• $ 5,7632
  • € 6,3442
  • 272.312
  • 103699
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54
Reklamı Kapat

Sandıktan feodalite çıkmasın

'İçimizdeki Zalim' kitabında Prof. Dr. Emre Kongar feodal aile yapısı ile dogmatik eğitimin tehlikesine dikkat çekiyor. Seçimin bu değerlerin egemenliği için kullanıldığını dile getiren Kongar, 'Bu demokrasiye en büyük ihanettir' diyor

Burcu Bulut/İSTANBUL
Prof. Emre Kongar  zulmün etkilerini sorguladığı kitabı 'İçimizdeki Zalim'i özellikle anne-babaların, öğretmenlerin ve siyasilerin okumasını istiyor. 'Sandıktan çıktım. İstediğim feodaliteyi, dogmatik değeri empoze ederim' anlayışının hakim olması siyasetin en büyük sorunu' diyen Kongar'a göre siyaset kültürünün oturmaması bir diğer sorun. Kongar'ın yeni kitabı 'İçimizdeki Zalim'le ilgili AKŞAM'a verdiği çarpıcı yanıtları şöyle: 

- Yeni kitabınız 'İçimizdeki Zalim'de zulmün bireye ve topluma olan etkilerini ve mücadele yolarını anlatıyorsunuz. Neden zulüm?
Çünkü insanlığın en önemli sorunu zulüm. Bir zalimi deviriyorsunuz, bir başka zalim geliyor. Oysa sorun zalimler değil zulüm. Bunun da başlangıç noktası hiç kuşkusuz birey. Zulüm eğitimi ailede başlıyor, okulda devam ediyor, toplumda egemen oluyor ve onunla başa çıkmak olanaksızlaşıyor. Onun için bu kitabı özellikle anne babaların, öğretmenlerin ve toplumda başta siyasiler olmak üzere bütün yöneticilerin çok iyi okuması ve hazmetmesi lazım ki zulmü mağlup edebilelim.

BASKICI AİLE TİPİ EGEMEN
- İçimizdeki zalimleri yaratan ne?
Doğuştan hiçbir insan zalim değil. Eğitimle zulüm öğreniyor. En korkunç aile tipi feodal, erkek egemen, baskıcı aile tipi. Maalesef Türkiye'de bu aile tipi hala egemen. Bir diğer önemli konu da dogmatik, ezberci, soru sordurmayan araştırma yaptırmayan eğitim anlayışı. Feodal aile yapısının üstüne bir de bu dogmatik eğitimi bindirince -rejiminizin adı ne olursa olsun- diktatörler ya da baskıcı rejimler ortaya çıkıyor. Feodalite, dogmatik eğitim ve baskıcı yönetim birbirini destekleyerek üç koldan toplumu inim inim inletiyor. 

-  'Zulümlerin en korkuncu çoğunluk tarafından desteklenen zulümlerdir. Çünkü ondan kaçacak yer yoktur' demişsiniz. Türkiye'de bunun örnekleri neler?
Demokrasi anlayışına bakmak yeter. Yöneticiler demokrasiyi muhalefet hakkının mukaddesiyeti gibi algılıyorlarsa orada zulüm asgaridir, yoktur dahi denebilir. Ama eğer yöneticiler demokrasiyi çoğunluk kararlarının mukaddes olması şeklinde algılıyorlarsa işte orada çoğunluğun zulmü vardır. Çünkü demokrasi eşittir çoğunluk zulmü demek değildir. Demokrasi eşit azınlık hakları demektir. Buna somut örnek istiyorsanız Zirve Yayınevi katliamı, Hırant Dink'in öldürülmesi şimdi de Ahmet Şık ve Nedim Şener'in hapiste olmalarını söyleyebilirim. Bunlar tabii buzdağının görünen kısmı. Asıl sorun toplumun içindeki feodal aile yapısı, dogmatik eğitim, baskıcı siyaset, otoriter liderlik siyasetinde gizli.

