• $ 6,8158
  • € 7,4344
  • 380.418
  • 103024
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Boş konuşanların boş kalfası

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, dün, grup toplantısında, “FETÖ’nün siyasi ayağı”nı açıklayacaktı.

Karışık/karmaşık bir konuşma yaptı ve şu hükme vardı: FETÖ’nün siyasi ayağı Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Nasıl yani?

İnsan savaştığı “şey”in siyasi ayağı nasıl olur?

Efendim, ortada MİT raporları
varmış...

Sözünü ettiği üç MİT raporundan ikisi 1991 ve 1999 yıllarına ait... Yani AK Parti henüz portakalda vitamin bile değil...

İlk rapor yayınlandığında iktidarda CHP’den tornistan sosyal Demokrat Halkçı Parti vardı... İkincisi yayınlandığında, iktidarda yine CHP’den tornistan DSP vardı.

Niçin gereğini yapmadılar?

Çünkü FETÖ dindar (dindar ve mağdur) kılığına girmişti. Bazı dokunulmazlara (dinin meşrulaştırıcılığına) yaslanıyordu.

Devletin ve ideolojik çevrelerin tarassudundan da, yine dinin meşrulaştırıcılığına sığınarak kurtulmuş ve muhakeme konusu edildiğinde, “destekçi” olarak yanında hep geniş bir dindar mağdur kesim bulmuştu.

Denilebilirse, FETÖ hep başkalarının sırtından geçinmişti.

Hep başkalarının mağduriyetleri içinde “kamufle” olmuştu.

Ne zamana kadar?

Devlete çaktığı kadroları (militanlarını), devlet hiyerarşisi dışına çıkarıncaya, yani “Ben artık devletim. Ben yöneteceğim!” deyinceye kadar...

O zaman da karşısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı buldu.

Buydu FETÖ’nün bilinen ve bilinmeyen tarihi.

Şimdi bir de, “FETÖ’ye karşıymış gibi” yapanların tarihine bakalım:

FETÖ, MGK tarafından bir “suç örgütü” olarak tescil edilmiş. Hükümet kora kor bu örgütle savaşıyor. Tam da o netameli günlerde Kılıçdaroğlu gazetecilerin sorularını cevaplıyor.

Soru: “Ergenekon, Balyoz gibi davalarda hukuki aksamalar olduğunu ifade ediyorsunuz. Fetullah Gülen cemaatinin bunda sorumluluk sahibi olduğunu düşünüyor musunuz?”

Cevap: “Yargıçların belli bir merkezden talimat aldığı ve o talimat çerçevesinde yola çıktıkları söyleniyor. Ben bu talimatın siyasal iktidar tarafından verildiğini düşünüyorum. Yani bunu cemaate değil, doğrudan doğruya iktidarın yargı üzerindeki baskısına bağlıyorum.”

Kılıçdaroğlu, FETÖ kanallarının uydudan çıkarılmasından sonra Zaman gazetesi Ankara temsilcisi Mustafa Ünal’la görüşüyor. Ona şunları söylüyor: “Ben cemaat için örgüt demedim... Cemaat mazlum. Mazlumu savunmayacağız da kimleri savunacağız?”

Bir başka soru: “İllegal dinleme kayıtlarını sıkça dinlettiniz. Bu konuda hukuka bağlı kalmanız gerekmez mi?”

Cevap: “Şimdi bakınız. Toplumsal yarar denen bir kavram var...” (Ahlaksızlığı toplumsal yarar kavramıyla kamufle etmeye çalışıyor.)

Bir başka soru: “Poliste veya yargıda camianın hakim olduğuna dair görüşler var, size böyle bir rapor geldi mi? Poliste veya yargıda böyle bir örgütlenme var mı?”

Cevap: “Elimizde böyle bir veri yok. Ben bir belge görmeden anlatımlardan yola çıkamam... Benim bir şeyi dillendirmem için elimde bir kanıt olması lazım.”

Bir başka soru: “Fetullah Gülen’le görüşür müsünüz?”

Cevap: “Görüşmedim ama talep gelirse görüşebiliriz.”

İşte bu adam, dün, grup toplantısında, güya FETÖ’nün siyasi ayağını deşifre etti.

Bir de (Erdoğan’a hitaben) bir iddiada bulundu: “ByLockçu listesini açıklamıyorsan FETÖ’ye destek veriyorsun demektir.”

Oysa “ByLockçu listesi benim elimde. 120 ila 180 arasında ByLoçkçu milletvekili var!” diyen Kılıçdaroğlu’nun kendisiydi.

Hatta bir kitapçıktan söz ediyordu, burada 15 Temmuz’un Cumhurbaşkanı ve Başbakanının adının yazılı olduğunu söylüyordu.

Bakan Soylu'yu ağlatan mektup

Bakan Soylu'yu ağlatan mektup

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Fiyatı servet değerinde! Kovanlardan çıkarılmaya başlandı

Yurt genelinde bayram sessizliği hakim! İşte sokak ve caddeler...