• $ 5,7449
  • € 6,3531
  • 271.886
  • 105380
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Bu millet daha ne yapsın?

Ne tesadüftür ki, şu “kutuplaşma” denen fenomen, tıpkı dünkü yazıda da bahsettiğim emperyal/sömürgeci zihniyetin amaçları doğrultusunda kullanılıyor bugün ülkemizde. Bunun bir tesadüf olması söz konusu değil. 27 Mayıs darbesi öncesinde de böyleydi, 28 Şubat’ta da böyle oldu. Son 15 yıldır da AK Parti’ye karşı kutuplaşma bir silah olarak vahşice kullanıldı. Yerleşik düzenin tüm aktörleri, başta CHP ve medyası olmak üzere kutuplaşmayı bir iktidar kaldıracı olarak gördüler ve ona abandılar.

Öyle ki, hem toplumsal kesimler arasındaki gerginliği arttırmak için ellerinden geleni yaptılar, hem de bunun suçunu Erdoğan ve AK Parti’ye attılar. Beklediler ki, burada sayamayacağımız, 15 Temmuz’da zirve yapan tüm antidemokratik saldırılara boyun eğilsin. Kutuplaşmayı giderecek tek şey, Erdoğan’ın sorgusuz sualsiz teslim olması ve kaderine boyun eğmesiydi. Meşru müdafa ve söz hakkını kullandığı anda onu diktatör olarak yaftaladılar. Seçmenleri de göbeğini kaşıyan cahil sürüler olarak aşağıladılar.

Bu zelil alışkanlığın nereden kaynaklandığını, ülkeye nelere malolduğunu ve olacağını sormadılar kendilerine.

Halbuki, mesele ne Erdoğan’ın şahsı ne de AK Parti’ydi. Dün Özal ve Menderes’in, Atatürk ve Sultan Abdülhamid’in olmadığı gibi… Ne oluyorsa ülkenin bekasına, milletin tamamına oluyordu. Bu ülkenin çocuklarını, bu ülkenin başka çocuklarına yem ediyorlardı. Oysa herkes yemdi, bunu sorgulamıyorlardı.

Çünkü “kutuplaşma” denen şey, temelinde 200 yıldır üzerimizde uyguladıkları “böl/yönet” taktiğinin ektiği zehirli tohumların yeşermesinden başka bir şey değildi. Zaten tepeden inme şekilde, acilci, çöküş travması eşliğinde uygulanan yüzyesel Batılılaşma, ülkeyi Batıcı/Ötekiler olarak ikiye bölmek amacıyla rayından çıkartılmıştı. Batılılaşma’nın bilgisi, araçları, uzmanları bizim olmadığı için, ülkeye dış müdahaleler organik/doğal süreçlere dönüştü. Eğitimden tutun da askeriyeye, bürokrasiden tutun da ilk modern partilere kadar, milletten kopuk, belli bir yönetsel elit yaratmaya dönük olarak temeller atıldı.

Bu hikayede hiçbir şey siyah ve beyaz değil. İşte sözde “dindar” denen bir “cemaat”in ülkeye verdiği zarar ortada. “Laik, demokratik, çağdaş” Türkiye’yi sözüm ona muhafaza etmek amacıyla yapılan darbeler ise ülkenin canına okudu.

Ammavelakin, üzerinden 200 yıl geçtikten sonra, hâlâ bu oyunu doğru okuyamayacak mıyız? Ülkeyi sekülerler/muhafazakârlar, Türkler/Kürtler, Sünniler/Aleviler vd. diye bölmek isteyen, toplumsal kesimleri karşı karşıya getirerek Türkiye’yi Suriyeleştirip paylaşmayı arzu edenlerin bu kokuşmuş oyunlarını tarihe havale edemeyecek miyiz?

Sözüm milletin kendisine değil. Bir millet vatanını korumak için daha ne yapsın? Her kritik anda, millet Beyaz/Siyah Türk, Türk/Kürt, Sünni/Alevi kim varsa cepheye koşuyor, şehit/gazi oluyorsa, temsil alanlarını işgal edenlerin daha sorumlu olması gerekmez mi?

Sözüm tabii ki öncellikle CHP’ye… CHP’nin, CHP’ye oy veren vatandaşları mutsuz etmeye, onları sürekli depresyonda tutmaya, ülkelerinden ümitlerini tüketmeye kimin hakkı var? Siyaset mi bu?

15 Temmuz’da bir bütün olarak işgale direnen bu milleti, hızla o mutabakattan uzaklaştırmak için elinden geleni yapıyor CHP. Hatta Kılıçdaroğlu insanları sokağa dökemediği için başarısız bulunuyor. 15 Temmuz’a “Kontrollü veya karşı darbe” diyerek, kendi kitlesinin normalleşmesini önlemeye çalışıyor. Herkesin, tüm farklarından bağımsız olarak üzerinde anlaşacakları, bir üst kimlik olarak kabullenecekleri daha değerli bir fırsat olabilir miydi? Osmanlı içbirliği bozularak çökertilebildi. Türkiye kardeş kavgalarıyla, darbelerle geçen onlarca yılda layık olduğu seviyeye gelemeyip içine kapatıldı. Bunlar böl/yönet tuzaklarına düşmüş olduğumuzun kanıtları değil mi?

Hâlâ bu oyunu göremeyip, bu kirli ipe sarılmak siyaset yapmak olabilir mi?

<p>Trabzon´da yaylada ev yapmak isteyen, ancak yapılaşma yasağına takılan Ömer Birinci (55), yıkım e

Kemal Sunal Filmi Gerçek Oldu

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor