İstanbul
  °C
İl Seç

HAVA DURUMU

Yaşadığınız şehrin günlük hava durumunu görüntüleyin

  • 3,6664
  • 4,3188
  • 151,64
  • 106.991

Azınlıkların en hakiki sınavı

Üç hafta önceki ‘Azınlıkların en hakiki sorusu’ başlıklı yazı birçok insanın Yahudi cemaatinde hangi gazetenin okuduğu noktasına takılmasına neden oldu. Kullandığım ibare ‘neredeyse Yahudi cemaatinin tümü’ idi ve amacını aşan bir kesinlik ifade ediyordu. Kastım ‘Yahudi burjuvazisinin’ davranış kalıplarını irdelemekti. Mesele hangi gazetenin ne kadar okunduğu değil, bu gazeteleri okurken kişilerin kendi konumlarını nasıl anlamlandırdıkları… O yazının birinci sorusu buydu: Azınlıklar bugün kendilerini Kemalist devletçilikle Müslüman duyarlılığı olan bir çoğunluk arasında sıkışmış hissediyorlar ve bir tercihe zorlanıyorlar. Bu tercihi yapmaktan kaçındıkları her an eski rejimin ve statükonun yanına savruluyorlar. Oysa gelecek öteki yönü işaret ediyor ve azınlık cemaatleri bunu idrak edemedikleri takdirde önümüzdeki süreçte daha da yabancılaşacaklar. Diğer bir deyişle korktukları başlarına gelecek… Kendi içlerine daha da kapanma ihtiyacı duyacaklar, kamusal alanın çeperlerine çekilecekler ve vatandaş olmaları daha da zorlaşacak.

Bu ikilemi aşmanın yolu samimiyetten geçiyor. Artık azınlık cemaatlerinin sohbet ortamlarında, kapalı kapılar ardında söylenenlerin duyulması zamanı geldi. Eğer bu toplum bir bütün olarak rehabilite olacaksa sadece birbirimize ne yaşattığımızın ve ‘bizlere’ nelerin yapıldığının muhasebesi ile yetinemeyiz. Nasıl hissettiğimizi ve niçin öyle hissettiğimizi de ‘ötekine’ anlatabilmemiz lazım. İslami toplumda geçmişi duymak ve anlamak konusunda büyük bir açlık var. Milliyetçilik kağıt üzerinde çok güçlü, ama on yıl önce tasavvur bile edilemeyecek gelişmeler karşısında bugün kimsenin kılı kıpırdamıyor ve hatta bunu ‘becerebilmenin’ mutluluğu yaşanıyor. Böyle bir ortamda azınlık cemaatlerin cesaret yoksunu, giderek kişilik yoksunu bir samimiyetsizliği ‘korunma’ sanmaları tarihsel bir yanılgı olur.
Yapılması gereken yüreklerin karşı tarafa açılmasıdır. Bu da bizi söz konusu yazının diğer meselesine getiriyor… Azınlık cemaatleri son iki yüz yıl içinde kendi zihinlerinde Müslüman kimliği aşağılayan bir algı, bakış ve söylem geliştirdiler. Onların cahil, görgüsüz, gelişmemiş oldukları tespitine dayanan bir klişe içinden kendilerini rahatlattılar. Arkadaş oldukları, kendi çevrelerine aldıkları Müslümanlarla diğerlerini ayırdılar. Mesele laiklik/dindarlık karşıtlığı içinde çözüldü. Bu çevre içindeki Müslümanlar aynı zamanda Batı terbiyesi almış ve devletçi muhafazakarlığın da dışında duran insanlardı. Ama aynı zamanda da vesayet rejimi sayesinde ayakta durmaktaydılar… Bu rejimin çökmesi ile birlikte söz konusu kesim marjinalleşti, etkisizleşti ve azınlıklar bir anda kendilerini çoğunluk dindar Müslümanlarla karşı karşıya buldular.
Bugün azınlıkların kendilerini topluma açıp Müslümanlara ‘evet, biz sizi aşağıladık ama haklıydık’ demesi gerekiyor. Eziyet görmüş, sürülmüş, öldürülmüş, malına mülküne el konulmuş, giderek azaltılmış ve yok sayılmış cemaatlerin çoğunluk hakkında ne düşünmesini beklersiniz? Müslümanların zihinlerde aşağılanması, azınlıkları psikolojik olarak ayakta kalmalarını, nefes almalarını, kendilerine saygı duymalarını, biraz olsun insan gibi hissetmelerini sağladı. Bunun bugün açık yüreklilikle anlatılması, paylaşılması lazım. Çünkü artık karşımızda bunu dinlemek isteyen ve bizlerle birlikte üzülmeye hazır bir ‘yeni’ sosyolojik kesim var ve bu ülkeyi onlar yeniden inşa edecek.
Yazıma gelen en yaygın tepkilerden biri bundan tahrik olacak cahil insanların azınlıklara zarar verebileceği idi. Bunu söyleyenler herhalde Müslümanların cahil oldukları için okuduklarını anlamayacaklarını ve/veya fıtraten zaten böyle davranabileceklerini varsayıyorlardı. Ama benim aşağılama tespitime itiraz ederken, hala aynı şeyi yaptıklarını bile fark edemiyorlardı… O yazıdan bu yana üç hafta geçti. Benim yazımdan tahrik olarak etrafa saldıran hiçbir Müslüman örneği duymadık. Ama onlarca azınlık mensubu ve ‘solcu’ aydın yeterince tahrik olup sosyal medyada apaçık ırkçı suçlamalarla bana yüklenmeyi çok doğal buldu. Çünkü deşifre olmuşluk duygusu tahrik edicidir ve yeterince olgun değilseniz saldırganlığa sapmanıza neden olabilir. Oysa bizim hakkımızdaki gerçeklerin bizim tarafımızdan söylenmesi genelde karşı tarafı tahrik etmez. Onları mesafe almaya sevk eder.
Azınlıkların tavrı cemaatçi yapının devlet eliyle korunduğu dönemde işlevseldi. Ama toplum olma dinamiğinin yol aldığı bugünlerde artık anakronik ve zararlı. Vatandaş olmak sadece hak talep etmekle, mağduriyete yaslanmakla olmuyor. Toplumsallaşma sürecinin parçası olmayı gerektiriyor.

Muğla'nın Dalaman İlçesi'nde, sahte kimlikle yakalanan PKK'lı terörist Serbest Şenlik ile yanındaki

5 PKK'lı teröristin öldürüldüğü operasyondan kaçan terörist yakalandı

Haşlanmış yumurtanın suyunu sakın dökmeyin!

Kıdem tazminatına zam getirildi

Bu görüntüler Gülben Ergen'i bitirecek bir diğer aşk daha ifşa oldu