Aksam.com.tr - 27.05.2012, 11:42
29 Ocak 2012 Pazar - 
Akşam | PAZAR
Ceketsiz kendimi çıplak hissediyorum

Ceketsiz kendimi çıplak hissediyorum

Kadınların tarzını beğendiği yazarlar arasında başı çeken Kürşat Başar, müzik, yaşam ve giyim stiliyle haftanın konuğu. Klasik tarzıyla muhafazakar bir stile sahip Başar, kendi gibi sade giyinen kadınlardan hoşlanıyor.

AYSUN ÖZ KAŞİ
Yazarlar arasında kadınların yakışıklı bulduğu, tarzını beğendiği isimlerin başında geliyor Kürşat Başar. Geçen hafta Pera Palace Hotel'in efsane barı Orient'te sahne alırken bulduk kendisini. 'Kürşat Başar Dörtlüsü' olarak sahne aldıkları mekanda saksofonda Kürşat Başar, piyanoda Burçin Büke, basta Uğur Yalçın, davulda Alp Türeci vardı. Mikrofonun arkasındaki isim ise Şenay Lambaoğlu'ydu. Genelde takım elbiseyle görmeye alıştığımız Başar'ın üzerinde yine takım elbisesi vardı ancak bu kez gömlek yerine balıkçı yaka bir kazak tercih etmişti.
Yaşam stilinden müziğe konuştuğumuz Başar, 'O'nun Stili'nin bu haftaki konuğu. Şimdiden söylemeliyim ki, stili konusunda çok muhafazakar.
- Bir tarafta yazarlık ve edebiyat, diğer yanda müzik... Dışarıdan eğlenceli bir yaşam gibi görünüyor...
Yazı yazmak eğlenceli bir şey değil aslında. Keyfini kitap bitip elinize aldığınız an yaşıyorsunuz, eğer istediğiniz gibi olursa... Müzik ise daha eğlenceli görünüyor. Fakat o da bir organizasyon işi. Ekibin bir araya gelmesi, provaların yapılması gerekiyor. Her çaldığınız mekanda ses problemlerinin çözülmesi, oraya alışılması gibi bir sürü lojistik sorunları olan bir iş müzik işi. Eskiden ben de bu kadar teferruatlı olduğunu bilmiyordum. Topu topu iki saat sahnede alacağınız mekanda aslında  10 saatinizi geçiriyorsunuz. Ancak çalarken çok çok keyif alınan bir iş. Bazen çok yoruluyorum bazen keyif alıyorum. Aslında benim için müzik, keyfin biraz ötesine geçti; iş haline gelince zorlaştı, öyle de olması gerekiyor. Başka türlü de insanlar bir araya gelemiyor evde kendi kendinize müzik olmuyor. Onun için sahneye çıkmak gerekiyor, öyle başladık gidiyoruz. 
- Yavaş yavaş iş haline geldi diyorsunuz ama sizin için hala keyifli değil mi?
Keyif almazsam ondan vazgeçerim. Müziği profesyonel bir iş olsun diye yapmıyorum. Benim orkestradaki arkadaşlarım da bunu biliyor ve onlar da aynı şekilde düşünüyor. Hakikaten önce kendimizin eğleniyor olması gerekiyor ki, gelen dinleyici de eğlensin. Caz da pop da çalsak eğlendirmeye çalışıyoruz. Sahnede bazen konuşuyorum espriler yapıyorum. Seyirciyle diyalog da kuruyoruz, kendi aramızda espriler de yapıyoruz. İlle de bu parçaları çalacağız demiyoruz, aklımıza geleni de çalıyoruz bazen, biraz daha doğaçlama yapıyoruz. Seyirciye de bakıyoruz elbette, hoşlarına gittiyse çaldığımız tarz, o tarzdan devam ediyoruz. Ayrıca her tarzda şarkı çalıyoruz, etnik müzikler, türkü, pop... Bu akşam mesela Ayten Alpman ve Sezen Aksu'dan da Sting'den de Michael Franks'tan da parçalar var. Benim sevdiğim şarkıları çalıyoruz aslında daha çok.
