• $8,0526
  • €9,6848
  • 462.585
  • 1399.95
25 Aralık 2010 Cumartesi

İstanbul'u resmetmek ve akasya kokulu sabahlar...

'Ulusal Sinema' ile 'Milli Sinema' arasındaki farkı anlayabilmem için rahmetli Halit Refiğ ile günler boyu sohbet etmem gerekmişti. Aynı çabayı, Cumhuriyete Kanat Gerenler belgeselini hazırladığımız dönemde rahmetli Sedad Hakkı Eldem'in portresi üzerine çalışan arkadaşlarımızla tartışarak da göstermiş; ama yine de  'ulusal mimari akımı'nın 'milli mimari'den farkını gereğince anlayabilme 'mazhariyetine' erişememiştim. İnsan, çocukluk ve gençlik yıllarını benim gibi 'Birinci Ulusal Mimarlık dönemine geçişi sağlayan örneklerden biri' olarak bilinen İstanbul Erkek Lisesi'nin o haşmetli binasında geçirmişse, iyi kötü bir 'mekan ve mesafe bilinci'ne ister istemez sahip oluyor...
Uğur Tanyeli ve Ali Taptık'ın orijinal tasarımlı 'çift taraflı' ortak kitaplarını şöyle bir karıştırdım ve İtalyan Mimar Vallauri'nin yaptığı okul binamızdan başlayarak Sedad Hakkı Bey'e kadar uzanan güzel hayallerin içinden geçiverdim. Ancak bu kitapta İstanbul'a dair, insana 'eyvah eyvah' dedirtecek kadar etkili fotoğrafları görünce bir yardım çağrısı gibi aklıma şu soru geldi: Turgut Cansever'e, Sedad Hakkı Bey'e dönüp bir bak; onlar ne diyor? Mimar Sinan Genim dostumun bir yazısından alıntılayarak rahmetli Turgut Cansever'den bir anekdotu aktarmak isterim. Güzel Sanatlar Akademisi'nde kırklı yıllarda hocalık yapan Prof. Oelsner'in, öğrencileri ile arasında şöyle bir diyalog geçmiş:


-Bana söyler misiniz, Türk halkı ne yapmalıdır?
-...
-Dua etmelidir!
-...
-Türk halkı ne için dua etmelidir?
-...
-Belediyenin kasalarındaki imar planlarını tatbik edecek yöneticiler çıkmasın diye dua etmelidir! Eğer bu imar planları tatbik edilirse bu ülke birkaç asır belini doğrultamayacaktır.

Sinan Genim dostum diyor ki: 'Ya yeteri kadar dua edemedik ya da bazılarımız inşaat yapmaktan dua etmeye vakit bulamadı.'
'İstanbul'u Resmetmek' zor...
Herkesin hayal dünyasında resmettiği bir İstanbul'u olmalı. Benim resmettiğim İstanbul'daysa neler yok neler? Bir: Ustaların pek yan yana getirmek istemediği iki rahmetli ismin, Turgut Cansever ve Sedad Hakkı Eldem'in dünyaya bakışlarını buluşturmaya çalışan bir 'ebru'nun içinden sağa sola dağılan renkler,
İki: Bi tanecik okulum İstanbul Erkek Lisesi'nin üst kat camlarından görünen Boğaz ve de Üç: Yeni Türkü'nün yorumuyla 'Akasya Kokulu Sabahlar'ın dizeleri: 'Geri verin/Dalgaların kıyılara çarparak/Herhangi bir makamda/Bir şarkı söylediği/Akasya kokulu sabahlarımı'


Teşekkürler BİFO...

Perşembe akşamı kızımla muhteşem bir konser izledik. Lütfi Kırdar'da Borusan İstanbul Filarmoni'nin eşliğinde Fazıl Say Salzburg Festival için bestelediği Nirvana Yanıyor'u ilk kez İstanbullular için çaldı... Ondan önce de çıplak ayakları ilginç mimikleriyle en az müziği kadar dikkat çeken Moldovalı kemancı Patricia Kopaçinskaya Say'ın bestelerinden Haremde 1001 Gece adlı keman konçertosunu yorumladı.  Sascha Goetzel yönetiminde orkestradan ise girişte Mozart'ın Saray'dan Kız Kaçırma Operası'nın uvertürünü; finalde de Prokofyev'in Romeo ve Juliette süitinden bölümleri dinledik. Garip duygular içindeydim. Konuştuğu, hele kontrolsüz konuştuğu zaman kendisiyle kesinlikle mutabık olmadığım Fazıl Say'a sahnede bir kez daha sonuna kadar hayran oldum. Onunla aynı çağ, kültür, değerler ve ülkeden olmaktan onur duydum. Salondan ayrılırken Borusan Holding CEO'su Agah Uğur ve Yönetim K. Bşk. Ahmet Kocabıyık'la ayaküstü sohbet ettik. Konuklara teşekkür ediyorlardı. Ben de onlara teşekkür ettim. Hem de defalarca. Çünkü kızım bana teşekkür etmişti o geceki ziyafet için...  

<p>İzmir'de Murat A. adlı şahıs annesinin eski eşi Mahmut Karşıcı'yı sokak ortasında pompalı tüfekle

Sokak ortasında pompalı dehşeti! Cinayet anları güvenlik kamerasında...

Polisi görünce tuvalet kağıdını maske yaptı

ABD'de araç çalan hırsız, polis tarafından vuruldu

Ankara semalarındaki flamingoların görsel şöleni ilgi çekiyor