• $8,058
  • €9,6752
  • 460.376
  • 1408.14
10 Haziran 2011 Cuma

Ben de 'Tiyatroda, tiyatromsu olandan hep iğrendim'...

Agora Yayınları etiketiyle çıkan Suat Taşer'in çevirisini yaptığı Konstantin Stanislavski'nin 'Sanat Yaşamım' adlı kitabı, aslında 'tiyatroya güzelleme' tadında bir aşk kitabı. Tiyatro'ya Leyla, Stanislavski'ye Mecnun diyebilirsiniz.

Acaba arasak, birbiriyle fenomen olarak içi dışına çıkarılmış bir eldiven kadar benzeyip de, öz olarak bir o kadar zıt iki dünya görüşü bulabilir miyiz? Zıddını düşünmek algılamaya çalıştığımız nesneyi, olayı, müziği, vs. her şeyi daha geniş bir alanda görmemizi sağlayacak ilk adımlardan biridir. Zıt olanı düşünmek.
Gerçekten de, örneğin deri bir eldiveni hızla tersine çevirip masa üzerine bıraksak, parmakların duruşu elinizden nasıl çıkardıysanız 'kalıp gibi' öylece durur. Oysaki aynı kalıbın içeride kalan derisiyle, dıştaki muflon kumaşı farklı özlerin izlerini yansıtacaktır. Bu eldivene bakarak iki farklı dünya görüşünü, Stanislavski ve Brecht'in dünya görüşlerini gözümüzde canlandırmak mümkün müdür?
Algılama yönetimi de, pek çok disiplin gibi soyutlamayla yol alır. Dünyayı 'sağdan' ve 'soldan' okumak ne kadar farklıysa, filmleri de o denli farklı okumak mümkündür mesela. Algılamayı adam gibi yönetemezseniz, farklı okumalara çanak tutmuş olursunuz.
Bersay İletişim Enstitüsü'ndeki Sinema Muhabbetleri'nin sonuna yaklaşırken katılımcı arkadaşlarımızın, tıpkı tersine çevrilmiş bir deri eldivenin kalıbına uygun biçimde aynı filmleri izleyip de, iç ve dış gibi kesinkes birbirinden farklı konumlarda 'okuma' çalışması yaptıklarına hepimiz tanık olduk.
Bazılarımız tersine çevrilmiş deri eldivenin muflonlu, güneş ışığı gören sıcak tarafında yerlerini alıp, yönetmenin onlar için kurguladığı duyguları an be an yaşayıp 'hislendiler'. Bazılarımızsa tersine çevrilmiş eldivenin soğukta ve karanlıkta kalan deri tarafında yerlerini alarak, yönetmenin onlar için kurguladığı duygulara yabancılaşarak sahne sahne 'okudular filmleri'. Kısacası birilerimiz hislenirken, birilerimiz okuduk. 
Hislenenler 'duygulu', okuyanlar 'ruhsuz'  muydu?
Ne münasebet.
Bu sorumuza şöyle bir yanıt verilebilir:
'Hislenenler', sırılsıklam duyguyu en rafine haliyle verip de özünü gizleyen filmler ortaya koyan yönetmenleri okumakta zorlandı. Okuyanlar da, koltuklarında rahatsız oturarak, çaba harcayarak seyrettiklerinden olmalı, süzülmüş özle buluşmanın ender yakalanabilecek hazzını yaşadı. Sinema muhabbetlerimizin zaman içinde geldiği bu noktada sözünü ettiğimiz iki büyük hayat ustasının, Stanislavski ve Brecht'in rolü azımsanmayacak ölçüdedir.
Bu yılın şubat ayında yayımlanıp da hemen ilgi alanımıza giren, Konstantin Stanislavski'nin 'Sanat Yaşamım' adlı kitabı, aslında 'tiyatroya güzelleme' tadında bir aşk kitabı. Tiyatro'ya Leyla, Stanislavski'ye Mecnun diyebilirsiniz. Çeviren de Suat Taşer gibi tarihsel önemde bir isim olursa bizim sinema muhabbetlerimizin hem hislenen hem de okuyan kadrosu için bu kitap 'zorlu' bir 'okuma' gerektiriyor.

