• $13,6383
  • €15,4243
  • 781.354
  • 1950.3
25 Ekim 2017 Çarşamba

Şehir, medeniyet ve İstanbul

Belediye başkanlarının ne zaman istifa edeceği gibi konular, Kuzey Irak sorunu etrafındaki tartışmalar arasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘İstanbul ve medeniyetimiz’ hakkında yaptığı imar politikalarıyla tahrip edilen bir ‘medeniyet başkentinin’ nasıl yıkıma uğradığına yönelik eleştirilerinin üzerinde fazla durulmadı. Bugün İstanbul’un şahsiyetini yansıtan izleri bulmanın her geçen gün zorlaştığı bir zamanda, gelecek tasavvurumuzda ‘yerli şehir’ imajını nasıl ayakta tutacağız? Kendi ‘şehir imajını’ kaybetmiş bir kültürün kendisini yarınlara hazırlaması kolay olabilir mi?

“Unutulmasın ki toplumlar, kendi varlıklarını kültürel olarak üretmekte zorlandıkları zamanlarda, hangi maddi imkânlara sahip olurlarsa olsunlar, toplumsal krizler kaçınılmaz olmaktadır; bu kültürel yenilenmenin daha kapsamlı, daha derin şekli ise, bir toplumun sosyal/tarihsel hafızasında bir ‘medeniyet tasavvurunun’ bulunmasını gerektirmektedir. Bu tasavvur mevcut değilse veya yıkılmış, tahrip edilmişse bunu ikame edecek bir şey bulmak neredeyse imkânsızdır. Bu tasavvurun üretileceği alan şüphesiz şehirlerin kültürel iklimi, estetiği, mekânsal organizasyonunun fonksiyonlardır yani ‘şehrin ruhu’dur.”

Hangi medeniyet

Medeniyet kavramı çok kullanılıyor; bakıyorum da kullananların birçoğu kavramı kelime anlamının ötesine taşıyacak kadar dahi meseleden haberleri yok; daha çok belirsiz keyfi bir kullanım söz konusu. Medeniyet veya uygarlık kavramları sadece aynı olguya işaret etmekle kalmazlar aynı zamanda şehir etrafında yükselen bir toplumsal örgütlenmenin muhtelif boyutlarına, bir dünya görüşüne bir hayat tarzına da işaret ederler. Kısaca meselenin bir zihniyet, bir hayat anlayışı etrafında, bir anlam boyutu bir de maddi boyutu bulunmaktadır.

Biz Türklerin medeniyet kurmasının tarihsel olarak birkaç aşamasından bahsetmek mümkündür. Öyle ezberlenmiş ‘Türkler göçebe topluluklardır, medeniyet öncesi toplumsal yapılanmalara sahiptir’ gibi oryantalist iddiaları bir tarafa koyarsak, ilk medeniyet tecrübesini Asya merkezli Türkistan denilen coğrafyada gerçekleştirdiklerini gösteren, bugün elimizde birçok tarihsel ve arkeolojik veri bulunmaktadır. İkinci medeniyet sahası, Selçuklu coğrafyasıdır, Horasan’dan Anadolu’ya kadar uzanır. Üçüncü medeniyet sahası ise şüphesiz İstanbul merkezli sınırları Anadolu’yu aşan Balkanlar’ı Ortadoğu’yu kuşatan bir coğrafyadır.

Hey İstanbul!

İstanbul önce tarihsel siluetiyle ben buradayım, yüzlerce yıldır burada durmaktayım derken aynı zamanda estetiği, mimarisi, mühendisliği, çarşısı-pazarı ve üretimi ile farklı bir birikimi ortaya koymaktadır. “Dolayısıyla şehir sadece sokaklar, binalar, taş toprak ve betondan oluşan bir şey değildir, bir toplumun hayatın nasıl yaşayacağının fiziksel mekânı olduğu kadar aynı zamanda toplumsal kültürel dokusudur.”

Medeniyeti şehirler kurar fakat şehirlerin ruhunu yaşatarak gelişirler; şehirlerin ruhu ne zaman somut olarak farklı bir toplumsal/kültürel örgütlenmeye bürünerek farklılaşırlarsa, o zaman medeniyetler de farklılaşmış olurlar. “Birçok farklı medeniyet yaklaşık olarak iki yüz yıldır Batı medeniyeti karşısında gerileme sürecindedir; Batı medeniyetinin şimdilerde bir kriz yaşadığı ve bunun derinleştiğini gösteren birçok emare bulunmaktadır. Bundan sonra hangi medeniyet bir hamle yaparak yükselecek ise bu şüphesiz kendi medeniyetinin ruhunu kaybetmeden yenilikler yaratarak değişim üreten medeniyet sahalarından çıkacaktır.” Bunun için İstanbul’un ‘şehir kimliğinin’ tahrip edilmesi meselesi aynı zamanda bir ‘medeniyet tasavvurunun’ yaşatılması bakımından da önemlidir! Yoksa şehrin ruhu öldü mü dersiniz?

<p> </p>

Mesut Özil - Vitor Pereira arasında soğuk savaş devam mı ediyor?

İsrail hapishanesinden kaçan Filistinli tutuklular mahkemede darbedildi

Bir çiftçi tarafından bulundu! İçinden servet çıktı

Kedilerin en çılgın halleri