Perşembe
15 Temmuz 2004 
 

 
 
Serdar Turgut
Deniz Gökçe
Zülfikar Doğan
Zeynep Atikkan
Yaşar Erdinç
Ahmet Tan
Ayşe Önal
Burhan Ayeri
İsmail Küçükkaya
Ersan Özer
Bölge
A.Nedim Atilla
Spor
Alaattin Metin
Murat İlter
Ömer Gürsoy
Zeynep Atikkan

 
zeynep.atikkan@aksam.com.tr
zeynep.atikkan@superonline.com
 
İstikrar ihraç etmek

AKP Hükümeti ve özellikle de Başbakan Erdoğan söylemde ve icraatta kendisini Avrupa Birliği'ne bağladı. Bu nedenle Avrupa'dan esen her rüzgarın AKP'yi derinden etkilemesi kaçınılmaz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin aldığı türban kararının AKP bünyesinde yarattığı çalkantılar gibi.

AİHM'nin kararlarının varmak istediğimiz hedefe giden bir 'yol haritası' niteliğinde olduğu düşünülürse kızmak yerine karar soğukkanlılıkla değerlendirilmeli.

AB ile entegrasyon çetrefilli bir süreç. AB'ye entegrasyonu bir familyanın birlikte yaşama kodlarına uyum sağlamak diye algılamak gerekiyor. Bu yolda her zaman soğukkanlı, dikkatli ve akılcı yaklaşımlara ihtiyaç var.

İktidar partisi, Meclis'teki çoğunluğuna rağmen nedense olgun ve soğukkanlı refleksler geliştiremiyor. Amerika ve Avrupa'dan övgüler yağarken ödül almış çocuk gibi abartılı bir sevinç yaşıyor. Medyadaki sözcülerinin methiyeleriyle bu sevincin dozu tam bir üçüncü dünyalılık 'buldumcukluğuna' dönüşüyor. Hoşa gitmeyen bir gelişme olunca hükümet önce panikliyor sonra da bir öfke kıyamettir gidiyor. AİHM'in türban kararı bu şablona oturdu. Avrupa projesi ile kendi parti tabanı arasına sıkışan başbakan, karar çıkınca 'Dünyanın hiçbir yerinde kamusal alan diye bir şey yoktur' diyebildi. Sonra bunu düzeltip 'kamusal alan devletin alanı değildir. Tornadan çıkmış bir mamül değildir' şeklinde bir açıklama getirdi.

Başbakan 'Dünyanın hiçbir yerinde kamusal alan yoktur' sözleriyle herhalde 'kamusal alan bir etkileşim alanıdır. Bu alanda farklılıkların birbirini etkilemesi doğaldır' demek istedi. Kızdığı, öfkelendiği için de uygarlıkla birlikte ortaya çıkan 'kamusal alan-özel alan' ayırımını sildi attı.

Buradaki hassasiyet, AKP kadrolarının siyasi mücadeleyi, 'temel hak ve özgürlükleri din ve vicdan özgürlüğü eksenine oturtarak sürdürmüş olmalarında. Bu noktada kendisini 'liberal' diye tanımlayan birtakım medya cemaatinin de desteğini alıyorlar. 'Türban' artık din ve vicdan özgürlüğünün simgesi haline geldi.

Siyasi hesaplar nedeniyle bundan geri dönüş zor olacağına göre kamusal alanda 'hizmet alan, hizmet veren' gibi kavramlarla olaya yeni kılıflar hazırlanıyor. Anlaşılıyor ki 'kamu alanı' üzerinde 'güç mücadelesi' başlayacak.

Önceki gün görüştüğüm Anayasa Profesörü İbrahim Kaboğlu özgürlükler hukuku anlamında, kamu özgürlüklerine ait alanlara yeni tanımlar getirildiğini söyledi.

Prof. Kaboğlu, bu tartışmaları sağlıklı bir zemine oturtmak için 'özel alan', 'sosyal alan' (parklar, bahçeler, kahveler gibi) ve 'resmi alan'ın ayrılması gerektiğini söylüyor. Bu ayırıma göre en yoğun özgürlük 'özel alanda'. Özgürlüklerin gelişmesine en elverişli ortamı 'sosyal alan' sağlıyor. Resmi alan ise kuralların en yoğun olduğu alan. Prof. Kaboğlu, bugünkü tartışmaların altından bu üçlü ayırımla kalkabileceğimizi söylüyor.

Kamu alanı tartışmasının 'düzeyini' düşürmemek gerekli. Önce kendi demokrasimizi güçlendirmek sonra da parçası olmak istediğimiz AB'ye istikrar ihraç etmek için.

* * *


Güneş Gazetesi'nin hareketli günlerinde Teoman Orberk ile çalışmıştık. Orberk'i her zaman saygı ve sevgiyle anımsayacağım. Ailesinin ve meslektaşlarımın başı sağolsun.

 
 
YAŞAM
CUMARTESİ
AKŞAM-LIK




Shubuo