• $9,6037
  • €11,1651
  • 557.516
  • 1492.93
16 Aralık 2010 Perşembe

Gençliğini yaşayamamak

Yılmaz Özdil salı günkü köşesinde, memleketin ahvalini, memlekete vaziyet edenlerin gençliklerini yaşayamamış olmalarına fatura etmiş. Bence çok haklı.

Birilerinin gençliklerini yaşayamamış olmalarının bedelini hep birlikte fena halde öderiz, katılıyorum. Ama malum gençliklerin yaşanamamasının sebepleri bence, Özdil'in zannettiğinden çok farklı. Falanca zevat mayo giyemeden, denize giremeden büyüdü, evet. Fakat bu tür tecrübeleri yaşamalarına mani olan, sadece içinde yaşadıkları çevre değildi. Hatta asıl büyük engel kendi çevreleri değildi. Vatandaş denize girebilsin diye, halkın plajlardan uzak tutulması lazımdı. Ne gerekiyorsa yapıldı.

'Temcit pilavı gibi, hep aynı terane' diyecek olanlara hatırlatayım, zihniyet tedavülden kalkmadı. Daha birkaç yıl önce denize donla girenler ile maymunlar arasında olmayacak benzerlikler bile bulundu yani.

Adam devasa riskleri göze alıp şehre gelmiş. Denize girmeye de özenmiş. Bir vakit sonra, galip ihtimal, mayo da giyecek. İlk adımı denize donla girerek atmış. Göz zevki bozulanların gösterdiği reaksiyon, adama 'maymuna benziyorsun' demek. Denize girerken mayo giymeyi bilmiyor adam. Lakin -hepsi bu kadar açık sözlü olmasa da- birçok kişinin benzer hisler taşıdığını biliyor.

***
Bir vakitler, uluslararası bir projede birlikte çalıştığımız bir Amerikalı uzman anlattıydı. Yurtdışında görev yapacak olan Amerikalılara, gittikleri yerde İngilizce konuşmaya çalışan insanlar tanıyacakları anlatılır, sonra eklenirmiş: 'İngilizceleri kusurlu olabilir. Ama unutmayın, onlar sizinle iletişim kurabilmek için bir adım atmışlar. Şimdi sıra sizde, onları anlamaya çalışın, teşvik edin.'

'Madem İngilizce konuştuklarını iddia ediyorlar, doğru dürüst konuşsunlar' da denebilir. İngilizlerin çoğu öyle der mesela. Diyen, bir açıdan haklı olur da... Neticede, iletişim kurulamamasının mesulü de o olur.

Beyazlığa özenip okullara gitmeye kalkanlar, şehirlere yerleşmeye niyetlenenler, yani bir adım atanlar, mukabil bir adımla karşılaşmadılar. Aksine, vebalı muamelesi gördüler. Ta 1980'lere kadar... Şimdi koltukları işgal eden zevat, aileleri izin vermediği veya hoş görmediği için denize girememiş değil. Akranları onları aralarına kabul etmediği için yüzme fırsatı bulamadılar. Aksanlarından türkülerine, giyimlerinden adetlerine kadar her şeyleri göze battı. Aşağılandılar.

Şimdilerde 'beyaz Türk ne ki' filan diye bilmezden gelenler, kendileri gibi olmayan herkese zenci muamelesi yaptılar. Delil lazım mı? Şimdi bile 'siz neden bizimle birlikte denize girememiştiniz sahi' diye sormaya tenezzül etmiyorlar. Herkesin her tercihini mesnetsiz önyargılarıyla açıklayıveriyorlar. Sonra da karşılarındakinin neden bu kadar saldırgan, tahammülsüz olabildiğine şaşırıyorlar. Filan.

***
Yine de Özdil, prensipte haklı. Sıkıntılarımızın büyük bölümü, yaşanmamış çocukluklardan, gençliklerden kaynaklanıyor.

O halde hatırlatmanın zamanıdır: Uzunca bir süredir Türkiye'de kimse gençliğini yaşayamıyor. Çevrenin hayat tarzı, tercihleri filan da sebep değil. Bütün çocuklar yıllardır, denize girecekleri, kıyıda kamp yapacakları, akranlarıyla voleybol oynayacakları, flört edecekleri çağlarda sadece test çözüyorlar.

Madem biliyorsunuz yaşanmamış gençlikler gün gelir memleketin başına bela olur, bırakın geçmişin hesabını denkleştirmeyi, yarın için bugün bir şeyler yapalım.

<p>Yeşilçam'ın usta ismi Hülya Koçyiğit, 1963 yılında henüz 16 yaşındayken Susuz Yaz adlı filmle bey

Hülya Koçyiğit bilinmeyenlerini anlattı

Hayvancılıktan sağladıkları gelirle 35 ülke gezdiler

Japonya'da Prenses Mako ile Komuro Kei evlendi

Yer siyah gök beyaz! İşte Beşiktaş'ın Galatasaray galibiyetinden en özel kareler