• $7,3972
  • €8,9595
  • 436.684
  • 1462.47
22 Eylül 2011 Perşembe

Hukukun yükü

Cemalettin Taşçı
Cemalettin Taşçı
YAZARIN SAYFASI

Ergenekon Davası, Balyoz Davası, Dink Davası, Oda TV Davası, Şike Davası, Deniz Feneri Davası, Susurluk Davası...
Normal bir ülkede, sadece biri bile gündemi kilitlemeye yeter. Ülkenin çok normal olması şart da değil. Yassıada'dan, muhtelif siyasi parti kapatma davalarından biliyoruz ki, Türkiye'ye bile bir teki kafi gelebilir. Ama hanidir hepsiyle birlikte yaşıyoruz.
Mesele dava çokluğu değil. Dava çokluğu Türkiye'yi bozmaz. Fert başına dava sayısı açısından sıkıntıya düştüğümüz herhalde hiç vaki olmadı. Ama bu sefer başka. Boşanma davalarından, haciz davalarından, tazminat davalarından filan söz etmiyoruz. Her biri normal bir ülkeyi yerinden oynatabilecek davaların beşer onar gelmesinden söz ediyoruz.
***
Ne oluyoruz?
Türkiye'de bir siyasi hesaplaşma tamamlanmış görünüyor. Anlaşılan, meselenin mahkemeler tarafından tespiti yapılacak, tutanaklara geçecek. Siyasetin işinin hukuk tarafından tasdiki safhasına geldik.
Doğru veya yanlış olduğu ayrı mevzu. Doğru yapılıp yapılmadığı da ayrı. Ancak gerçekleştirilen işin büyük iş olduğunda hiç şüphe yok. (Aslında bu ölçekteki işlerin doğruluğu veya doğru yapılıp yapılmaması da, ne yazık ki, pek ehemmiyet taşımaz.) Yapılan işten memnun olmayanların, mütareke imzalandığından habersiz olarak Pasifik adalarındaki mevzilerinde direnen Japon askerlerinden pek farkı yok. Zaten ötekiler de, Pasifik adalarındaki hasımlarını yenerek, adaları teker teker ele geçirerek zafer kazanmadılar. Kendinden emin ve bu yüzden müdafaasız olan merkeze birkaç nükleer bomba bıraktılar. İş öyle bitti.
Şimdi mahkemeler, yapılan işin veya periferideki mevzilerde yürütülmüş olan faaliyetlerin ne kadar ahlaki olduğunu filan sorgulamayacak. Galiplerin galip geldiğini tasdik ve mağlupların yükümlülüklerini tespit edecek.
***
Türkiye'nin adalet sistemi, zaten ülkede neredeyse herkesin birileri veya devlet ile davalı olması yüzünden bel veriyordu. Sistemin taşıyamayacağı bir yük altında kalması alışılmış bir şey olabilir. Alışılmış olması tehlikeli olmadığı manasına gelmiyor elbette. Ama kimsenin, çatı üzerimize çökmeden bir şey yapmaya niyeti varmış gibi görünmüyordu.
Hadi alışılmış tehlikelere kayıtsız kalmamız da alışılmış bir hal diyelim, geçelim. Ama şimdi yargıya yüklenen yük, bugüne kadar alıştığımızdan çok başka türlü bir yük. Hem mahiyeti farklı hem de cesameti alıştığımızdan bile çok büyük.
Bir firmanız olsa ve pazarlama ağınız birden karşılayamayacağı bir yükle karşılaşsa, hiç şüphe yok ki bir çalışma yapar, pazarlama ağınızı yeni şartlara uyum sağlayacak şekilde yeniden yapılandırmaya çalışırsınız. Ama yargının bu süreçte hangi hasarları aldığı, kamuoyunun gözündeki algısının nasıl değiştiği, bu süreçten sağ salim çıkması için nelere ihtiyaç duyduğu konusunda bir çalışma yapılıyor gibi görünmüyor.
Böyle bir işi Adalet Bakanlığı yapabilir diye düşündüm önce. Yani önce Adalet Bakanlığı'na kızdım. Lakin birkaç dakika sonra fikrimi değiştirdim. Bu ülkenin hukuk fakülteleri ne işe yarar kardeşim?
Muhtemelen dünya tarihinde benzeri görülmemiş bir süreçten geçiyoruz. Profesör unvanlarınızla kürsülerde oturuyorsunuz, yani bilim insanlarısınız. Yani işiniz merak etmek. Memleketin merak vazifesini siz üstlenmişsiniz. Bir nörolog için beyni nadir bir hasara uğramış hasta neyse, şu içinde yaşadığımız şartlar da sizin için o. Neredesiniz?

<p><span>MHP lideri Devlet Bahçeli partisinin grup toplantısında önemli açıklamalarda bulundu. HDP E

PKK'nın bir kolu gibi çalışan HDP kapatılacak mı?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Muğla'da etkili olan kar yağışı güzel görüntüler oluşturdu

Tırnağınıza diş macunu sürüp bekleyin! Faydalarını öğrenince şaşıracaksınız