• $7,3596
  • €8,9561
  • 437.085
  • 1536.11
09 Ağustos 2012 Perşembe

Anasının karnından filozof doğanlar

Ülkemizde gençlerin genel nüfusa oranı çok yüksek. Aralarında sayıları çok olmasa da felsefeye merak salanlar oluyor. Bir kısmı başka alanlarda üniversiteyi bitirmiş olsa da felsefede akademisyen olmak istiyor. Oluyor da. İçlerinde onları tanıdığım bazen de öğretmeni olduğum için gurur duyduklarım yok değil. Doğrusu öyleleri var ki meslektaşım olduklarından dolayı utanç duyuyorum. Bilgisizliklerinden dolayı değil sadece, cahilliklerini bilmeyişlerinden dolayı. Bilgisizlik kapatılabilir belli bir zekanın üzerinde iseniz. Cahilliğinizin cahili olursanız felsefe sizden utanır.
Diyebilirsiniz ki, her meslekte böyleleri var. Felsefe bir meslek değil ama bir hayat tarzı. Bir kısım üniversitelerimiz nasıl meslek yüksek okuluna dönüşmekte ise, kimi felsefecilerimiz meslek memuru olmuş. Yüzyılların felsefe soluğu değmemiş onlara.
DURUM
Bir üniversiteyi bitirmiş. Gelir. 'Felsefe okuyacağım' der.'Buyur gel görüşelim' deriz. Toplanırız bir odada. Arkadaşlarla. Felsefe, lisansüstü öğrenci seçme jürisi. Oturur. Sorarız. 'Neden felsefe?' 'Ben kendimi bildim bileli felsefeyle ilgiliyim' der, örneğin. 'Kendimi, gözümü açar açmaz, filozof buldum'. 'Peki, neler okudun felsefede? Hangi filozofları tanıdın?' Vakti olmamıştır, bir şeyler okumuştur, ama hatırlamıyordur. Birtakım falcı kılıklı popüler yazarları, koca koca teorilerden dem vuran sığ entelektüellerin adını verir. 'Beni çarpıyorlar, okuyunca' der. 'Neden çarpılıyorsunuz?' deriz. Yüzümüze manalı manalı bakıp gülümser, 'Ben büyük filozof olarak çarpılıyorum da siz niye çarpılmıyorsunuz?' der gibi. Felsefe ruhlarına, hücrelerine işlemiştir. Öyle bilirler. Belki, ruhlarına işlediğini düşündükleri bir şey vardır ama o, herhalde felsefe değildir.
Aramızda dolaşıp da, kendilerini topluma, insanlığa felsefeye kabul ettirmek isteyen bu 'büyük filozoflardan' yeterince tanıdım. Gençliğimde onlarla kavga eder dururdum. 'Sen kendini tanımaz, haddini bilmez, kör cahil, ukala, nasıl olur da filozofum dersin?' Kimisi 'Filozof olmak için kendini tanımak gerekmez, akıllı olmak yeter. Bilge ile filozofu karıştırma sakın' diyerek kafa tutarlardı.
NE ÜRETMİŞLERDİ
Neydi. Onları filozof yapan? Salt zekaları, kurnazlıkları, beceriklilikleri; kendi gözlerinde 'akıllı' olmaları. Peki, ne üretmiş ne söylemiş ne düşünebilmişlerdi? Çarpıcı kuramları vardı. Bir anlaşılsalar yer yerinden oynardı. Kimileri gerçekten, bir yolunu bulup, ciltler dolusu yazabiliyordu. Giyimi, kuşamı, tavırları oturuş kalkışı, bakışları konuşması ile 'ben büyük düşünürüm ha! Kendinize gelin!' diyorlardı. Peki, neden 'yatırımlarını' felsefeye, büyük filozof olmaya yapıyorlardı? Git bir yerde dükkan aç. Sat. Mutlu ol. Yok, öyle yapma bir bar aç, adını da örneğin 'filobar' 'sefe bar', 'felsefe bar' gibi bir şey koy, hem para kazan hem oraya gelen bir bölük felsefe enayisi ile söyleş, onlara bu 'dehşetli derinliğe' sahip teorilerini anlat. Güzel kızlar da gelir, onları kendine hayran bırakır, yatar kalkarsın da. Neden büyük filozof olmak hem de akademisyen olarak büyük filozof olmak istiyorsun? Çok kızarlardı bana. Dövmeye kalkanlarını bilirim. 'Sen bastı bacak ukala dümbeleği' diye kovalayanları olmuştu, beni. Şükür kendimi dövdürmedim. Ama aralarında akademik hayata geçip profesör olanlarıyla hala, selamlaşırız. Zorla selam verseler de, yeterince gelişmemiş 'vicdanları' olarak onları rahatsız ettiğimi hissederim!
SAYILARI ARTIYOR... AMA
Türkiye'de felsefecilerin sayısı artıyor hızla. Yazık ki akademik hayatın kapısından girenlerin Türkiye'deki felsefe yaşamını güçlendirebilmesi kolay olmuyor. Malzeme bu. Bu malzeme, bu insanlarla yürüyor felsefe. Zahmetli, yorucu, sabır isteyen uzun vadeli çalışmalarla soluk alabiliyor. Avrupa'da da Amerika'da da. Türkiye'deki felsefenin birdenbire canlanıvermesini beklemek gerçekçi değil. Yurtdışındaki üniversitelerde çalışıp içinde bulundukları geleneğin ölçüleriyle başarılı olanları var. Yurtdışına gidip gelenlerden hamarat, tutkulu olanları kendi çaplarında etkinliklerini sürdürüyorlar. Türkiye'de felsefenin önü açık. Umutsuz olmak için bir neden yok.
'Anasından filozof doğanlar', kendilerini büyük filozof sananlar ülkemizdeki felsefe bilinci, düzeyi geliştikçe bir felsefe geleneği, deyim yerindeyse, bir felsefi 'edep' oluştukça yaşam olanağı bulamayacaklar. Felsefi işleyiş, felsefenin Türkiye'deki gidişi, bu, 'değerleri kendinden menkul' insanları giderek ortadan kaldıracak. Felsefenin bilim ve sanat arasındaki yerini anladıkça ne denli ciddi, ne denli dikkat gerektirdiğini; haddini bilen felsefe sevdası olmadıkça yürünmesinin ne denli zor olduğunu anlayacaklar.
Belki şöyle diyecekler: 'Evet, anamdan büyük filozof olarak doğmuştum. Çocukken de büyük filozoftum. Evdekiler, okuldaki öğretmenlerim beni hep 'küçük filozof' diye çağırırlardı. Sonra hayat gailesi, felsefede kendimizi geliştiremedik. Sizleri hem kitapçı hem bar olan mekanıma beklerim. Okur. İçer. Söyleşir. Türkiye'deki felsefeye katkıda bulunuruz. Elbette kendi çapımızda.'

<p>Taceddin Kutay Kafa Konforu'nda bu hafta, 'hayatın tekliflerine karşı aldığımız pozisyonu nasıl t

'Refik'in kadar kıymetlisin hayatta...'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Ahır yapımı sırasında bulduğu taşların gizeminin çözülmesini istiyor

Kutup ayılarını görüntülemek istedi, az daha canından oluyordu!