• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
30 Temmuz 2011 Cumartesi

Kapalıçarşı'nın vaadi aynı zamanda kimliğidir

Geçen pazar Milliyet'te üstat gazeteci Güngör Uras'ın imzasıyla 'Kapalıçarşı, Louis Vuitton'a Karşı' başlıklı bir haber yayımlandı. Bu haberde Louis Vuitton'un Kapalıçarşı'da büyük bir mağaza açma hazırlığı içinde olduğu ve Kapalıçarşı Esnaflar Derneği Başkanı Dr. Hasan Fırat Beyefendi'nin de, 'Kapalıçarşı'nın kendisi marka. Yabancı markaların burada ne işi var?' dediğini
okuduk.
Küresel rekabetin sermayeyi yersiz yurtsuz kıldığı günümüzün muazzam çetinlikteki rekabet ortamında nasıl 'çay simit gazeteciliği' ortadan kalkıp, TRT'nin memur televizyonculuğu yerini nasıl Uğur Dündar, Ali Kırca, Acun, Beyaz, Okan Bayülgen tarzı mega starlara bıraktıysa, dünyanın tüm büyük markaları ülkemizde müşterileriyle buluşurken, iş ve iletişim süreçlerindeki 'feodal zihniyet' artığı tutum ve davranışlar da yerlerini gelişmiş üretim ilişki biçimlerine terk ettiler. Markaya yatırım yapan hep kazanmadı mı?
Diğer yandan yerli ya da yabancı tüm markaların değişmez iki unsurunu hiç akıldan çıkarmamak gerek: Vaat... Ve güven. Tüm satın alma davranışları, vaade ve vaatte bulunanın sözünü tutup tutmayacağı yolunda yarattığı güvene kilitlidir.
 'Kapalıçarşı' sözcüğünü duyar duymaz zihnimde otomatik olarak Önder Küçükerman hocamın bilgece gülümseyen yüzü canlanıyor. Kapalıçarşı, onun deyişiyle 'Herhangi bir kapısından girip herhangi bir kapısından çıkarken bugünkü karşılığıyla 1.8 milyar dolarlık varlığın içinden geçildiği'  bir yer. Prof. Dr. Önder Küçükerman ve Prof. Dr. Kenan Mortan, birlikte yazdıkları o haşmetli 'Kapalıçarşı' kitabıyla 550 yıllık serüveni tüm boyutlarıyla gözler önüne sermişlerdi.
Bu akıl sır ermez büyülü mekanda şimdi Louis Vuitton'un açmaya çalıştığı kapıdan gireceği var sayılan yabancı markalar, kendilerine uygun bir iklim bulabilecekler mi?
Bu sorunun yanıtı, her iki markanın -Kapalıçarşı ve Louis Vuitton'un- marka vaatleri açısından bakıldığında 'hayır' olmak durumunda. Kapalıçarşı'nın marka vaadi, Türkiye'nin halıdan baharata uzanan çok geniş bir yelpazede tüm 'yerel ürünleri'ni, ucuz fiyatlarla İstanbullulara ve turistlere satmaktır. Tanınmış yabancı markaların sözlüklerinde ise 'ucuz' (ya da daha modern deyişle 'ekonomik') kelimesine yer yoktur. Üstelik her yabancı marka için  'çakma' ürünler, üzerlerinde bir tür 'korsan alerjisi' yaratır.
Marka vaadi açısından durum böyle. Hedef kitleleri de tamamen farklı.
O zaman Dr. Hasan Fırat Bey'in içi rahat etsin. Kendisinin deyişiyle '3 bin 600 dükkanı olan, 22 kapısı, 64 cadde ve sokağı bulunan, halı, deri, gümüş, altın, çini gibi 97 farklı tür eşya satan mağazalarda 25 bin kişinin çalıştığı, her gün yerli yabancı 300-400 bin kişinin gezdiği'  Kapalıçarşı, tüm şöhretini ve değerini simgeleyen ne varsa hepsini korumaya devam edecek demektir.
Kapalıçarşı'nın, bir anlamda marka vaadini oluşturan 'kendisine has değerleri', özetle kimliğini korurken, diğer yandan da 'çakma ürünlerin cenneti' olma tehlikesiyle de baş edebilmesi gerekiyor.
'Business' sözcüğünün itibar görmediği, her milletten satıcının, üstelik inanç ayrımını akıllarına bile getirmeden bir arada, birbirlerini kollayarak, sadece ve sadece biraz daha fazla kazanabilmek amacıyla her sabah dükkanlarını açtıkları, tamamen kendine özgü bir sosyolojik, ekonomik, psikolojik yapılanma arz eden bu tarihi çarşıyı geleceğe bu özellikleriyle birlikte taşımak hepimizin görevi.
Unutulmasın ki, markayı oluştururken işe önce kimliğinden başlanır.
Kapalıçarşı, marka vaadini asırlar önce belirlemiş... Yves Saint Laurent yarım asır,
Louis Vuitton bir buçuk asır önce...

<p>CHP’nin yayın organı Halk TV’de program sunan Özlem Gürses MHP lideri Devlet Bahçeli&

Sağlık Bakanlığından Halk TV sunucusu Özlem Gürses'e yalanlama: Öyle bir personelimiz yok

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Rusya'da binlerce kişi sokaklara döküldü!

Jason Statham Antalya'da kurşun geçirmez camlı villada kalıyor