• $ 6,0477
  • € 6,7472
  • 247.987
  • 86.736
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Aranan hikâye neden bulunamıyor?

Geçen günlerde Bülent Eczacıbaşı’nın yeni çıkan ve adını Orhan Veli’den esinlendiği “İşim Gücüm Budur Benim” adlı kitabını okudum. Eczacıbaşı ailesi Türkiye’de bir ekolü temsil ediyor. Kitabı okumaktaki amacım, bu ekolün günümüz itibarıyla Türkiye’yi nasıl algıladığını, sorunları ve imkânları nerede gördüğünü merak etmemdi.

Bülent Eczacıbaşı tabii ki dedesi ve babasının etkisi altındaydı ve iyi bir miras aldığını düşünüyordu. Bu mirası yüceltmek/devretmek istemesi saygıdeğerdir. Kendisinden önceki kuşağın “Bir şeyler yapmalı” mottosunu sahiplenmesi de önemli. İçinden geçtiğimiz sert süreçte, darbelerle yüzleştiğimiz, onları milli irade ile alt ettiğimiz, normalleşme ile alevlenen kutuplaşma sorunlarıyla uğraştığımız günümüzde, bir ortak şemsiye arama noktasında kenarda durmak özgür/sorumlu yurttaşa yakışır bir durum değildir.

Tabii kitapta eleştireceğim, eksik bulduğum birçok yön de var. Kitap elini tam anlamıyla taşın altına sokmamış. “Kutuplaşma” gibi konular başlık veya cümleler halinde ele alınmış, ama üzerlerine tam gidilmemiş. Kitaptaki söyleşiler, okuyucu/konu ile kendisi arasında yapay bir mesafe ihtiyacıyla itici olmuş. Kimsenin Fransa’nın –hâlâ sömürdüğü- Afrikalıları Paris’teki festivallere çağırmasının kültür açısından ne müthiş bir şey olduğunu söyleyen, HDP’yi kadın eşbaşkan uygulaması yüzünden göklere çıkartan akademisyenlerin fikirlerini çok merak ettiğini zannetmiyorum.

Bülent Bey, “Düşünüyorum da, acaba anahtarı yanlış yerde arayan asıl bizler miydik? (…) Tabuların etkisinde kalmadan gerçekçi çözümler geliştirebilmiş miydik?” diye önemli bir özeleştiri kapısı aralarken, coğrafyamızın çok zorlu bir yer olduğu gerekçesine saparak hevesimizi kursağımızda bırakıyor. Retorik bir soru olarak kalıyor.

Dahil olunan kurumları, yapılanları yüceltme ve apoloji dışında, hiç özeleştiri göremiyoruz. TÜSİAD’ın, elitlerin siyasetteki konumlanışlarına dair birçok negatif örnekle çok sert bir yazı yazabilirdim. Ben daha çok imkân vaat eden yönlerine odaklanmaya çalıştım. Çünkü beyaz Türkler, seçkinler, İstanbul sermayesi, adına ne derseniz deyin, (hepsi kısıtlayıcıdır) dün ülkenin kaderinde var oldular, yarın da olacaklar, olmalılar.

Eğer bir Beyaz Türkler-muhafazakârlar zemininde “kutuplaşma” yaşıyorsak, bunun derinlikli sebepleri nelerdir? İstanbul sermayesinin bunda sorumluluğu var mıdır, varsa nelerdir? Bülent Bey, rahmetli babası gibi “Uçağın sağlam ve çok iyi tasarlanmış olduğundan” artık emin değilse, kitaba sinen düş kırıklığı nereden kaynaklanmaktadır? Babasının dediği gibi, “Tek ihtiyacımız usta bir pilot ve kendi arasında kavga etmeyen bir ekip” ise, Erdoğan ve AK Parti bu tanıma uymakta mıdır? Uymuyorsa, nedenleri nelerdir? Bunlar kitapta bulabildiğimiz cevaplar değil. Sadece imalar ve söyleşilerde ikinci kişilere bırakılmış görüşler var.

Bülent Bey’e göre, Türkiye hikâyesiz kalmıştır ve yenisine ihtiyaç vardır. Acaba TÜSİAD’ın halk nezdinde tabana vurmuş desteğiyle aranıp da bulunamayan hikâye arasında bir bağlantı var mıdır?

Keşke bu sorulara da cevap verilebilseydi.

Çin’in Hainan eyaletine bağlı Ledong bölgesinde Deniz Kuvvetlerine ait bir savaş uçağı okulun yanına

Çin’de Savaş Uçağı Okulun Yanına Düştü: 2 Ölü

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Küçük yaşta gönlünü ünlülere kaptıran isimler!

612 yıllık minare yeni yerinde yükseliyor