Ömür törpüsü bir çaba
Stanislavski... O nasıl akıllarımızı alan, ince kıyım, ömür törpüsü bir çabadır! 'İşime karşı beslediğim bağnazca sevgi' derken neyi kastettiğini anlamak mümkün: Çocukluktan ihtiyarlığa, profesyonel tiyatro dünyasıyla küçük yaşlarda bağını kuran, ev ortamında oluşturulan sahnelerle, kostümlerle, tekstlerle gelişen, O'nun ifadesiyle oyuncu için bir büyü anlamına gelen 'başka biri olmak' sözünün gereğini yerine getiren delice ve aralıksız bir oyundur Stanislavski'nin sanat yaşamı. Tiyatro, göklerde çizilmiş bir duygular haritasının üzerinde elinde pertavsızla (büyüteç)  gezinerek insanla irtibatlı koordinatları keşfedip, ipleri karıştırmadan kementler hazırlayarak fırlatma ve seyirciyi esir alma sanatıdır. (Bana ait olamayacak kadar bedii bu cümle bana ait değil )
Stanislavski'nin,  'Sanat Yaşamım' adlı kitabı bana göre, olağanüstü bir hayat hikayesinden çok,  tüm zamanlara etki edebilecek bir dünya görüşünün nasıl yapılandığının hikayesi. Stanislavski, 'Bir başka insan olma büyüsü'nün tadını çıkardığı ve zaman zaman okurunu yormayı da göze alacak denli detaylı işlenmiş anılarıyla aslında itirafını açık seçik olarak şu cümlede dile getiriyor:
'Gerçek yaşamda çevremizde olup biten her şeyi yeniden yaratma ihtiyacı, diyebilirim ki kanımıza işlemişti.'
 'Gerçek her zaman inandırıcıdır' diyen Stanislavski'nin kanına işleyen 'gerçeği yeniden yaratma ihtiyacı'nın neleri gerektirdiği ortada: 'Rolün bir ucundan girip diğer ucundan çıkmak'... 'Coşkudan tir tir titreten artistik eylem'ler... 'Bir insanda on ayrı kişiliği gördüm' diyebilmek... 'Kendi yarattığınız bir dış imge'ye alışabilmek...  (Değil mi ki, alışkanlık Stanislavski'ye göre ikinci doğadır) 'Vücudu kasların pençesinden kurtarıp heyecanların eline teslim etmek' ve sahnede 'Kendine egemen olmak'... 'Tiyatroda, tiyatromsu olandan iğrenmek'... Sanki beni anlatan bir cümle.
Tüm bunlar ne içindir? Gerçekliği yeniden yaratabilmek için. 'Gerçek duygusu heyecanın uyanmasında, bir şeyi yaşamada, tasarlama gücünün ve yaratıcılığın harekete geçmesinde en güçlü etkendir' diyen Stanislavski, gerçekliğe ulaşabilmesi için oyuncuya muhteşem önerilerde bulunuyor:
'İyi bir insanı oynarken aynı zamanda onun kötü yanlarını, kötü bir insanı oynarken de iyi yanlarını göz önünde bulundurun.'/ 'Yaşlı birini mi oynuyorsunuz, o yaşlının genç yanını göz önünde bulundurun. Genç birini mi oynuyorsunuz, o gencin yaşlı yanını da dikkate alın.' / 'Kendi imgenizi yaratın. İnsan içindeki ateş harlamadıkça yaratamaz.' / 'Ateşi sönen oyuncu, sahnede çağrısız gelen konuk durumuna düşer' / 'Sanatın temelleri yalnızca bu ateşin üzerine kurulamaz. Tekniğinizi yetkinleştirin.'
 
