• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
14 Ekim 2011 Cuma

'Osmanlı Batılılaşması'ndan ne kadar haberdarız?

Halil İnalcık'ın 'Rönesans Avrupası' adlı kitabı, Hoca'nın 'Seçme Eserler' dizisinin beşinci kitabı. Olağanüstü ayrıntıları öğrendiğimiz bu kitapla, Halil Hoca'nın dersine gizlice girmiş gibi hissediyorsunuz kendinizi.
Sizce Asya'nın mı yoksa Avrupa kıtasının mı insanları daha çok acı çekmiştir? 'Acı çeken insanlığın' daha çok Asyalı topraklarda yaşadığını sanırız. Avrupa, Batı medeniyetini üzerinde taşıyan kıta olduğu için Avrupalıları, sadece sömürgelerine 'acı veren' ülkeler topluluğu olarak algılarız. Bu algı çok da yanlış değildir ancak, konunun meraklıları işi biraz kurcalamaya başladıklarında asıl acılı kıtanın bugün dünya aleme nizam vermeye kalkan, tarih haritalarında Osmanlı'yı yok sayacak kadar hakikate yabancı ve kibirden gözleri dönmüş bir 'Avrupalı gerçeğini' eminim benden çok önce keşfetmişlerdir. 
De Gaulle'cü bir gelenekten yetişen ve Fransa'da başbakanlık yapmış bir entelektüel olan Dominique de Villepin ile geçen yıl vefat eden, benim de 'sevdiğim yazarlar listem'in ilk 10'unda yerini alan yazar, İspanyol eski Kültür Bakanı Jorge Semprun'un haftalar boyunca birbirleriyle yazışarak bir anlamda içlerini döktükleri 'Avrupa İnsanı' adlı ortak kitaplarından bir alıntıyla Batı medeniyetini bizzat 'yerinden' algılayan bakışı görmeye çalışalım:
'Avrupa'dan başka hiçbir kıtada bu kadar savaş olmadı. Yüz yıl, otuz yıl veya yedi yıl süren savaşlar; İspanya veya Avusturya taht savaşları; Fransız Devrimi savaşları, Napolyon savaşları. Her Avrupa yüzyılının kendi savaş ve ölüm yılları var. Kral adına, prens adına, din adına ya da vatan uğruna binlerce insan, birbirlerini boğazlamak üzere savaş meydanlarına sürülmüştür.'
Birinci ve İkinci Dünya Savaşları'nı bir yana bırakalım. Alıntıladığım özet yorumda ortaya çıkan tarihi gerçekliklerin, bu kez büyüteç altındaki yakın planda görünen büyük itiş kakışı, din savaşları sırasında reformistlere yapılan mezalimi bir büyük tarihçimizin, Prof. Dr. Halil İnalcık'ın kitaplaştırılan ders notlarından sabırla okumak lazım. 'Sabırla' diyorum; çünkü imparatorların, kralların, sayısız prenslerin, şövalyelerin, köylülerin, papaların, din bilginlerinin, Luthercilerin, Kalvinistlerin Avrupa tarihi üzerinden akıttıkları kanın ve diğer yanda bunca acının içinden bir anlamda fışkıran Rönesans sanatının grift bağlantılarını dikkatlice takip edebilmek, zorunlu olarak 'olaylar yığınına' dönen bazı sayfalar arasında 'zamanı kıt' okuru zorlayabilir. Unutmayalım, bu bir ders kitabıdır: Rönesans Avrupası. Bu kitabın bir alt başlığı daha var: 'Türkiye'nin Batı Medeniyetiyle Özdeşleşme Süreci.'
Halil İnalcık Hoca'nın 'Seçme Eserleri' dizisinin beşincisi bu kitap. Sabrınızın mükafatı olarak olağanüstü kıymetli ne çok ayrıntıyı öğrenme imkanı buluyoruz. Sanki Halil Hoca'nın dersine gizlice girmiş ve hızla şu notları alıyormuş gibi hissediyorsunuz kendinizi:
