• $8,1296
  • €9,7068
  • 455.756
  • 1378.37
08 Haziran 2011 Çarşamba

Siyasi gerginlikten biraz uzaklaşalım mı?..

Türkiye'nin şu gergin seçim atmosferine tam da uygun bir 'soyutlama dünyasında' minik bir tur yapmaya ne dersiniz? Sevgili dostum Dücane Cündioğlu, son dönemde “Felsefe ve Sanat” derslerine ağırlık vermişti. (Bkz. onun adına yönetilen Facebook sayfası). Bu arada TRT Türk'ün belgesel ekibiyle Cordoba'ya gittiğini biliyorduk. Nihayet Cuma akşamı TRT Türk kanalında Cündioğlu'nun rehberliğinde o büyülü kentin havasını soluma fırsatı bulduk... 'Kentler ve Gölgeler' adlı belgeseli kaçıranlar internetteki videosunu izlemeliler... 768 yılında yapımına başlanan ve rehberimizin “Kubbeden mahrum bir mabet” olarak tanımladığı, 860 sütunlu Kurtuba Camii'ni de bu belgeselle görmüş kadar olursunuz...
Özellikle İbn-i Rüşd ile İbn-i Arabi arasında saatler süren “üç cümlelik muhabbeti” Dücane Cündioğlu'ndan dinlemek başka alem... İbn-i Rüşd'ün cenazesinde de bulunmuş olan İbn-i Arabi, ilk kez çocukken Kurtuba'ya bu büyük filozofla (aynı zamanda hekim ve yargıç) tanıştırılmak üzere babası tarafından getirilmiş. İbn-i Arabi ile İbn-i Rüşd'ün başbaşa kaldıkları o ünlü “muhabbet hikayesi” aşağı yukarı şöyle... Sonradan hikayeleştirilen tanışmada ikisinin saatler boyu sustuğu ve ilk olarak İbn-i Rüşd'ün ağzından 'evet' sözcüğünün çıktığı söylenir. Sonra düşünme sırası İbn-i Arabi'ye gelir ve o da saatlerce sustuktan sonra 'evet' der. Yine derin düşüncelere dalan İbn-i Rüşt, 'evet' diyerek sessizliği bozarken sıra tekrar İbn-i Arabi'ye gelir. Suskunluk yeniden başlar ve İbn-i Arabi bu kez 'hayır' der. Bir çırpıda anlamanın imkansız olduğu bu muhabbetle ilgili olarak İbn-i Rüşd şöyle demiştir: 'Hayret bu genç benim bildiklerimi görüyor.' Cündioğlu'nun 'Anadolu irfanının yapıtaşlarından biri olan' biri olarak yorumladığı İbn-i Arabi de şöyle diyecektir: 'Hayret, İbn-i Rüşd benim gördüklerimi biliyor.' Dücane Bey ise İbn-i Rüşd'ün 'görenlerden çok bilenler safında yer aldığını' söylüyor. Nasıl? Siyasetin, konuşmanın 'azdığı' bir dönemde bu satırlar iyi gelmedi mi?

Hollywood'dan bir 'algı yönetimi' filmi daha
NPQ dergisinin editörü Nathan Gardels, 'Amerika, CIA  ya da ordusu ile giremediği yerlere MTV ve Hollywood`u gönderir' diyordu. Z. Brzezinsky'nin Büyük Satranç Tahtası'nda da bu minval üzre cümleler okuduğumu hatırlıyorum... Günümüzde Hollywood'dan öyle filmler çıkıyor ki, sadece bu filmleri izleyerek ABD'nin dış politikasını izlemek, aynı zamanda niyetini de okuyabilmek mümkün. Bu filmlerin her biri 'algılama yönetimi”nin tüm kurallarıyla devrede olduğu büyük dersler olarak sinema tarihi ile birlikte iletişim tarihine de geçiyorlar.
Başbakanımızın 29 Ocak 2009'daki ünlü Davos zirvesinde 'One minute' diyerek isyan ettiği moderatör David Ignatius'u hepimiz hatırlıyoruz. Meraklıları, moderatör Mr. Ignatius'un aynı zamanda Ortadoğu'nun ruhunu ve coğrafyasını gözü kapalı, ezbere okuyan bir senarist olarak yazdığı, başrollerinde Leonardo DiCaprio ile Russel Crowe'u izlediğimiz 'Body of Lies' adlı son derece başarılı filmi de hatırlayacaklardır.  Ya da başrollerini Brad Pitt ile Robert Redford'un paylaştıkları 'Spy Game'i... Peki ya 'Charlie Wilson's War' adlı filmdeki 'Afganistan gerçeğ'”ni izleyenlerin akıllarında neler kalmıştır acaba? Hani şu, Afganistan'daki Sovyet işgaline direnen mücahitlere illegal yollardan maddi ve manevi olarak, paradan silaha her açıdan destek veren kongre üyesi Charlie Wilson... Tom Hanks her zamanki gibi muhteşem bir oyun sergiliyordu o filmde... Bir de, Karaçi'de öldürülen gazeteci Daniel Pearl'ün eşi rolünü Angelina Jolie'nin bambaşka bir Angelina haliyle oynadığı 'A Mighty Heart'ı hatırlayalım...
Bu türden filmleri çoğaltmak mümkün... Şimdi sıra Gürcistan'da... Andy Garcia'nın, Saakaşvili'yi canlandırdığı, beş gün süren Rusya-Gürcistan savaşının filmi vizyona girecek. 'Five Days of August' adlı filmin galası Tiflis'te yapılmış. Andy Garcia, gazetecilere, “Bu savaş karşıtı bir film. Biz trajedileri bir kez daha yaşanmasın diye gösteriyoruz” diyerek yönetmenin rolünü çalmış. Çalsın, zaten yönetmen Renny Harlin de üç aşağı beş yukarı böyle laflar edecekti... 'Biz, Amerikan dış politikasının arzu ettiği biçimde, dünyadaki algılamayı yöneten senaryoların temel mesajlarını, en son teknolojiyle, seyirciyi damarından yakalayarak en çarpıcı kurguyla film haline getiririz” diyecek hali yoktu ya!
Görsel belleğimde benim için hala Modigliani olarak kalan Andy Garcia'dan nasıl bir Saakaşvili çıkacağını çok merak ediyorum.

<p>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Esen Koronavirüs'ün kalp rahatsızlığı olanlar üzerindeki etkis

Koronavirüs Kalp Krizine Yol Açar Mı?

Güvenliğin dikkati, hayatını kurtardı

Polisin ikna çalışması sonucu teslim olan terörist ailesiyle buluşturuldu

Osmanlı döneminde padişahların iftar sofralarını süsleyen yemekler