• $ 5,7884
  • € 6,4038
  • 271.69
  • 108869
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Yabancılaşmanın sonu ve geleceğe davet

İki duygunun arasındayız. Yaşananların temposu ve değişimini veri alırsanız söyleyecek çok şey var. Ama bir an durup derin bir nefes alırsanız söyleyecek pek de bir şey yok. Erdoğan’ın balkon konuşmasındaki ilk cümlesi her şeyin özeti ve bu çifte duygunun da nedeni: “Bir dönem kapanıyor, yenisi açılıyor.” Söylenecek çok şey hep kapanan dönemle ilgili. Gerilimli, çatışmalı, sert bir dönem oldu. Kavga hâlâ devam ediyor ve muhtemelen en az bir yıl daha sürecek. Polisiye bir maceranın içinde yaşadık ve onun tahrik edici akışına kapıldık. Gözlemciler için zevkli bir dönemdi. Ama sonuçta bütün bunlar bitmekte olan bir tarihsel olgunun parçası... Bir süre sonra biraz da hayretle hatırlayacağımız ve birçok detayını aklımızda tutamayacağımız ‘eski’ bir maceraya dönüşecek. Eski olması zaman olarak geride kalmasıyla ilgili değil. İç dünyamızda bu kapanan dönemi bir yük ve zül olarak gördüğümüz için. O nedenle de bu geçmişten bir an önce kurtulmak istiyoruz aslında. Onun üzerine konuşmamız sabırsızlığımızın nişanesi. Gerçekte artık başka şeyler konuşmak istiyoruz. Kapanan dönem hak ettiğinden çok daha fazla emek, gayret ve düşünceyi bir kara delik gibi yuttu. Öte yandan geçirdiğimiz bu on yılın yorgunluğu o kadar fazla ki, insan bir dönem konuşmayı bırakıp sadece etrafa bakmayı isteyebilir. Eski dönemin kavgası Türkiye’nin yeniyi konuşmasını engelledi ve şimdi yeni düşünme süreçlerinin henüz en başındayız.

Cumhurbaşkanı’nın konuşması eski ile yeni olan arasındaki ince çizgiye oturmaktaydı. Bir yönüyle eskinin ‘tedavisinden’ söz etti, diğer yönüyle de geleceğe bir ‘davet’ çağrısı yaptı. Eski dönemi bitiren en önemli gösterge devletin artık toplumun ötesinde ve üstünde bir tahakküm odağı olmaktan çıkmasıdır. Bu sadece bir güç farklılaşması, yasalar ve teamüllerle garantiye alınmış bir manevi hiyerarşi değildi. Aynı zamanda devletin kimlikleşmesini ve siyaseti bu kimliğe dayanarak rehin, hatta esir almasını ifade ediyordu. Dolayısıyla eski dönem zümresel bir dikta yönetimini yüzeysel bir demokrasi çerçevesi içinde tutulmasını bir ‘rejim’ haline getirmişti. Türkiye 90 yıldır bir yabancılaşma rejimi içinde yaşadı ve bunun normal, olması gereken durum olduğuna ikna edilmek üzere uğraşıldı. Erdoğan’ın seçilmesi söz konusu yabancılaşmanın bitmesidir. Balkon konuşmasından devralırsak “devletle milletin aynı istikamete bakmasıdır.” Bu aynı zamanda hiyerarşik ilişkinin de ortadan kalkması, devletin bir ‘takipçi’ olması anlamına geliyor.

Böyle bir değişimi yapabilmek sadece öngörü ve yetenek meselesi değil. Şartların zorlamasıyla bir öğrenim sürecinden de geçildi. Toplum ve özelde İslami kesim son 12 yılda radikal ve ucu açık bir dönüşüm yaşamakta. Kendiliğindenliği hâkim kılan, birikmiş ve sıkışmış hayallerin, arzuların ve yeteneklerin önünü açan, dindarlığı ve dünyeviliği çeşitlendirip birbiriyle ilişkiye geçiren, kişiselleşme ve melezleşmeyi teşvik eden bir büyük dönüşüm. Buradaki potansiyelin kamusal alana ve siyasete yansıması ortaya bir halk ihtilali çıkarmış durumda. Bu alanlar yeniden şekilleniyor ve kendilerini geçmişten radikal biçimde kopartıyor. AKP ve Erdoğan bu dönüşümün taşıyıcısı oldukları, olabildikleri için sürekli seçim kazanıyor. Ve onlar sürekli seçim kazanabildiği için, bu halk ihtilali barışçı bir biçimde yaşanabiliyor.

Erdoğan bu olguyu takdir edebildiği ve kendisini tevazu ile onun takipçisi olarak gördüğü ve sunduğu için bugün cumhurbaşkanı. Açıkça söylemek gerekirse bu ülkenin tarihinde bu konumu onun kadar hak etmiş olan kimse yok. Çünkü bugüne dek kimse hem alttan gelip, güçlü ile mücadele etmek zorunda kalıp, hem de toplumun ihtilalci iradesini siyasetle kuşatamadı. Bu özelliği Erdoğan’a yeni dönemin anahtarını veriyor. Balkon konuşmasının ikinci büyük teması çoğulcu, çok kültürlü, çok kimlikli bir geleceğin inşasına herkesin davet edilmesiydi. Cumhurbaşkanı insanları vicdani bakmaya, kendi muhasebelerini yapmaya, korkulardan sıyrılmaya, geçmişi arkada bırakmaya, “birbirinin gözüne bakmaya” ve yeninin parçası olmaya çağırdı. Çoklukta birliği yaratmak önümüzdeki dönemin temel misyonu olacak. Bu topraklarda hiçbir zaman tek millet olmadı… Ama olabilir. Bahis budur.
Türkiye’nin temel başarısızlığı insanlarını ‘Türkiyeli’ yapamamış olmasıdır. Şimdi Erdoğan bu olayın tarihsel bilincini taşıyarak, kendisi de dâhil herkesi Türkiyeli olmaya ve bu vasfını kimliğinin önüne koymaya davet ediyor. Her şey masallardaki gibi olmayacak. Savrulmalar, aksamalar, hatalar da yaşanacak. Ama artık farklı bir yoldayız ve bunu biz istiyoruz.

<p>Oluşum süreci 300 milyon yıl öncesine dayanan Narman Peribacalarında, Erzurum Valiliği, Büyükşehi

´Kırmızı Periler Diyarı´ Yeni Tesislerine Kavuşacak

Hayranı gibi yaklaştı önce imzasını aldı, sonra canını!

'Sanat Güneşi' Zeki Müren 88 yaşında!

3 tonluk kargo yola çıktı! Uzaya 'süper fareler' gönderildi