• $ 5,7073
  • € 6,3178
  • 275.596
  • 101447
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Aziz Hoca ve Yusufçuk...

Nobel ödüllü bilim insanımız Prof. Aziz Sancar, sanırım bir soru üzerine “evrim” konusuna girdi ve burada söylediği sözler de hedef olmasına yol açtı. Peki Aziz Hoca, şimşekleri üzerine çekmesine yol açan açıklamasında neler söylemişti?

“Ben Müslümanım ve bunu her yerde söylüyorum, bununla gurur duyuyorum. Türkiye’de evrimi ne zaman öğretelim kavgası beni çok üzdü. Türkiye’de çok sorun var. Bir kavga bitiyor, bir diğeri başlıyor. Ben Allah’a inanıyorum. Evrim olmuş olmamış fark etmez. İsteyen inanır, isteyen inanmaz. Ama bunu bir devlet sorunu haline getirmek enerjimizi boşa harcamamıza yol açar.”

Son derece naif bir şekilde Aziz Hoca bir görüşünü ifade ediyor. Aslında görüş ifade ettiği konu evrim de değil. Söylemek istediği, evrim teorisinden öte, Yaratılış ile evrim teorisini rekabete sokmanın anlamsızlığı… “İsteyen evrim teorisine inansın, istemeyen inanmasın” diyor.

Bunu söylerken, bir Müslüman olduğunu, Allah’a inandığını ifade ediyor. Sanırım, asıl tepki çeken şey de bu sözleri. Yıllar önce değerli bir hocam, ki sanırım kendisi ateist veya agnostikti, bana akademik kariyer yapmayı düşünüyorsam, inançlı bir Hıristiyan olduğumu saklamamı tavsiye etmişti. Bu onun için asla sorun değildi, ama genel eğilimin böyle olduğu konusunda beni esirgemeye çalışmıştı.

Akademik dünyada öyle bir kanaat var ki, sanki Allah’a inanan insanlar akıllarını kullanmazlar ve bilimle hep kavga ederler. Demokrasiye, özgürlüklere doğal dirençleri vardır ve güvenilmezdirler. Ama buna rağmen, sürekli bir öncekini ortadan kaldıran, sürekli değişen teorileri kutsal metin bellerler ve bilimi din olarak algılarlar. (Tabii bu sınıflandırmalara girmeyen birçok bilim insanı da var.)

Aziz Hoca da, Nobelli bir parlak bilim insanı olarak, Müslüman olduğunu ve Allah’a inandığını söylediğinde, hele hele ülkesi aleyhine de ağzından söz alınamadığında, hedef tahtasına konabiliyor. Doğu’yu, Batı’nın ancak bir alt kümesi olduğunda, Batı’yı taklit etme halinde asılı kaldığında muteber gören bir zihniyet bu.

O zaman, Doğu’dan çıkan bilim insanları Doğu’yu ancak Batı’nın gözünden anlatırlarsa, ona benzeme çabasının çelişkili hallerini sunarlarsa, şu tüm “aradalık” hallerini postmodern taktiklerle işlerlerse, yani Batı’nın üstünlüğüne ontolojik değer atfeden işler yaparlarsa el üstünde tutuluyorlar.

Tabii bunun karşılığında, yeryüzündeki tüm kötülüklerin kaynağı olarak Batı’yı gören, Doğu’da yaşanan her şeyi Batı’nın kötücüllüğüne bağlayan bir kesim de var. Açıkçası, bu son periyotta dünyada yaşanan neredeyse çoğu savaş ve acıların temelinde Batılı ülkelerin sömürge hırsları var. Ama bu gerçeklik, Batı’yı kategorize etmenin gerekçesi olmadığı gibi, Doğu’nun üzerine düşeni yapmamaktaki özrü de olamaz. Hiçbir şey siyah ve beyaz değil. Yarın işlerin nasıl değişeceğini, kimin mazlum, kimin zalim olacağını öngöremiyoruz.

Çin’de bulunan 200 milyon yıllık Yusufçuk fosiline bakarken, bu tartışmaların beyhudeliği insanı sarsmıyor değil. Belki de tüm bu gereksiz didişmeler, faniliğe karşı geliştirdiğimiz bir savunma biçimidir.

<p>Kayalarda yapılan incelemeler İznikli vatandaşların da dikkatini çekti. Çiçekli köyünde yaşayan F

Bursa´da Keşfedildi! 300 Milyon Yıllık...

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

İşte 2019'un en iyi astronomi fotoğrafçıları!

Adana'da kan donduran olay! Üzerine döktüler...