İstanbul
  °C
İl Seç

HAVA DURUMU

Yaşadığınız şehrin günlük hava durumunu görüntüleyin

  • 3,4891
  • 4,1868
  • 147,07
  • 104.918

Başkanlık bizi krizden çıkarmaz mıydı?

Kasım seçimleri ile birlikte muhalefet hem kurumsal planda örgütsel açıdan, hem de aydın çevresinde psikolojik olarak dağılmış gözüküyor. AKP’nin ‘merkez’ parti olma istidadı göstermesiyle birleştiğinde, bu gelişme toplumun önümüzdeki dönemde iktidarla ‘yüz yüze’ kalacağının işareti. Diğer bir deyişle iktidarın gerçekleştirmek istediği reformlar ve değişimler açısından, muhalefet ile ilişkiler teknik açıdan gereksinildiği için önemli. Örneğin yeni anayasanın referanduma götürülebilmesi için asgari parlamenter sayısının tutturulması açısından…

Ama AKP’nin toplumsal tahayyüle hitap etmesi beklenen bir gelecek siyaseti oluşturma misyonu da var ve bu noktada parti ile toplum ‘aracısız’ olarak karşı karşıya…

Başkanlık tartışması bu çerçevenin içinde anlam kazanıyor ve ancak bu mantıkla ele alındığı takdirde gerçekleşme ihtimaline sahip. Haziran 2015 seçimi AKP seçmeninin en az dörtte birinin vasata ikna edilmesi güç bir kitle olduğunu hatırlattı. Bu yüksek standart duyarlılığının zaman içinde, eğitim, gelir ve kentleşmedeki gelişme ile birlikte artacağını tahmin etmek zor değil. Dolayısıyla AKP’lilerin önünde basit bir denklem var: Eğer başkanlık sistemine geçilmesini istiyorsanız, öncelikle söz konusu demokratik normlara sahip olan AKP seçmenini ikna etmeniz lazım.

Bu ise sırtını ‘yangından mal kaçırma’ mantığına dayayarak yapılabilecek bir şey değil. Diğer bir deyişle, halen yaşanmakta olan şu veya bu zorluğu, ya da konjonktürü bahane ederek başkanlığa geçişin topluma kabullendirileceğini sanmak sadece kendini aldatmak olur. Örneğin Suriye’deki kaotik durumun veya Rusya’nın saldırgan tutumunun ‘dirayetli’ bir yönetim gerektirdiği ve bunun da tek bir kişinin iradesini öne çıkaran başkanlık sistemiyle sağlanabileceğini öne sürmek pek akıllıca olmayabilir. Çünkü, tek kişi iradesini hâkim kılmanın başkanlık sistemini ifade etmemesi bir yana, tek kişi iradesiyle ‘dirayet’ üretileceğinin hiçbir garantisi yok. Eğer söz konusu iradenin alt kademe tarafından içselleştirilmesinde sorun yaşanırsa bunun uygulamaya yansıması kaçınılmaz olur ve sonuçta ortaya koca bir devlet dirayetsizliği çıkabilir. Ayrıca böylesi bir dirayet oluşsa, bütün devlet mekanizması sorgusuz sualsiz o tek adamın iradesinin arkasında buluşsa bile kritik bir soru var: Bu iradenin uzantısı olan kararların doğru olmasının garantisi ne? ‘Doğru’ denen kararların hiçbirinin mutlak bir nesnelliği yoktur. Onları ‘doğru’ kılan yeterince toplumsal süzgeçten geçirilerek ‘bizim için doğru’ hale getirilmeleridir. Bu ise herhangi bir tek adamı çok aşan bir kurumsal/toplumsal iradenin üretilmesini gerektirir ve yönetim ‘sistemiyle’ değil ‘zihniyetiyle’ alakalıdır.

Ancak bu türden argümanların temel bir sıkıntısı daha var. Eğer başkanlık sistemini yaşanmakta olan bir sorunun ya da krizin varlığı ile meşrulaştırırsanız, bu sizin sürekli kriz ihtiyacında olduğunuz algısını üretir. Oysa bu tam da AKP karşıtlarının akıl yürütmesidir… O nedenle eğer başkanlık sistemi savunulacaksa, önerinin meşruiyetini krizlerde değil tam aksine normal dönemlerde aramak gerekiyor. Başkanlık sistemi bir ‘eşiğin’ geçilmesini sağlamak için değil, Türkiye’yi post modern küresel sistemde uzun vadede başarılı kılacak bir yönetim modeli olduğu için sahiplenilmeli. Bu ise ‘başkan’ üzerinde kafa yormayan, doğrudan vatandaşın karar sistematiğindeki rolünü temel alan bir bakışla mümkün. Başkanlık sistemini ‘başkana’ indirgeyerek bakanlar sonuçta bu sistemin makbul bulunmamasının tohumlarını ekiyorlar ve galiba pek de farkında değiller.

Bakırköy'de bir kargo şirketine düzenlenen operasyonda, Hollanda'ya gönderilmek üzere oyun hamuru se

Oyun hamurunun içinden uyuşturucu çıktı

Haşlanmış yumurtanın suyunu sakın dökmeyin!

Acun Ilıcalı Şeyma Subaşı düğün fotoğrafları en son detaylar

Bu kanser türüne dünyada ikinci kez Samsun'da rastlandı

En Çok Okunanlar