• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
23 Şubat 2012 Perşembe

Sol korursa

Cemalettin Taşçı
Cemalettin Taşçı
YAZARIN SAYFASI

Sol, özellikle Türkiye'de, kendi ajandasını gerçekleştirmek konusunda başarısız bulunabilir. Ancak meseleye 'sol neyi gerçekleştirmek istiyordu, ne kadar gerçekleştirdi' diye bakmak yerine, 'sol olmasaydı şimdi ne halde olurduk' diye bakacak olursak, fotoğrafı başka türlü okumak mümkün.
Hiçbir siyasi/sosyolojik durum, aktörlerden sadece birinin faaliyetleri veya iradeleriyle açıklanamaz. Hatta bir futbol maçı bile... Gerçi bizim futbol yorumcularımız bu imkansız işi maharetle gerçekleştiriyorlar. Fenerbahçe'nin her maçını mesela, rakibini hiç hesaba katmadan değerlendirebiliyorlar. Ama siz biliyorsunuz ki, Fenerbahçe'nin neyi yapıp neyi yapamadığı, büyük ölçüde rakibine bağlı bir şey. Biliyorsunuz değil mi?
Maçı tek bir aktörle, tek bir tarafla, tek bir faktörle analiz etmeye, en başta solcuların karşı çıkması gerekir. (Neden en başta onlar? Onu da biliyor olmalısınız.) Ama onlar da her skor yazarı gibi, sadece sandığa, sandıktan kendi destekledikleri partilere çıkan oylara bakıp değerlendirmeler yaptılar/yapıyorlar. Tabii olarak da, 'en büyük taraftar, futbolcular (burada Baykal, Sav, Kılıçdaroğlu filan oluyorlar) sahtekar'dan, 'satılmış hakem'e (burada ABD filan oluyor) kadar geniş (!) bir yelpazeye yayılmış yaratıcı (!) tezahüratlardan başka bir hasılat yok. Benim, 'ama sol işe yaradı' dememin, kendisini solcu (hatta 'solun sahibi') gören fanatikler için hiçbir mana taşımayacağını biliyorum yani.
***
Bana öyle geliyor ki, Türkiye'de değişim heyecanının değişimden duyulan korkuyu yenmesinde solun çok hissesi var. Değişimi gerçekleştiren Kemalistler de demokratlar da sağcıydılar, tamam. (Aslında sahneye çıktıkları dönemdeki demokratlar için bir defa düşünmek gerekir ama şimdilik geçelim.) Lakin toplumun değişime bu kadar hevesli bir ruh durumuna sahip olması, eğer sol olmasaydı, bu kadar kolay olmayacaktı. Siyaset toplumu dönüştürmek için yapılır. Toplumu dönüştürmek için de ille seçim kazanmak şart değil.
Toplumu değişime ikna etmek saygıdeğer bir işti. Bugün dünyayı değiştirme şehveti zembereğinden boşanmışken, bir şeyleri muhafaza etmeye çalışmak da öyle... Lakin...
***
Tabiatla ilişkilerimizde on binlerce yıllık alışkanlıklar tehdit altında, evet. Birilerinin genetiği değiştirilmiş organizmalar, nükleer santrallar, her akarsuyun üzerine bir HES kurulması filan gibi tasarruflar hakkında soru işaretlerini canlı tutması gerekiyor. Ama tabiatla ilişkimizin temel determinantını muhafaza edeceğiz diye köylülüğü koruma altına almak da bana manalı görünmüyor.
Sonra bilirsiniz, 'köylüleri öldürmeliyiz, çünkü onlar yanlış partilere oy verirler.' Köylülüğün aşınmasına direnince, bu defa da köylüleri siyasetin dışında tutmak için geliştirilmiş bir yığın arkaik tezgahı korumak gerekiyor. O tezgahları korumak için de her geçen gün daha biçimsiz dalaverelere ihtiyaç doğuyor.
Birbirimizle ilişkilerimizin sigortaları da fazla yüklendi, evet. Gelir dağılımı fena halde bozuluyor. Toplumda kabul edilebilir bir statü elde etmenin yolları hakkında, medeniyet tarihi kadar eski anlayışlar erozyona uğruyor. Uluslararası arenada, büyük fedakarlıklarla gerilettiğimizi zannettiğimiz asimetriler daha da büyüyerek geri dönüyor. Ama çalışmayı, ödül ile çalışma arasındaki bağlantıyı koruyacağız diye sanayiyi, işçiliği muhafaza etmeye çalışmanın da bir manası yok.
Korunmaya değer olan unsurlar başka, korunabilir olan unsurlar başka, korumaya toplumun ikna edilebileceği unsurlar bambaşka yani.

<p>Nijerya açıklarında Türk gemisine yönelik bir saldırı gerçekleşti. Saldırıda bir denizci hayatını

Türk gemisine saldırının arkasında Fransa mı var?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

En kötü yıl gerçekten 2020 mi? Bilim insanları, 536 yılına işaret ediyor

İstanbul boğazında görüntülendi! Sakarmekeler martılarla beraber simitle besleniyorlar