EVDE EŞOFMANLA OTURMAM
- Pera Palace Hotel'de otelin efsanevi barı Orient'te 'Kürşat Başar Dörtlüsü' olarak sahne alıyorsunuz. Şubat ayında da devam edecek sanırım ama sizin başka gruplarınız da var...
Evet, şubat ayında da devam edeceğiz. Ayrıca ayda iki kez Moda Deniz Kulübü'nde Yeşim Salkım ile birlikte 'Aşk Eski Bir Yalan' adında bir program yapıyoruz. Üç ayrı grup var aslında. Burçin Büke hep benimle, onun dışında ekip değişiyor. Bir de nostaljik şarkılarla Güvenç Dağüstün'le yaptığım bir proje var. Hepsi farklı tarzlar ama çalınan şarkılar hep benim sevdiğim şarkılar.
- Yaşam ve müzik tarzınızdan sonra gelelim giyim tarzınıza... Sizi hep takım elbiseyle görüyoruz ama sanırım babanız da takım elbiseden vazgeçemezmiş. Takım elbise sizin de vazgeçilmeziniz mi?
Aslında son zamanlarda pek öyle değil, çünkü yöneticiliği bıraktım, gazeteye gitmiyorum, televizyon programı yapmıyorum. Ofis işi yapmadığım için o kadar çok takım elbiseyle dolaşmıyorum. Biraz da iş gereği takım elbiseyle dolanıyordum ama genel olarak dikkat ederim ne giydiğime. Evde pijamayla ya da eşofmanla oturmam. Pijamayla otursam hastaymışım gibi gelir.
SPOR AYAKKABIYLA UZAYDA YÜRÜYORMUŞ GİBİYDİM
- Ne giyersiniz jean mi?
Jean üstüne kazak ve gömlek... Hayatımda ilk defa spor ayakkabıyla geçen hafta sokağa çıktım. Sadece spor salonunda giyiyorum spor ayakkabıları. 
- Yadırgadınız mı, nasıl bir hismiş?
Evet çok... Uzayda yürüyormuşum gibiydi. Ama çok rahatmış. 
- Sahneye çıkarken nasıl giyiniyorsunuz peki?
Genellikle kazak ve gömlek giyerim, zaten ben ceketsiz pek dolaşmam. Jean bile giysem ceket mutlaka giyerim. Ceketsiz çıplakmışım gibi gelir bana. 
- Niye?
Alışkanlık herhalde. Bir de kadınların telefonunu, cüzdanını taşıyacağı çantaları var, bizim ise ceket cebimiz. 
- Kaç ceketiniz var? 
30 tane vardır. Ağırlıklı olarak siyah, lacivert ve gri. En renkli ceketim açık mavi, o da yazlık.
- Gardırobunuzda en çok ne yer kaplıyor?
Gömleklerim... 
- Kaç gömleğiniz var?
50'den fazla. Yarısı mavi yarısı beyazdır, belki birkaç tane de pembe tonları olabilir. Ama asla sarı gömlek giymem. Siyah da pek tercih etmem. 
- Sarı gömlekten başka asla giymeyecekleriniz var mı?
Süslü püslü, gösterişli şeyler, parlak armalı ceketler giymem. Marka görünsün istemem. 
- Nereden alışveriş yaparsınız,  yalnız mı alışverişe çıkarsınız?
Türkiye'den yapıyorum alışverişlerimi. Aslında çok da alışveriş yapmıyorum. Benim için elzem değil. 10 yıl önce aldığım takımlarımı, çok klasik giyindiğim için hala giyebiliyorum. Alışverişimi yalnız yaparım zaten beş dakika sürer. Alacaklarım bellidir ve aradığımı bulunca birkaç tane birden alır çıkarım. 
- Şık giyinmek sosyal ortamlarda avantaj mıdır sizce?
İş hayatında şık giyinmek demeyeyim de, kendine özen göstermenin bir avantajı var. Ne olursa olsun insanlar önce dış görünüşü algılıyor. Bunun marka ve parayla çok alakası yok. 2-3 çeşit elbiseyle şıklık yaratılabilir. Kim etrafında hayattan bezmiş, pejmürde birilerini görmek ister ki.