'İtalya, 5. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar birçok devlet arasında parçalanmış bir bölgeden başka bir şey değildi.'
Ya da ünlü şair Petrarca'nın Papa XI. Gregorius'a yazdığı mektuptan bir alıntı: 'Osmanlılar sadece düşmandır. Heretik Rumlar ise düşmandan daha beterdir.' Papa, 1. Murat zamanındaki Osmanlı ilerleyişinin Avrupa için tehlikeli olduğunun farkında olarak Macar Kralı'na gönderdiği 1372 tarihli mektubunda 'Osmanlılar Avrupa içlerine daha fazla ilerlemeden karşı koyma gereği'nin ısrarla altını çiziyor. 1453'e dair paragraflar çok daha ilginç elbette. Öncesinde, 1447 yılında 'hümanist şöhreti' sayesinde papa seçilen V. Nicholas'tan ve 1452'de Roma'daki taç giyme töreninden haberdar oluyoruz. Papa, Roma'da III. Frederik'in başına İmparatorluk tacını yerleştiriyor. Roma'da yapılan bu tantanalı buluşmanın 'son taç giydirme töreni' olduğunu papa ve imparator nereden bilsin? İstanbul fethedilecek ve 1454 Mart'ında Papa V. Nicholas, bütün İtalyan devletlerinin temsilcilerinden oluşan bir kongre toplayarak bir Haçlı seferi düzenlemeye kalkışacaktır. 1455'te papa ruhunu teslim etse de, meşhur Borgialar'ın ilki olan Calixtus, Türklere karşı bir Haçlı seferi için vaazlarına başlamıştır bile.
Halil Hoca'nın ders notları gerçekten de meraklısı için çok ilginç bilgilerle elimizin altında duruyor. Kuzey İtalya devletlerinde ticaretin ve burjuvazinin güçlenmesinden, 15. yüzyıldaki Floransalı kapitalistlere, Mediciler'in bölgedeki rolüne, Batı'daki ilk altın para olan 'florin'in Floransa'da bastırılmasından, Papa'ya ya da prenslere borç veren bankerlere kadar pek çok ayrıntının içinde bazen keyifle, bazen sabırla not almaya devam ediyoruz.
Malumatfuruşluğun cazibesine kapılmadan işin 'özü'nü kaçırmamaya dikkat etmek gerçekten de zor. Ancak bu muhteşem notları bir araya getiren editör arkadaşımız ya da arkadaşlarımızın yerinde olsaydım, kitabın sonuna başlıbaşına bir bölüm olarak yerleştirdikleri 'Türkiye'nin Batı Medeniyetiyle Özdeşleşme Süreci' bölümünün tüm makaleleriyle kitabın başına alınmasını önerirdim. Bu bölümde Halil İnalcık Hoca'nın özellikle 'Cumhuriyet'ten Önce Batılılaşma Hareketleri' başlığını koyduğu makalesini okuduğum zaman neler neler hissetmedim ki?
Bizim resmi tarihimizi yazanların da, fazlasıyla 'resm”' olan tarihe gönlünü kaptıranların da yatacak yeri yok... Madem tarihi siyasetine uyarlayacaksın, o zaman 'gerçeklikler'le bağını kurduğun hassas noktaların çoğaltılmasına özen göster, Batılılaşma hatta laikleşme sevdasını Cumhuriyet'le değil, çok öncesinden başlat ve dolayısıyla tarihin 'olduğu gibi' yansıtılmasına izin ver. İstisnasız herkesin okumasını çok arzu ettiğim bu makaleden yapacağım şu alıntıların, 'iki ruhlu Türkiye' algısının yaratılmasında fazlasıyla rolü olduğunu düşündüğüm zırhlı bir resmi tarihi sorgusuz sualsiz sahiplenenleri biraz olsun tedirgin etmesi dileğiyle aktarıyorum:
