• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
29 Mayıs 2012 Salı

Facebook'un ederi

Cemalettin Taşçı
Cemalettin Taşçı
YAZARIN SAYFASI

Şöyle, bir tabureye oturur gibi dizlerinizi bükün. Bir arkadaşınız dizlerinize otursun, başkası onun dizlerine... Böyle bir çember oluşturun ve sonuncu kişi de dizlerini sizin poponuzun altına versin. Neticede hepiniz oturuyor olursunuz biliyor musunuz? Ortada oturulacak hiçbir şey olmadığı halde, herkes oturuyor olur.
Bir Türkçe sözlüğü açın bakın mesela. Herhangi bir kelimenin karşısında ne var? Başka kelimelerden oluşmuş tanımlar. O kelimelere de bakabilirsiniz sözlükte. Onlar da sizi muhtelif kelimelere gönderir. En altta, bütün kelimelerin manalarının kendisinden türetildiği bir kelime filan yok. Hepsi sadece birbirine yaslanıyor.
Hayatımız, üzerine yargılarımızı inşa edeceğimiz sağlam zeminler aramakla geçiyor. Herkesin birbirinin kucağına oturduğu düzenlerde bir koltuk arayıp duruyoruz. Tuhafı, buluyoruz da... Halbuki yok öyle şeyler.
***
İktisadi bir aktörsünüz. Bir şeyler talep ediyor ve bir şeyler arz ediyorsunuz. Bir otomobil talep ediyorsunuz mesela. Birileri de otomobil arz ediyor. Otomobil arz ederken, otomobil lastiği, akü, sigorta, yol, otopark, ikinci el medyası, banka kredileri filan gibi bir yığın talebe sebep oluyorlar. Kendilerinin de, otomobilleri satmak amacıyla reklam talebi oluşuyor.
Reklam üretenlerin de, size ulaşacak mecra talepleri var. Bu arada, birileri televizyon dizileri, başkaları futbol üretiyor. Nasıl herhangi bir kelime sözlükte bir yığın kelimenin karşısında kendisine yer bulabiliyorsa, diziler ve futbol da birçok talebi karşılıyor. Arada reklamcıların mecra taleplerini de...
Durmadan televizyon seyredemezsiniz, başka mecralar da gerekiyor. İnternet mesela, olur mu? Oluyor. Olması için İnternet değişiyor. İnternet değişince, başlangıçta hiç hesapta olmadığı halde siz de potansiyel İnternet kullanıcısı oluyorsunuz. Birdenbire, daha önce hiç mevcut olmayan talepler doğuyor, arama motorları filan üretiliyor.
Siz de bir yığın şey talep ediyor, bir yığın talebi karşılıyorsunuz. Ortada herhangi bir tasarım, hatta bir plan bile yok. Her şeyin anlamı ve değeri diğer şeylerden türüyor. Her şey, sadece diğerlerine 'göre' anlam kazanıyor.
Mesele şu ki, insanoğlunun bir yanı, bu 'göre' kelimesiyle hiç barışık değil. Siz de değilsiniz muhtemelen. Size de sağlam bir zemin, mesela Bill Gates'in servetini açıklayacak bir muhteva lazım. Ama yok. O halde bir deha masalı uydururuz. Deha bu, ayrıca açıklamaya ihtiyaç var mı? Pentagon'un kucağına oturmuş olan IBM'in kucağına oturmuş bir Gates açıklamasından daha şık üstelik.
***
1990'lardan sonra yeryüzündeki para miktarı inanılmaz bir hızla arttı. Popolar büyüdü yani. O popolara layık diz bulmak gerekti. Gatesler filan ilham kaynağı oldu, İnternet uygulamalarının dizlerine oturttuk bir yığın koca popoyu. Beş kişinin ancak oturacağı dizlere 140 kişi oturmaya heveslenince... Çöktü çocukcağız. Şimdi de onu suçluyorlar utanmadan.
Eğer kriz olmasaydı, masala inanmayı sürdürüyor olsaydık, çökmeyebilirdi. Krizi her hafta bir defa daha bitiriyorlar. Halbuki bu kriz, ortada koltuk filan olmadığını idrak edene kadar bitmeyecek. İdrak ettiğimizde, sadece birbirimizin dizlerine oturuyor olduğumuzu efendice kabul ettiğimizde, yeni bir oturma düzeni zuhur edecek. Her dize ancak taşıyabileceği kadar popo düşen bir düzen. Popoların bu kadar büyüyemeyeceği bir düzen. Çünkü bu kriz o kriz. Başka türlü çözülemeyecek olan kriz. (Sonra, çok sonra, elbette popolar yine çok büyüyecek, yeni bir yapısal kriz daha çıkacak, o ayrı.)
***
Hepimizin talepleri var ve bunları dünyaya yanımızda getirmedik. Edindik ve ediniyoruz. Bu taleplerin biri de, bizim 'sağlam zemin'imizin, 'sağlam zemin' olması. Kahvehane köşelerinde, dost meclislerinde, her şeyin falanca değil, filanca koltuğa oturuyor olduğunu iddia ediyoruz. Başkaları da falanca koltuğa... Gazete köşeleri, 'o zemin değil, sağlam olan bu' iddialarıyla dolu. Bu hengamede 'sağlam zemin yok' demenin bir manası olmadığını öğreneli çok oldu.
Ama ne yapayım? Yok.

<p>Dünyanın pek çok yerinde şehir yönetimleri marka olabilmek için birbirleriyle yarışıyor. Gastrono

Taşradan Türkiye'ye açılan bir edebiyat penceresi: İkindi Yazıları...

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Haftanın yalanları

En kötü yıl gerçekten 2020 mi? Bilim insanları, 536 yılına işaret ediyor