• $ 5,8092
  • € 6,4394
  • 274.078
  • 108090
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Ah şu Tayyip Erdoğan olmasa...

Gezi eylemleri vesilesiyle, ulusal ve uluslararası ‘kaos yapımcılarının’ ortaklaşa sahneye koyduğu oyunun öncelikli hedefi, Başbakan Tayyip Erdoğan’dır. 
Belli bir süredir, bazı çevreler Başbakan Erdoğan’ın üslubu ve icraatları üzerinden bir ‘diktatör’ masalı üreterek, meydanlarda adeta bir halk ayaklanması provası yaptılar. Hemen belirtelim, kimse bu tablo üzerinden sosyolojik analizler yaparak ‘masumiyet’ üretmeye kalkmasın. Çünkü, halk iradesine karşı meydanlarda kalkışma içinde olanların demokratik bir Türkiye talebi olamaz. 
Başbakan Erdoğan’ın hayat tarzı dayatması yaptığı iddiasıyla Taksim’de seslerini yükseltenler evet, işin başında demokratik bir hak kullanmak için yola çıkmış olabilirler ama nedense Kürtlerin, dindarların, azınlıkların demokratik haklarını kullanmalarından da hep rahatsız oldular. 
Artık şurası açık, bugün Gezi etrafında oluşan ittifakın büyük çoğunluğu, geçmişteki sabıkaları itibarıyla da demokratikleşen Türkiye’nin değil, ‘vesayet Türkiye’sinin safında yer aldılar. Bugün de aynı safta duruyorlar. 
Bu çerçevede, özellikle sol liberal aydınların demokrasi dersinden sınıfta kaldığının da altını çizmek gerekiyor. Gezi Parkı eylemlerinde, küresel medyanın da kullanılarak her türlü yalanın, provokasyonun dolaşıma sokulmasına sessiz kaldılar, hatta yer yer destek verdiler. Dolayısıyla, bundan sonra ‘çözüm’ dahil her türlü demokrasi bahsinde söyleyecekleri sözün meşruiyeti kalmamıştır. 
Açıkçası, Taksim’de demokrasiye karşı oluşan kalkışma konsorsiyumunun içindeki farklı unsurlar, doğrudan bir kin ve nefret söyleminden beslendiler. Öyle ki, içlerinde “Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı adayı olursa ülke bölünür” diyenler de vardı, yok olmasını isteyenler de... 
Aslında Tayyip Erdoğan’ın üslubu üzerinden bahane üreten iç ve dış mahfillerin gerçek derdi ‘üslup’ filan değil. Onların derdi, esas itibarıyla Erdoğan’ın kimlikli siyaset anlayışıdır. 
Mesela, AB’ye girmek için büyük bir değişim ve dönüşüm gerçekleştiren Tayyip Erdoğan, AB’nin çifte standardını sorgulamadan uysal bir görünüm sergilese her şey o kadar güzel olacak ki... 
Mesela, antisemitizmi insanlık suçu sayan Erdoğan İsrail’in cinayetleri karşısında sessizliğe gömülse bazıları için öylesine makbul bir lider olacak ki... 
Asla virgülüne bile dokunmaması gereken işlere soyundu Erdoğan. Darbecilerin, çetelerin, Ergenekon mangalarının tekerine çomak sokmasaydı bu işler hiç buralara gelmeyecekti... 
367 rezaletini halkın iradesine havale ederek, ‘dokunulmaz amcalara’ dokunmasaydı Esad’ın Türkiye’deki solcu arkadaşları günlerce ‘diktatör masalları’ uydurmak için kan ter içinde kalmayacaklardı. 
12 Eylül referandumuyla, Türk demokrasisinin ‘vesayete’ kardeş akan derelerinin rotasını değiştirmeseydi, ‘beyaz Türkleri’ hiç bu kadar öfkelendirmeyecekti... 
CHP’nin tarihinde kara bir leke olarak yer alan Dersim katliamı için devlet adına özür dilemeseydi, darbe beslemesi solcu arkadaşların fiyakası bu kadar bozulmayacaktı... 
Türk ekonomisine sınıf atlatarak, yıllardır mahkûm olduğumuz IMF’yi ülkeden göndermeseydi, hayatları boyunca “Katil IMF defol” sloganlarıyla rahatlayan yalancı devrimciler öfkeyle Taksim’e koşmayacaklardı... 
Çok yanlış işler yaptı bu Tayyip Erdoğan çok... Sen misin demokrasinin kalitesini yükselten, sen misin Türk ekonomisini kalkınmış ülkelerle yarışır hale getiren? 
Sonunda, ayarları bozulan bütün solcu arkadaşlar, tabana kuvvet son bir gayretle devrime soyundular... Yıllarca bu ülkede gürültü çıkarmaktan başka bir işe yaramayan ve de devrim yapma hevesleri yarım kalmış bütün devrimci ahali, ‘tencere devrimi’ için sokaklara döküldü işte...

Mehmet Ocaktan Diğer Yazıları

Suikast Hazırlığındaki YPG´li Terörist Yakalandı

Hayranı gibi yaklaştı önce imzasını aldı, sonra canını!

Türk savunma sanayisi gücünü Kuveyt'e taşıdı

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları