• $16,7832
  • €17,4971
  • 976.051
  • 2443.77
21 Haziran 2012 Perşembe

Korkanlar, korkmayanlar

Dink iseniz, 28 Şubat döneminde korkmanız lazım geliyordu. Onu öldürmeye azmettirenlerdenseniz, korkmanıza lüzum yoktu. Hatta Dink'i öldürenle birlikte kahramanlık hatırası fotoğraflar da çektirebilir, fütursuzca servis edebilirdiniz. Nasılsa memleketimin mahkemeleri örgüt filan bulamayacaktı.
Pankart açmaya heveslenen öğrencilerden iseniz, 28 Şubat döneminde korkmanız gerekiyordu. Dink cinayetinin arkasındaki apaçık örgütü bulamayan nadide devletimiz, açtığınız pankartın arkasında kapı gibi bir örgüt bulabilirdi. Olmayan yerde örgüt icat edip birilerinin başını yakanlardan iseniz korkmanıza lüzum yoktu. Nasılsa hesap soran olmayacaktı.
İşçiyseniz, 28 Şubat döneminde korkmanız gerekiyordu. Olmayacak bir kazaya beşer onar kurban gitmeniz işten bile değildi. O kazaları önlemesi gereken ve önleyebilecek olanlardan olduğunuz halde, ister tasarruf kaygısıyla, ister düpedüz ihmalden parmağını kıpırdatmamışlardansanız, korkmanıza lüzum yoktu. Devletin mühim işleri vardı, sizin yakanıza yapışmak için enerjisini heder etmeyeceği aşikardı.
Bir yerlerde yazıyor, düşünüyor, siyaset yapmaya filan hevesleniyorsanız, 28 Şubat döneminde dehşetli korkmanız lazım geliyordu. Mesela bir şiir okudunuz diye hapse atılmanız mümkündü. Devletin kurallarını hiçe sayıp, üstünüze vazife olmayan işlerle iştigal ediyorsanız, onu bunu fişleyip şiir okuyanların hayatlarını karartıyorduysanız korkmanıza lüzum yoktu. Nasılsa devlettiniz.
Hapse düşmüşlerden iseniz, 28 Şubat döneminde korkmanız lazım geliyordu. En basit insani haklarınızın bile sağlanamayacağı garantiydi ama bundan müşteki olmak bile lüks sayılabilirdi. Tecavüze uğramanız, hatta ölmeniz vaka-i adiyedendi. Hapishane yöneticisi veya görevlisiyseniz, korkmanıza lüzum yoktu. Yönettiğiniz hapishanede, canları devlete emanet onlarca mahkum şu veya bu sebepten ölse, kimse yakanıza yapışmayacaktı.
İyi ki 28 Şubat döneminde yaşamıyoruz. Düşünsenize işini yapmadığı veya yetkilerini suiistimal ettiği için korkması gerekenler hiç korkmuyor, kimsesiz, çaresiz ve güçsüzler korku içinde yaşıyor. Kabus gibi...
***
Bir Beşiktaşlı olarak, yıllarca 'bir gün Samet Aybaba Beşiktaş'ın başına geçecek' diye korkarak yaşadım. Sonunda oldu. Tuhaf bir ferahlık hissettim. Bundan daha kötü ne olabilirdi ki artık. Olabilecek en kötü şey olmuş, 'ya olursa' diye kaygılanmaya lüzum kalmamıştı.
Ama bir pankart açtınız veya taş attınız diye memleketimin her bir şeye gücü yeten aziz devletinin eline düşmüş bir delikanlıysanız, 'bundan daha kötü ne olabilir ki artık' diye ferahlamanız da mümkün değil anlaşılan. Tecavüze uğrayabilir, hatta cayır cayır yanabilirsiniz.
Yine de o kadar endişelenmeyin, Hapishane Müdürünün yeri değiştirilecektir bir ihtimal.

Dağlıca hakkında
'Barışa bu kadar yaklaşmışken...' filan diyecekseniz, demeyin. Sahiden yaklaşmışsanız, yürüyün artık. Bütün bu işleri barışı sabote etmek için yapıyorlarsa, sizin oyununuzu bozmaksa gayeleri, siz onların oyununu bozun, Dağlıca'da hiçbir şey olmamış gibi devam edin.
Eğer etmiyorsanız...
Amacınızın barış olduğuna kimseyi inandırmazsınız artık. Barışa yaklaşmaktan, barışın kıyısında durmaktan fazlasına hevesiniz olduğuna inandıramazsınız.
İnsan neden barışın kıyısına gelip orada durur, durmak ister? Muhtemelen bir şeylerin pazarlığını yapıyor, bir şeylerin fiyatını yükseltmeye çalışıyordur. Dağlıca'da ölen çocukların hayatlarının fiyatı yok. Onları eğer savaş sürsün diye öldürdülerse, bu işi işleyenlerin amaçlarına ulaşmalarına imkan vermeyin. Savaşı sürdürmeyin.

<p><span style='font-size: 1.6rem;'>Kıymetli izleyen HELAL kelimemiz Arapça kökenli olup izin

Helal olsun! Diyorum

Cezaevinde öğrendi! Devlet desteğiyle mesleği haline getirdi

Dalgıç son anda köpekbalığına yem olmaktan kurtuldu! Dehşete düşüren an

Model uydu yarışmasında dünya birincisi oldular! Türkiye'nin ilk cep uydusunu yapan ekip