BİAT EDENLER ÇOK FAZLA 
- Bahsettiğiniz çarpıcı konulardan biri de enteller, döneklik ve biat. Kimler otoriter yapılanmaya destek veriyor?
Tarih boyunca aydınlar mevcut sistemi ve yönetimleri sorgulayan kişiler olmuşlardır. Mevcut yönetimler ve ona destek verenlerle bütünleşemezler. Eğer bir aydın yeterince güçlü bir kişiliğe sahip değilse bir süre sonra çözülmeye ve gevşemeye başlar. İktidara, popülizme boyun eğer ve söylemini ona göre değiştirir. Türkiye'de örnekleri çok fazla. Ayrıca siyasetçiler tarafından besleniyorlar. Makamlarla, mevkilerle, paralarla... Bunlara aydın demekte zorlanıyorum. Biat kültürüne teslim olan insanın aydın niteliği kalmaz.

Siyasetçilerle cemaat işbirliği içinde
-  Tarikatların ve cemaatlerin egemenlik kurduğunu düşünüyorsunuz.
Mevcut siyasette siyasetçilerle tarikat ve cemaatler arasında bir işbirliği görülüyor. Böylece siyasal iktidar aslında kamunun dışında kalan bireysel yaşamlara sızma ve etkileme şansına sahip oluyor ve onu da bol bol kullanıyor. Muhafazakarlaşma denilen şey de bu zaten.

- Prof. Bernard Lewis çağdaş demokrasiler ile Ortadoğu demokrasisinin farkını 'Amerika'da iktidar parayla satın alınır. Ortadoğu'da iktidar para kazanmak için kullanılır' şeklinde açıklıyor. Türkiye'deki durum nedir?
Daha çok siyasal iktidar aracılığı ile para kazanmaya yakın. Sadece parlamento ve siyasal partilerin yönetimi düzeyinde değil, belediyeler düzeyinde de. Parti farkı olmaksızın en revaçta olan makamlar olan belediyelere bir sürü çulsuz gelir ondan sonra milyarder olarak gider.

Kitabı yazdığım için utanıyorum çünkü....
Kitapta öldürülenlerin listesi var; Müslüman, Hıristiyan, Yahudi, politikacı, yazar, sağcı, solcu bir dolu insan var. Bu korkunç bir şey. Özellikle kadına yönelik zulüm dehşet verici bir boyutta. Sanatçılara, yazarlara baskı var. Hapishaneler dolu. Utanç verici bir durum...

KADINLAR ZULMUN EN ÖNEMLi MAZLUM KiTLESi
- En çok zulme uğrayanlar da kadınlar. Günde üç kadın öldürülüyor...
Kadınlar zulmün birinci hedefi. Onun için kadın özgürlüğü, kadın hakları bir toplumdaki zulmü önlemekte en önemli aşama. Zulmün en önemli mazlum kitlesi kadınlar.  Muhafazakarlaşma aslında dogmatikliği ve feodal egemenliği kabul etmek anlamına geliyor. 

-  Muhafazakarlaşmada iktidarın etkisi ne ölçüde?
Birbirini destekliyor tabii. Zalim toplumdan zalim iktidarlar çıkıyor. Bu kısır döngünün mutlaka iki taraflı olarak kırılması lazım. Özellikle, ailede ve eğitimde. Ayrıca oy mekanizmasını ve seçim sandığını feodal ve dogmatik değerlerin egemenliği için kullanmak demokrasiye en büyük ihanettir. 

-  Bugün seçim bu yönde mi kullanılıyor?
Türk siyasetinin en büyük sorunu 'sandıktan çıktım istediğim feodaliteyi, istediğim dogmatik değeri empoze ederim' anlayışının hakim olması. Bunun demokrasi ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Sandıktan çıkan sonuç sadece yönetim hakkıdır ve bu yönetim hakkı insanların özgürlüklerini gasp etme yetkisini kimeyse vermez. Demokrasi, çoğunluk adına da hiçbir yöneticiye bu hakkı vermez. 

-   Zulmü meşrulaştırma aracının seçimler olduğunu söylüyorsunuz. AKP'nin ya da CHP'nin iktidar olması durumunda zulme dönük amaçlarda ne gibi değişimler olur?
O kitabın konusu dışında kalıyor. Şu andaki sorun mevcut siyasal yapının ya da onun uzantılarının pek de demokratik olmayan uygulamaları. Dolayısı ile ana muhalefetin bu uygulamaları insan hakları, demokrasi ve özgürlüğe uygun bir biçimde düzeltmesi beklenir, iktidarla muhalefetin farkı budur zaten. 

