• $7,4294
  • €8,982
  • 412.302
  • 1471.39
15 Nisan 2011 Cuma

Eminim; benim gibi hissedenler çoğunlukta

Bu ülkenin insanı Avrupa ve Avrupalılar tarafından hiç hak etmediği bir şekilde yıllarca o kadar horlandı o kadar aşağılandı ki, içine düşürülmeye çalışıldığı itibarsızlık çukurundan onu çıkarmaya çalışan her hamleyi alkışlamaya hazır.
Başbakan Tayyip Erdoğan'ı AKPM'de yaptığı  konuşma ve sonrasındaki soru cevap bölümünün içeriği, biçimi ve de özünde ne yatıyor olursa olsun, sadece fenomeni ile bile Türk milletinin içini rahatlatmıştır.
Şu anda elbette ortada bir araştırma yok. Nasıl ki, kendilerini Avrupalı ya da dünya vatandaşı gibi hissedenler Tayyip Bey'in konuşmasından mutazarrır olup 'Başbakan ayıp etti' muhabbeti içine girerken, kendi subjektif görüşlerinden hareket ediyorlarsa, ben de kendimin ve yakın çevremin duyarlılıklarına bakarak 'Helal olsun Başbakan'a' diyorum. Bu arada bir araştırma yapılacak olursa benim gibi hissedenlerin çoğunlukta olacağından en ufak bir şüphem de yok... Dokuz yıl yurtdışında kalmış ve her türlü hor görme biçimini bizzat yaşamış bir T.C. vatandaşı olarak başka türlüsünü hissetmem mümkün değil. Başbakan'ın konuşmasının uluslararası diplomasi standartlarına uygun olduğunu iddia edecek değilim. Bizim ecnebi Türklere de uygun olduğunu söylemiyorum. Ben sadece bana ve benim gibi düşünenlere uygun olduğunu söylüyorum.
İletişimci olarak dikkati çekmek istediğim husus da şu: Bilgi Üniversitesi'nden AB ilişkileri üzerine uzman bir siyaset bilimcimiz Emre Gönen'in de dün sabah televizyonda belirttiği gibi Başbakan'ın konuşması, tarih” ve dünya standartlarında bir metindi. Ne yazık ki soru cevap bölümünde parlamenterlerin provokasyonlarına cevap verdiği bölümler akıllarda kaldı.
Biliyorum, büyük bir itinayla hazırlanan konuşma metni ile soru cevap bölümündeki provokatif hava arasında hiçbir fark gözetmeksizin, aynı duygu, düşünceyi yansıtacak bir ses frekansından konuşmayı sürdürmek dünyanın en zor işidir. Başbakan'ın o noktaya da geleceğine inanıyorum.

Bir hareket daha!
CHP çok iyi yolda. Sanki şu sıralar partiyi benim aklım yönetiyor hissindeyim. Baykal giderse puanları artar, dedim. Gitti, puanlar arttı. Dinozorlar da gitmeli dedim. Onlar da gitti. Giderken de küskünlüklerini öyle bir dile getirdiler ki, Kılıçdaroğlu bir kez daha güç kazandı. Şimdi geriye, yapılması gereken bir hareket daha kaldı: Büyük fikri bulup çıkarmak. Büyük fikir, 1920'li yıllarda Cumhuriyet'in inşasıydı. 50'lerde demokrasinin, 80'li yılların ikinci yarısında liberalizmin, 2001 sonrasında da gelecek tasarımının... İşte CHP böyle bir büyük fikri bulmalı. Yoksa yelkenlere basacak rüzgarın kaynağını bulmakta zorlanabilir. Bu kaynağın 41 vaatlik liste olmadığı kesin.

Yedi toplumsal günah
Dün perakende sektörünün önde gelen isimlerinin katılımıyla İstanbul Dış Ticaret Kompleksi'nde düzenlenen 14. Deri Zirvesi'nde ilginç bir panel yönettim. T.C. Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi, İDMİB Yönetim Kurulu Başkanı Lemi Tolunay ve TDSD Başkanı Erdal Matraş'ın konuşmalarıyla başlayan panelde Melih Çelet (DESA), Selahattin Akaydın (Akmen), Ümit Zaim (Derimod) ve Hakkı Matraş (Matraş) deri sektörünün Türkiye ve dünyadaki geleceği üzerine tartıştılar. Tadımlık bir bölüm sunmak istiyorum. Konuşmasının bir yerinde Hakkı Matraş, Mahatma Gandhi'ye ait olduğunu söylediği 'yedi toplumsal günah' listesini okudu. Şöyle: Bir: İlkesiz politika. İki: Emeksiz refah. Üç: Vicdansız haz. Dört: Ahlaksız ticaret. Beş: İrfansız bilim. Altı: Özverisiz ibadet Yedi: Kişiliksiz bilgi. Gandhi sanki bugünleri görmüş de söylemiş.

<p>Karma komisyona sevk edilen ve çoğunluğu HDP milletvekillerine ait 33 dosyanın ayrıntıları netleş

PKK'nın siyasi uzantısı HDP'lilerin dokunulmazlığı kaldırılacak mı?

Öğretmenlere koronavirüs aşısının yapılmaya başlandı

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar A-400M hangarını ziyaret etti

Balıkçı ağlarına bin yıllık tekne parçaları ile 13 amfora takıldı