• $7,394
  • €8,984
  • 443.012
  • 1544.43
02 Ekim 2011 Pazar

Devr-i daim restoran

Yurtsan Atakan
Yurtsan Atakan
YAZARIN SAYFASI

İstanbul'un seçkin restoranlarını Batılı ülkelerdekilerle karşılaştırıp, pahalı bulanlar hangi dünyada yaşıyor hep şaşarım. New York'ta, Londra'da gittikleri sıradanın biraz üzerindeki restoranları, İstanbul'un en lüks restoranlarıyla karşılaştırınca elmayla armut birbirine giriyor haliyle.
Türkiye'deki lüks restoranların Batılı lüks restoranların kalitesinde olduğunu iddia etmiyorum. Değiller tabii ki. Ancak şarap fiyatları hariç Batılı akranlarına göre çok daha hesaplı oldukları da bir gerçek. Yemek kalitesi açısından geride kalışımızın ise çeşitli sebepleri var.
Birincisi Türkiye'de iyi ve çeşitli malzeme yok. Şefler bulabildikleri kısıtlı ve üstelik kalitesiz malzeme ile sihirbazlık yapmak zorunda kalıyorlar.
İkincisi Türkiye'deki özellikle de İstanbul'daki restoran müşterisinin lezzetten, servis kalitesinden çok ambiyans peşinde olması. İyi bir yemek yemek için değil, piyasada görünmek için lüks restoranların kapılarını aşındırması.
Üçüncüsü İstanbul'a çok az sayıda kaliteli turist gelmesi. Gelenlerin de kısa süreli konaklaması. Bu kısa süre içersinde de ancak otantik buldukları restoranları ziyaret etmeye vakit bulmaları.
Bu üç ana neden toplanınca ortaya şöyle bir sonuç çıkıyor. İstanbul'daki restoranlar tam kapasite çalışamıyorlar. Akşam iş yapan restoranlar öğlen, öğlen iş yapan restoranlar akşam iş yapmıyor. Kışlık restoranlar yazın, yazlık restoranlar kışın; hafta içi dolup taşan restoranlar hafta sonları, hafta sonları dolup taşanlar hafta içleri sinek avlıyorlar.
Bu sorunu aşan birkaç restoran da var kuşkusuz. Papermoon, Sunset, Beyti, Swissotel Gaja, Masa, İstinye Park Borsa, Lacivert ve Da Mario.
Ancak aralarından bir tanesi var ki her daim popüler olma açısından hepsinin önünde geliyor: Lucca. Açıldığı günden bu yana her gün, her saat ve her mevsim popüler olmayı başaran Lucca'nın bir diğer özelliği de sadece restoran bölümünün değil barının da yoğun ilgi görmesi.
Lucca'nın bir başka enteresan özelliği ise İstanbul'da başka mekanların bir türlü tutturamadığı bir mutfağı, İspanyol tapas konseptini tutturmuş olması. Gerçi ben ilk açıldığı günlerdeki İngiliz şefinin enteresan mönüsünü de seviyordum ama Cem Mirap'ın İspanya'dan ithal ettiği şef Willie Moya'nın eseri yaratıcı tapas mönüsü tam da Lucca'nın atmosferine göre.
Sevilla'da Poncio isimli bir restoranı olan Şef Moya 2008'den beri her yıl en az üç kez Türkiye'ye gelip, Lucca'nın mönüsünü yeniliyor.
Yaratıcı şef geçenlerde yine İstanbul'daydı. Lucca şimdi Moya'nın giderken bıraktığı reçetelerle yeni kış mönüsünü hazırlıyor. Salı günü yeni mönüye girecek yemeklerden bazılarını sevgili Cem'le birlikte tattık.
Yengeçli Bruschetta harikaydı. Malzemesi bol ve hafif ekşi. İncir Chutney ve Tatlı Şarap Soslu Foie Gras ise mükemmeldi. Fransa'dan gelen kaz ciğeri, uzun süredir Macaristan'dan gelenlere alışan damağıma bayram
yaptırdı.
Karamelize soğan ile gelen deniz levreği ise bir başyapıt. Dömiglas et suyu ile zenginleştirilmiş karamelize soğan levreğe bu kadar mı
yakışır?
Lucca'nın yeni kış sezonu için barda da sürprizleri var. Ünlü moleküler miksolojist Lauren Grecco'yu da misafir etmişler. Ve Grecco da bar mönüsüne kendi izlerini bırakmış tabii. Tatmadım ama elma köpüklü prosecco ile içinde Bloddy Mary havyarları yüzen sek votkayı bu yıl Lucca'nın barında bol bol göreceğinizi
söyleyebilirim.

Yeni Sosyal Medya
neonevar.naberler.com -
www.twitter.com/yurtsan

<p>Faizler tarafında geçen haftadan beri değişen bir şey olmadığını kaydeden 24 TV Ekonomi Müdürü Sa

Piyasalar bugün neyi fiyatlıyor?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Kırıkkale'de polis merkezi önünde silahlı kavga: 1 yaralı

Yüksek Hızlı Tren testlerini yapan tren Sivas'a geldi