Yüzlerce Othello'nun  en mükemmeli
Stanislavski'nin, Rusya'nın büyük oyuncularından biri olduğunu öğrendiğimiz Tomasso Salvini'yi özellikle Othello rolüyle sayfalar boyunca anlattığı paragrafları, (Sayfa 267 - 279 arası) 'İşine bağnazca bir sevgi'yle bağlanmışların tam bir özdeşleşmeyle okuyacaklarından yana hiç kuşkum yok. Stanislavski, 'Salvini'nin anlatım gücünü, bu gücün bıraktığı izlenimi size nasıl aktarayım bilemiyorum' dese de, özellikle şu paragraf olağanüstü yetenekleri ve tekniği olan bir aktörün seyirciyi ne hale getirebileceğini öylesine güçlü anlatıyor ki, Brecht'in 'yabancılaştırma kuramı'nı hayatına bire bir uygulayan ve sahneyle arasına mesafe koymasını gayet iyi başarabilenlerin bile Othello rolündeki Salvini'nin salvolarından kurtulmasının mümkün olamayacağını akla getiriyor:
'Yargıçların platformuna yaklaştığında bir an durup düşündü, şöyle bir toparladı kendini; hiçbirimizin dikkatini çekmeden Büyük Tiyatro'nun bütün seyircisini avucunun içine alıverdi. Bunu da sanırım tek bir jestle yaptı; seyirciye bakmadan uzattı elini, yakaladı hepimizi, sanki karıncaymışız ya da sinekmişiz gibi kıstırıverdi avucuna. Sıktı yumruğunu, öyle bir sıktı ki ölümün soluğunu duyduk; açtı yumruğunu, kurtulmanın sevincini yaşadık. Artık onun egemenliği ve istenci altındaydık; bütün yaşamımız boyunca ve sonsuza kadar da öyle kalacaktık.'
Diyor ki Stanislavski. 'Salvini'nin Othello'su bir anıttır; hiçbir zaman değiştirilemeyecek olan sonsuzluğa yönelik bir yasadır. Ünlü Rus ozanımız K. D. Balmont, şiirlerinden birinde şöyle der: 'İnsan sonsuzluğa nişan alarak yaratmalı, ilk ve son.' Salvini de sonsuzluğa nişan alarak yaratmıştır: İlk ve son.'
Stanislavski'nin müthiş gücü, algıları yönetebilecek virtüöziteyi keşfetmesiyse, Brecht'in büyüklüğü de sıradan fanilere bu müthiş illüzyonun sofitasında (Sofita: Üzerinde sahne ışıkları bulunan, her iki yanında merdivenleri bulunan köprü) kuklayı oynatan elleri görebilme maharetini göstermiş olmasındadır. Benzerlikleri, aynı kalıbı kullanmaları; farkları ise, birinin, tersine çevrilmiş eldivenin dıştaki sıcak muflonuna, diğerininse içteki soğuk ve karanlık deriye gizlenmiş olmasıdır. Brecht bilinmeyenin, görünmeyenin siperinden, keskin gözleriyle izler dünyayı. Bizlere bırakılan hayat da, algılamayı yönetmeyi başaranların masaya hızla bıraktıkları, içi boş olsa da parmaklar aracılığıyla canlılığımızı da ifade eden pahalı bir eldiven değil midir?
Geçen ay 'Sanatın İcadı'nı önermiştim... Bu ay da Stanislavski'nin 'Sanat Yaşamım' adlı kitabını veya kısaca 'Sanatın Yaşamı'nı okuyun, okuyun ki 'yaşama sanatınıza' bir katkısı olsun...

<p>Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias ile görüşmesinde ger

Dendias provokasyon için mi geldi?

Milli Savunma Bakanlığı fotoğrafları paylaştı

''Baharın müjdecisi'' leylekler Bingöl'e renk kattı

Bozuk parayla öyle bir şey yaptı ki görenleri hayrete düşürdü