• $9,2947
  • €10,7911
  • 526.777
  • 1413.22
17 Mart 2012 Cumartesi

Ne 'için' varız Afganistan'da?

Dün bir kez daha sordu pek çok insan kendi kendine: Ne için varız Afganistan'da? 'Niçin' değil... 'Ne için'... Daha doğrusu 'Kimin için'?.. Bir ara her mahallede bir 'Koreli' vardı. Çoğunluğu çakmak tamircisi, şoför falan olurdu. Bozcaada'da bir balık lokantası var: Koreli... O amcalar da bilmiyorlardı, Kore'de 'ne' için dövüşüp öldüklerini...
Sorumuzun yanıtını net olarak bilemiyoruz.
'Yakındoğu üçgeninde geleceği öngörmek' kapak konulu NPQ Türkiye dergisinde röportajını yayımladığımız ve yıllarca oralarda NATO temsilciliği yapmış olan Dışişleri eski Bakanımız Sayın Hikmet Çetin'in şu cümlelerini hatırlamakta yarar var:
'Afganistan Sovyet işgaline uğradığında beş yaşında olan çocuklar, yani tam okul çağına gelmiş ama henüz başlamamış çocuklar bugün 36 yaşında. Neredeyse üç kuşak, normal, savaş dışı bir hayata; iktisadi, sosyal ve siyasi bir deneyime sahip değil. (...) Özellikle Afgan ordusu ve polisinin eğitimine daha çok ağırlık verilmeye başlandı. Bunu en iyi yapacak olan da Türkiye'dir. Afganlılar da öyle düşünüyor. Türkiye 1930'larda yapmış bu işi. Afgan ordusunda pek çok terim Türkçe. Afganlıların Türkiye'den beklentisi çok. Türk halkına karşı büyük bir sempati var. Türkiye de beklentilere yanıt vermeye çalışıyor.'
 'Ne için'in yanıtı eğer imparatorluk vizyonu ise, o zaman Kabil'deki 12 şehidimizin acısıyla birlikte akla düşen her türlü sorunun yanıtını devlet ricalinden beklemek hakkımızdır. 

'Kendini ve kurumunu bil...'
Dün burada HSYK'nın sempozyumundaki çeviri fiyaskosundan hareketle, istisnasız her meslekte 'kendini bilmemenin' çevreye vereceği zararlar üzerine ahkam kesmiştik.
Aslında felsefenin en derin kuyusunda sessizce yatıp da, elimizdeki bol düğümlü kısa iplerle ulaşmaya çalıştığımız bu 'kendini bil' (Gnothi seauton) cevheri, elbette bitimsiz bir yolu yürümekle eş anlamlı. Ancak biz sıradan faniler olarak bu cevhere dokunabilmek için sadece çaba gösterebilir, hatalardan öğrenebilirsek de yol alırız.
Bu kurumlar için de geçerlidir... Kurumlar, bizzat yöneticileri ve çalışanları tarafından ne kadar iyi tanınıyor? Kurumlarımız bir organizasyon olarak tüm birimleriyle ne kadar şeffaf? Canlılığın en temel meselesi olan 'sürdürülebilir' olmanın temel ölçütlerinden ne kadar haberdarız? Tıpkı kendimize karşı verdiğimiz sözler gibi kurumların da hedeflerine ulaşabilme yolunda verdikleri sözler havada mı uçuşuyor; yoksa 'deklare edilmiş' mi?
N'PR İletişim Danışmanlığı Yönetim Kurulu Başkanı Nur Başnur'un gönderdiği 'SürdürülenN'PR' / Gelecek yönetimi için iletişim yönetimi' başlıklı 'sürdürülebilirlik raporu' adını verdikleri çalışmalarını incelerken yukarıdaki düşünceler, uçuştu durdu...
Kendi şirketlerini tanıma ve tanıtma çabası olarak, kuyunun dibindeki o cevhere ulaşabilme yolunda sarkıttıkları ipten çok önemli düğümleri çözmüşler. Vaatleri de, yeşil dünyaya ve çevremize karşı duydukları sorumluluk bilincinin bir kanıtı gibi açık açık yazılmış. Kendilerini adamakıllı bağlamışlar. Hem çalışanlarına, hem müşterilerine hem de sektöre karşı. Gelecek sene o vaatlerin ne kadarını gerçekleştirmiş olduklarını öncelikle kendileri görecek ve açıklayacaklardır. Yararlanmak isteyenler şu adresten rapor dosyasına erişebilir: http://www.npr.com.tr/surdurulenpr//surdurulenpr.pdf Halkla ilişkiler sektörünün örnek alacağı bir çalışma olmuş. Tebrikler Nur Hanım...

<p><span style='font-size: 1.6rem;'>Haftanın gündemine oturan en önemli gelişmelerden biri Uzay Yolu

Elon Musk ve Jeff Bezos arasında sular durulmuyor | TeknoZone #5

Motosiklet kazası sonrası şartlı uzlaşma

Binlercesi kıyıya vurdu! İzmit Körfezi'nde korkutan görüntü

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Angola Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda