok benzerdir. 1990’da Doğu Almanya’nın Batı’ya katılması ile başlayan süreç, (tıpkı 1938’de Avusturya’nın Nazi Almanya’sı ile kendi isteğiyle(!) birleşmesi gibi) 1995’te soykırıma varan ve merkezinde Yugoslavya’nın olduğu Alman Balkanlaştırması ile devam etmiştir. “Alman Balkanlaştırması” deyimi çok önemli tarihsel bir deyimdir ve bu deyimi anlamadan Srebrenitsa’yı anlatamazsınız. Srebrenitsa katliamı sırasında bölge BM’nin kontrolünde “güvenli” bölge idi ancak bu “güvenli” bölgeyi başından beri Alman gerici finans-kapitalinin hamisi Hollanda koruyordu. Soykırımı Hollanda askerleri seyretmiştir. Yalnız bu ayrıntı bile Srebrenitsa soykırımının gerçek sahibini bize gösterir. Sonuç olarak şu tezi çok rahatlıkla yazabiliriz: Srebrenitsa, gerici Alman finans-kapitalinin, Balkan coğrafyasından başlayarak doğu ve güney Avrupa’yı parçalayarak periferisi yapma projesinin kanlı bir durağıdır. Burada faşist Sırplar yalnız tetikçidir. Peki tam yirmi yıl geçti aradan bu gerçek bugün görülüyor mu, Avrupa’nın ortasında bu soykırımı yapanlar amaçlarına ulaştılar mı?

Süreç bitmedi...

Biz, Almanya’nın 1995’deki süreci sonlandırdığını düşünmüyoruz. Hatta süreç Yunanistan gibi güney Avrupa ülkelerini de kapsayarak devam ediyor. Çok ilginçtir ki, Almanya, tıpkı 1935’te olduğu gibi, şimdi de Rusya’yı yararlanacağı bir koltuk değneği olarak görüyor. Bunun için Kırım ilhakinde Rusya’ya karşı hiç bir ciddi adım atmadı, AB’nin de ciddi adım atmasını, örtülü bir şekilde, engelledi. Almanya, hala Rusya’nın enerji hamlelerinde ortak (mış) gibi davranıyor. Ancak Putin, Almanya gerçeğini bugün Stalin’in gördüğünden önce gördü bize göre. 1935’ten 1940 yılına kadar Stalin Rusya’sı, Polonya saldırısı dahil olmak üzere, Hitler’le anlaşma yollarını aradı. Sovyetler, Almanya’nın 1940 yılının sonunda Doğu Cephesi tahkim çalışmalarına başlayana kadar, kendisine saldıracağını sanmıyordu. Ancak şimdi Putin, Almanya konusunda çok daha temkinli...

Ortadoğu-Balkanlar...

Yine, tam bugün Ortadoğu coğrafyasında olup bitenlerden Rusya kendisini azade tutmamalıdır. DEAŞ gibi çetelerin yürüttüğü iç savaşların amacı, bu bölgede sürekli istikrarsızlık halini oluşturmak ve ticari, enerji geçiş hatlarını dolayısıyla pazarları, sahipleri adına, kontrol altında, tutmaktır. Dolayısıyla, bu parçalanmışlık ve kaos süreci Türkiye, Rusya gibi ülkelerin, uzun dönemde, çıkarına olamaz. Hatta bu ülkelerin ayağa kalkmasına ve oyunu kurma ihtimaline dönüktür bu durum. Almanya’nın 1995’de Balkan coğrafyasında uyguladığı ve Srebrenitsa gibi katliamlara varan iç savaş süreçleri tam bugün, Suriye ve Irak coğrafyasında sürmektedir. Ama bu sefer, gerici Alman finans kapitalinin yanında ABD ve İngiltere merkezli neocon finans kapitali de vardır.
Bugün Türkiye’nin güney Suriye sınırında olup bitenlere bakın, burada DEAŞ eliyle yeni bir demografik ve siyasi yapı(lar) oluşması kimin işine gelir; bu adım Balkan coğrafyasının parçalanıp küçük ama yaralı devletler oluşması süreci ile çok benzerdir. Bu küçük ama yaralı devletçikler, aslında Avrupa’nın krizden çıkmasını geciktiren sosyal ve ekonomik bir yük olarak Avrupa’nın tam ortasında duruyor. Hâlâ bir yönetim modeli ve iktisadi yapılanma çerçevesi geliştirebilmiş değiller; karar alma mekanizmaları felç. Slovenya gibi gelişmiş ve coğrafi olarak çok avantajlı bölgeler ise, ayağa kalkmak için ciddi bir finans sıkıntısı çekiyor.
Bu ülkeleri ancak yeni bir birlik ayağa kaldırabilir. Bunu da Almanya, Yunanistan’ı bile Euro Bölgesi’nden çıkarmaya çalışarak ve birliğin kendisini tartışmalı hale getirerek önlüyor. Aynı şekilde, Suriye ve Irak’ta kontrol edilecek ve ancak üs olarak kullanılacak, uydu devletçik yapıları oluşturuluyor. Bu yapılar bugün Türkiye’den başlayacak bir ekonomik entegrasyon sürecini önlemek üzere konumlandırılıyor ve Türkiye’nin iç siyasetini istikrarsızlaştırmayı da amaçlıyor.

Ne istiyorlarsa tersini isteyin...

Şimdi bütün bu çerçevede, Türkiye iç siyasetine ve şu koalisyon tartışmalarına bakalım. Burada bütün marifetlerini anlattığımız gerici Alman sermayesinin ortak olduğu bir medya ağı var Türkiye’de... Ve bu medya ağının “amiral gemisinin” ve bunun yazarlarının Türkiye’de neyi isteğine bakın ve siz, eğer ülkenizi seviyorsanız, tam tersini isteyin. Geçen gün bu “amiral gemisi”nin en müptezel yazarı, Yunanistan krizinde Almanların ne kadar haklı olduğunu yazıyordu. Onlara göre, Türkiye’nin başına gelen her musibette de, Türkiye dışında, Türkiye’nin yıllar yılı kuyusunu kazan herkes haklı... Bunlara göre, bizim başımıza ne geldiyse şu “gelişmiş” dünyanın dediğini yapmadığımız için geliyor zaten... Srebrenitsa ‘da da Boşnak Müslümanlar, gerici Alman sermayesinin dediğini yapsaydı çoluk-çocuk katledilmezlerdi değil mi, bay müptezel...

<p>Spor Toto Süper Lig'de Fenerbahçe konuk ettiği Gaziantep FK'yi 3-1 mağlup ederek şampiyonluk yarı

Fenerbahçe-Gaziantep FK Maç Yorumu

Güvenliğin dikkati, hayatını kurtardı

Polisin ikna çalışması sonucu teslim olan terörist ailesiyle buluşturuldu

Osmanlı döneminde padişahların iftar sofralarını süsleyen yemekler