FRAPAN KADINLARDAN HOŞLANMAM
- Peki ya kadınlar... Kadınlarda nelerden hoşlanırsınız?
Kadınlarda frapan giyim sevmem, çok gösterişli ve markaların bağırdığı giysilerden hoşlanmam. Sade bir şıklık severim. Bazen küçük bir hırka ve pantolon bile şık durabilir. 
- Kendinizde olduğu gibi kadınlarda da abartıdan hoşlanmıyorsunuz...
Çok fazla makyaj abartılı kıyafetler hoş durmuyor kadında, sade olsa daha iyi olur. 
- Turistlerin bile şortla şehirde gezmesinden hoşlanmıyormuşsunuz...
Turistlerin de öyle dolaşmasından hoşlanmıyorum. Bütün dünyada şık restoranlarda, Londra ve Paris'te bile ayağında sandalet elinde poşetle oturup yemek yiyor insanlar. Garip geliyor bana bu. Rahat olmak istiyorsa ona göre yerlere gitmeli. Bazı yerlerin özelliği vardır ve özenli giyinmek gerekir. Kendinizi şımartmaya gidiyorsunuz oraya. Niye hamburgercide göreceğim insanları göreyim ki o restoranlarda, dünyanın parasını veriyorum. 
- Avrupa'ya bakarak Türk insanının giyinme arzusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bizde şık giyinmek, havalı  giyinmek önemli. Avrupa'da ise ya kendine özgü stilleri olanları görüyorsunuz ya da ortalama giyinenleri... İnsanlar artık acayip şık dolaşmıyor. Bizde bu biraz daha yeni. Şunu da aldım, bunu da aldım, bilmem ne çantası taktım, gibi bir durum var. Yerinde bir tarz oturtulursa sorun yok ama Türk kadınları çok meraklı süse ve markaya. Nişantaşı, Etiler semtlerde kadınlar çok şık giyiniyor. O kadar şık kadınları Paris'te ve Milano'da bile görmedim. Milano'da erkekler şıktır, İtalyan erkekleri süse püse daha meraklıdır. Bizdeki kadar gösteriş dünyada çok az yerde kaldı. İnsanlar bunu çok önemsemiyor.



FACEBOOK İLE YORUM YAZ | Facebook hesabınızla üye olmadan yorum yazın

YORUM YAZ
BU HABER İÇİN HENÜZ YORUM EKLENMEMİŞTİR.
 Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları, okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan AKŞAM ve aksam.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
DİĞER PAZAR HABERLERİ
FOTO & VIDEO GALERİ
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
Günün karikatürü
AKŞAM ÖZEL RÖPORTAJ
Futbolda şiddetin temelinde ataerkil değerlerimiz var
Futbolda şiddetin temelinde ataerkil değerlerimiz var
Sporda şiddet konusunda yaptığı çalışmalarıyla tanınan Doç. Dr. Nefise Bulgu 'Olayı tek bir nedene bağlamak doğru değil' diyor ve ekliyor: 'Sporda şiddetin erkeklikle, ataerkil değerlerle bağlantısı var. Şiddet ve spor erkekliğin meşru alanı. Bu geçmişten beri böyle. Günümüz futbol tribünlerinde, sahalarında ataerkil ilişkiler sergileniyor. Çünkü sporda şiddet erkek kimliğini yansıtıyor. Yükselen milliyetçilik de bu şiddeti bir erkek eylemi olarak meşrulaştırıyor'