• $ 5,8826
  • € 6,5712
  • 241.259
  • 96.142
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Ambalaj değişir amaç değişmez, hedef yine Erdoğan...

17/25 Aralık ve 15 Temmuz işgal/darbe girişimi siyasi aktör olarak Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti’yi hedef alan çok büyük saldırılardı. 7 Şubat 2012 MİT krizinde aynı amaçla bir hamle zaten yapılmıştı.
2013’ün başında da daha farklı bir sürece girildiği anlaşıldı. MİT krizi ile “tereyağından kıl çekercesine” kolay biçimde Erdoğan’ın denklemden düşürülmesi mümkün olmayınca, sokak olaylarından medet umulmaya başlanmış olmalıydı. Gezi krizi, kutuplaşmayı sürekli artıran bir CHP, marjinal sol gruplar ve medyalarının ektiklerinin biçilmesinin umulduğu bir zeminde alevlendirildi. 15 Temmuz’dan sonra ortaya çıkan bilgilerden de görüyoruz ki, emniyet güçlerinin içine sızmış FETÖ’cüler halkı isyan ettirmek için ellerinden geleni yapmışlardı. Amaç, Erdoğan ve hükümetin yıpratılması ve düşürülmesiydi.
Bu da başarılı olmayınca 17/25 Aralık “yargı/emniyet” darbesi geldi. Erdoğan’ın “siyaseten” halkın gözünden düşürülmesi mümkün gözükmüyordu. Ama belki “yolsuzluk” iddiaları ile Erdoğan’a güvenen muhafazakâr kitleler tereddüde düşürülebilir ve o tereddüt anında Erdoğan denklemden hızlıca çekilebilirdi.
Bu hamle de başarısız oldu. 2014-2015 arasındaki üç kritik seçim de olağanüstü bir başarıyla hasarsız atlatıldı. Gerçi 7 Haziran’da koalisyon için ciddi bir algı mühendisliği yapıldı ama HDP ve MHP’nin yan yana getirilmesi operasyonu tutmadı. AK Parti’nin CHP ile koalisyonu da “mümkün” olmadı. 1 Kasım’da tüm bu oyunları gören millet AK Parti’yi yeniden tek başına iktidar yaptı.
15 Temmuz’a gelinen süreç özetle böyleydi. Ama sokak hareketleri, ama PKK/HDP üzerinden, ama yargı darbeleri, ama muhalefete dönük kaset operasyonları ile hem sokak hem siyasi temsil alanları dizayn edilmeye çalışıldı. CHP ve HDP’de bunun tuttuğunu görüyoruz. Ama bu ikisi yeterli olmayacaktı. Çünkü sahada vatandaşlar sağduyulu davranıyordu. Kürtler hendek terörüne yüz vermedi. İkinci yılında ise Gezi’ye vatandaşlar rağbet etmedi. Gezi ruhu da, sosyolojik bir gerçekliğe dayanmadığı için uzaya doğru uçtu gitti.
Bu nedenle olsa gerek artık doğrudan 15 Temmuz’da işgale geldiler. Millet bu işgal girişimine ağır bir tokat indirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan muhteşem bir liderlik sergiledi. Bu tarihi anın doğal sonucu olarak vesayete açık kapı bırakan sorunlu hükümet sistemi 16 Nisan’da esası millet iradesi olacak şekilde normalleştirildi.
Şimdiki hedefleri ise, 2019 seçimlerinde Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesini, AK Parti’nin genel ve yerel seçimlerde başarılı olmasını önlemek. Bu kuşkusuz meşru bir haktır; ama araçların da meşru olması gerekir.
Nitekim, 15 Temmuz’da zirve yapan darbe girişimlerinin doğrudan hedefi olan Erdoğan ve AK Parti’yi, bu darbenin neredeyse müsebbibi gösterme yönünde bir kampanya başlamış durumda. Seçim sonuçlarını etkilemek için bu yol seçilmiş görünüyor.
Buradaki hedef yukarıda olaylar bazında özetlediğim amaçtan farklı değil. Erdoğan’ın 2019’da yüzde 50+1 gibi zorlu bir oranı yakalamasını önlemek ve süreci tersine çevirmek için 15 Temmuz acısını, haklı hassasiyetini bumerang gibi ona döndürmek, kitle ile gönül bağını zayıflatmak istiyorlar.
Elli yıllık tarihsel planda, arkasında uluslararası derin güçlerin olduğu, her yere sızmış, 15 Temmuz hainliğini yapan bir organizasyonun bel kemiğini kırmış, ona karşı -uzun soluklu/zorlu olacağı aşikâr- kararlı bir mücadele veren bir lider ve partisinin CHP tarafından sorgulanması fıkradan öte, bir absürtlüktür.
CHP’nin “Siyasi ayak” abanmasının “yüce divan” abanmasından bir farkı yok. Yargı, emniyet, istihbarat zaten görevini yapıyor. Erdoğan’ın “Babam da olsa gözünün yaşına bakılmayacak” dediği noktada suçlular bulunup yargı önünde hesap verecek. Bunun bir tercih değil, ertelenemeyecek bir beka/devlet meselesi olduğunu söylemeye gerek var mı?
15 Temmuz’un birinci hedefi olan Erdoğan bu mücadelenin en güçlü teminatıyken, FETÖ’nün tüm söylem ve malzemelerini kullanan CHP’nin başrolünü oynadığı bu bayat oyunlara milletin kanmayacağı aşikâr.

1986 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi´ne alınan Hattuşa, Hitit İmparatorluğu´nun ilk ve en önemli

Hitit İmparatorluğu´nun Başkenti: Hattuşa

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Kuzey Kore lideri Putin'le görüşmek için Rusya'da

Mehmet Aydın'a büyük şok! Uruguay’daki malvarlığına el konuldu