-  Kitabınızda 'Türkiye'de adalet mekanizmasının işleyiş sorunları olduğunu ve bu sorunların politikacıların işine yaradığını' söylemişsiniz.
Politikacı işine geldiği zaman adalet mekanizmasındaki zulmü destekliyor, işine geldiği zaman ona karşı çıkıyor ama onu toptan ortadan kaldırmaya çalışmıyor. Çünkü kendi zulmünde adalet mekanizması fırsatını kullanıyor. Bu yüzden yanlışlıklar bir türlü düzeltilmiyor. Mesela, DGM'ler kaldırıldı yerine özel yetkili mahkemeler getirildi. Her ikisi de aynı şekilde zulüm aracıdır. Şimdi de özel yetkili mahkemelerin kaldırılması lazım ama yöneticilerde öyle bir çaba maalesef görmüyoruz. 

-  Sanat ve edebiyat dünyasının da zulümden nasibini aldığını, sanatçıların korkudan seslerini çıkaramadığını söylüyorsunuz. Sanatçılar mı apolitikleşti, iktidar mı çok sertleşti?
Esas olan insanlara baskı yapmamaktır. Kimisi azıcık baskıda çözülür, pısırıklaşır, korkar kimisi daha çok direnir ama onun direnişinin de bir sınırı vardır. Hayatı tehlikeye girdiği zaman o da pes edebilir. Sanat, edebiyat ve medya üzerinde baskı olmaması gerekir. Bu kitap onun için yazıldı. 

-  Tüm bu tespitlerinizden sonra Türkiye'de nasıl bir siyaset kültürünün hakim olduğunu düşünüyorsunuz?
Henüz Türkiye'de demokrasi kültürü tam anlamıyla yerleşmiş değil. Çünkü maalesef çok partili siyasetin tarihine baktığımızda ya askeri darbeler görüyoruz ya da çoğunluk baskısını demokrasi diye yutturmaya çalışan sağ iktidarlar. Türkiye'de demokrasi ve insan hakları tam anlamıyla içselleştirilmiş değil. Bu açıdan siyasetçilerimize çok büyük iş düşüyor. Lider demek toplumun insan hakları ve demokrasi açısından yanlış eğilimlerine boyun eğen veya daha kötüsü onları istismar eden kişi demek değildir. 

-  Medyanın hem mazlum hem de zalim rollerini üstlendiğini söylüyorsunuz. Şu günlerde hangisi daha ağır basıyor?
Zulme alet olanlar, boyun eğenler çoğunlukta görülüyor. Siyasal iktidarların medyaya baskısı bugün daha da fazla arttı çünkü özel surette siyasal iktidarlar kendi medyalarını yaratmak yolunda çok önemli adımlar attılar.

-  Ergenekon Davası'nda 60'ın üzerinde gazetecinin tutuklanması medya üzerinde nasıl bir zulüm olduğunu gösteriyor?
Gayet açık, beğenmediklerini içeri atıyorlar. Daha ne söyleyeyim...

BAŞIMA BİR ŞEY GELİRSE
- 'Tarikatlar, cemaatler topluma egemen oluyor. Hükümet, resmi devlet kurumları, belediyeler bunların etkisine giriyor' demişsiniz. Yazarken ben de tutuklanabilirim diye korkmadınız mı?
Siyasal iktidarla hesaplaşmak gibi bir kaygım yok! Ben ciddi bir bilim adamı olmaya, bunun gereklerini yerine getirmeye çalışıyorum. Eğer başıma bazı münasebetsizlikler gelirse o benim elimde değil ve korkarak bilim falan yapılmaz. Bu yüzden de başıma bir şey gelirse ne yapayım.


<p>Adana polisi, büyükşehirlerde bomba patlatarak Türkiye ekonomisini hedef almayı amaçlayan YPG´li

Bombalı Saldırı İçin Türkiye´ye Gelen Kadın Terörist Yakalandı

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Trakya'daki yaban hayatı görüntülendi

Transferin hayal kırıklıkları