• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
21 Şubat 2012 Salı

Sol

Cemalettin Taşçı
Cemalettin Taşçı
YAZARIN SAYFASI

Daily Telegraph'ın haberine göre, Glasgow Üniversitesi'nde, elektrik enerjisini ve güneş ışığını yakıta dönüştürecek bir proses gerçekleştirilmiş. Proses fotosentezi andırdığı için de, yapay yaprak metaforuyla sunmuşlar. Ama ortada yaprak filan yok. Bir su tankında, genetik mühendisliğinin ürünü olan bakteriler, güneş panellerinden elde edilen elektrikle uyarılıyorlar. Güneş ışığını, fotosentezi andıran bir yolla, yakıta dönüştürüyorlar.
Makul bir süre daha yaşayacak olursanız, mesela grip olduğunuzda ilaç almayacaksınız. Genetiği değiştirilmiş bir portakal yiyeceksiniz. Veya bağışıklık sisteminizin güçlenmesi gerektiğinde, özel yetiştirilmiş sivrisineklerin sizi ısırması sağlanacak. Filan.
***
Neresinden bakarsanız bakın, korkutucu sularda yol alıyoruz.
Portakalın genetiğini değiştirip onu bir ilaç haline getirebiliyorsak, bizden olmayanları tanıyıp sadece onları vuran virüsler filan da imal edemez miyiz? Edebileceğimiz düşünülüyor. Düşünmekle kalmayıp, imal etmeye çalışanlar da gani.
Bir defa daha Faust gibiyiz. Bir yanımız yüzlerce yıl yaşamak, her türlü hastalığın üstesinden bir sivrisinek ısırığıyla gelmek, enerji krizini dizginlediğimiz bakterilere ihale edip doğal kaynakların sınırlamasından kurtulmak gibi hayallerle kendinden geçiyor. Bir yanımız ise bu kadar yükseklerde gezinmenin yol açtığı baş dönmesinden mustarip.
'Uçmak istiyorsun, ama başının dönmesini göze alamıyorsun' diye sitem etmişti Mephistopheles Faust'a. Biz Mephistopheles'in mayasından mamul değiliz. Hem uçmak isteriz hem de başımız dönecek diye korkarız.
İlk defa korkuyor değiliz de üstelik. Karnına bir türbin oturtup, kuyruğuna çift uskuru takmakta bugün korkulacak bir şey bulamıyor olsak da, bir vakitler çok korkmuştuk mesela. Tarlamızdan tapanımızdan kopup fabrikalara girmekten ürktüğümüzde, sol bize 'trak tiki tak / makinalaşmak / istiyorum' filan diye gaz vermişti.
***
Bir filminde -yanlış hatırlamıyorsam- Charles Aznavour, alkolik olduğu için işten atılan bir otomobil yarışçısını canlandırıyordu. Alkolü bırakmış, geçkin yaşına rağmen pistlere dönmeye karar vermişti. Yeni kurulan bir ekibe katılmak için müracaat etmişti. Mülakat sırasında 'seni diğerlerine tercih etmemiz için bize bir sebep söyle' dediler. Aznavour'un cevabı müthişti: 'Diğerleri tehlikeyi görünce frene basarlar, ben gaza basarım.'
Herkesin frene bastığı yerde gaza basmıştı sol.
Bugün roller değişti. Muazzam bir süratle yol alıyoruz ve kimsenin aklına ayağını gazdan çekmek gelmiyor. Kendi hesabıma ben de, tam da şimdi gazı kesmenin intihar anlamına geleceğini düşünüyorum. Bir zamanların solcuları gibi, insana güveniyorum. Fabrikalarda bir tek işçinin kalmadığı, Libyalıların, Tunusluların müstemleke valileri marifetiyle rehin alınmadığı, Petrol rezervleriyle sınırlanmadığımız, bugün çaresiz görünen dertlerin kök hücreler marifetiyle çözüldüğü, Afrikalı çocukların yetersiz beslenme yüzünden ölmediği bir dünyayı kurabileceğimize inanıyorum.
Lakin bir yanım korkuyor da...
Sol, şimdilerde galiba, fren pedalındaki ayağımız gibi. Gerektiğinde frene basabileceğimiz zannını sağlıyor bize. Çok mühim bir iş yani. Eğer hal buysa, solun bu işi layıkıyla yapabilmesinin şartlarını da perşembeye bırakalım. Araya başka bir mevzu girmezse elbette.

<p>Çevre dediğimiz hadisenin sadece devletlere bırakılamayacağını söyleyen Oğuzhan Bilgin, konuya il

'Çevre, dünya ve tabiat bize emanet olarak bırakıldı'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Kilo vermek için iştah kapatan besinler

Haftanın yalanları