'Osmanlı devletinin Batılılaşma süreci, her defasında değişik amaçları olan çeşitli aşamalardan geçti. 15.-18. yüzyılda bürokratlar, Hıristiyan Avrupa'nın silah ve aletlerini almaya, teknolojiye yöneldiler. Bu alımlar, Osmanlı'nın askeri gücünü bir bakıma Batılılarla aynı düzeye getirmekte ve Doğulu rakiplerine karşı onları üstün kılmaktaydı. (...) II. Bayezid Venedik'e karşı deniz gücünü artırma düşüncesiyle büyük kalyonlar inşasına karar verdiğinde Cenevizli ve Raguzalı mühendisleri hizmetine çağırdı. Bu arada Leonardo da Vinci'nin Haliç'te bir köprü inşa etme projesi saray arşivinde bulunmuş ve Franz Babinger tarafından yayımlanmıştır. İspanya ve İtalya'dan kovulan on binlerce Yahudi, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki çeşitli şehirlere yerleşmiş ve değişik sanatların, özellikle Selanik ve Safed'de gelişmiş bir yünlü sanayiinin yerleşmesinde rol almışlardır. Kesin bir şekilde söyleyebiliriz ki, Osmanlı Türkiyesi, Batılı olmayan ülkeler arasında, Batı medeniyetiyle yakın ilişkiye girmiş olan ilk devlettir. (...) İkinci aşama, 18. yüzyılda askerlikle ilgili alanlarda Batılı ilimleri okutmak üzere Avrupalı uzmanların çağrıldığı, mühendishanelerin ve matbaanın getirildiği dönemdir. Osmanlı öğrencisi Mühendishane Kütüphanesi'nde Fransız aydınlanma çağını hazırlayan Encyclopadiae'yi bulmakta idi. Daha 18. yüzyılda, Osmanlı aydın bürokratlarının, İtalya'da eğitim görmüş Rumlarla, yalı ve konaklarda serbestçe tarih, felsefe, siyaset ve ahlak konularını tartıştıkları bir çeşit kulüpler meydana çıkmıştı.'
Halil Hoca, Osmanlı Batılılaşması'nın üçüncü aşamasını Tanzimat Dönemi'ndeki Batılı kurumları aktaran uygulamalarla anlatıyor. İşte bu satırlarda tüccarların önünü açmak için şer'i mahkemelerin yetkilerinin nasıl kısıtlandığını ve ilk laik mahkemenin nasıl kurulduğunu, ticaret ve ceza mahkemelerinin tıkır tıkır nasıl işlediğini gayet net olarak görür gibi oluyorsunuz...
Batılılaşmayı ve laikliği 19 Mayıs'ta Samsun'la başlatanların ve dolayısıyla bildiklerimizi 'bilerek' yanlış öğretenlerin yatacak yeri yok... Hem Asya Batı'ya rağmen 'kendi' kalarak, Batılı süreçlere sahip olmayı çoktan keşfetmedi mi? Türkiye'de keşfediyor ve yavaş yavaş anlamaya başlıyor ki: 'Osmanlı da Batı da biziz.'

Rönesans Avrupası
Prof. Dr. Halil İnalcık Türkiye İş Bankası Yayınları
400 sayfa

BATILILAŞMAYI VE LAİKLİĞİ 19 MAYIS'TA SAMSUN'LA BAŞLATANLARIN
VE DOLAYISIYLA BİLDİKLERİMİZİ 'BİLEREK' YANLIŞ ÖĞRETENLERİN
YATACAK YERİ YOK. TÜRKİYE KEŞFEDİYOR: 'OSMANLI DA BATI DA BİZİZ.'

<p>Peki, yeni gelen aşılar nasıl uygulanacak? Toplum  Kovid-19’a karşı ne zaman bağışıklık kaz

Kısıtlamalar kalkıyor mu?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Rusya'da binlerce kişi sokaklara döküldü!

İstanbul boğazında görüntülendi! Sakarmekeler martılarla beraber simitle besleniyorlar