• $13,6424
  • €15,2335
  • 788.271
  • 1997.69
24 Aralık 2020 Perşembe

Kötücül cahiller için diktatörlük üzerine hatırlatma!

Türkiye’de başkalarını diktatörlükle suçlayacak en son siyasi parti mensupları kim olabilir? Bu suçlamanın iktidarının siyasi tarih içindeki resmi adı ‘Tek Parti Diktatörlüğü’ olan bir partiden gelmesi, girdiği bütün seçimleri açık farkla kazanan bir lidere, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yöneltilmesi, suçlamanın kendisinin ciddiye alınmamasını gerektirir; fakat burada üzerinde durulması gereken iki husus vardır. İlki, suçlama dilinin sorunlu/hastalıklı bir zihniyeti yansıtmasıdır. Diğeri ise, ortada açık bir cehaletin mevcudiyeti ve bunun sergilenmesi sorunudur.

CHP’nin, Gazi Paşa’ndan sonra hızlı bir biçimde ‘Tek Parti Yönetimine’ geçtiğinin birçok izahı yapılmıştır. Bunlardan bir kısmı, dünya konjonktürünün Nazizm, Faşizm, Stalinizm gibi diktatörlükler döneminden geçtiğini bu yüzden böyle bir sürece girildiğini söylerken; bazıları da Türkiye’nin demokratik sürece yönelmesini mümkün kılacak toplumsal şartlardan uzak olduğunun üzerinde durmaktadır.

DEMOKRAT OLMAK

Türkiye’de anti-demokratik düzen kurulup ‘Tek Parti Diktatörlüğüne’ geçilirken İtalyan Faşizminin model alınmasının rejim üstünde önemli etkisi olmuştur; kurulan baskı rejimi korkunç toplumsal, insani maliyetler ortaya çıkardığı gibi Batı’ya bağımlılık ilişkilerinin de temellerini atmıştır.

Diktatörlük meselesini ele alırken öncelikle totaliter rejimleri ve otoriter diktatörlükleri birbirinden ayırmak gerekir. Totalitarizmin kapsayıcı ideolojilere dayalı diktatörlükler olduğu bilinmektedir. Otoriter yapılarda ortaya çıkan diktatörlükler ise, bir zümrenin veya bir liderin içinde bulunduğu toplumsallık üzerinden siyaset kurumunu ele geçirmesi, devlet üzerinde mutlak hâkimiyet kurması şeklinde tanımlanabilir.

Bir yönetim biçimi olarak diktatörlük, devlet ve toplum arasındaki ilişkilerin nasıl yürütüldüğüne, bunun göstergelerine bakılarak anlaşılabilir. Bir siyasal sistemde yöneticiler, seçimle iktidara geldikten sonra yönetimin seçimle değişmesine müsaade etmiyorlarsa, o zaman kapalı, otoriter bir siyasal rejim söz konusudur.

FAŞİZAN ZİHNİYET DEĞİŞMİYOR

Seçimlerin niteliği çok önemlidir; her yurttaş eşit oy hakkına ve bunu serbestçe kullanma özgürlüğüne sahip değilse, seçimler ‘gizli oy açık sayımla’ yapılmıyorsa burada seçim yapılıp yapılmamasının elbette bir önemi olmayacaktır. Seçimlerin yapıldığı, siyasi parti örgütlenmelerinin serbest olduğu, siyasi rekabet şartlarının mevcudiyeti, demokrasileri diktatörlüklerden ayıran önemli göstergedir. Düşünce ve ifade özgürlüğünün, kamuoyunun varlığı ya da yokluğu siyasal rejimin demokratik ya da diktatöryal olduğunun diğer belirleyicileridir.

Bir ülkede özgür muhalefet varsa, eleştiri hakkı açıkça kullanılıyor, hatta ülkenin demokratik süreçlerinin belirlediği Başkanına ‘diktatör’ dahil her türlü ağır ithamlarda bulunuluyorsa, elbette burada diktatörlükten bahsetmek, demokratik süreçlerden ümidini kesenlerin anti demokratik arayışları için gerekçe hazırlama çabası olarak görülecektir. Hatırlayalım, ilk demokrasi tecrübesinin Başbakanı Menderes’e bu suçlamayı yöneltenler, 27 Mayıs darbesinin hazırlayıcılarıdır. Unutmayalım ki, faşizan zihniyet kolay değişmiyor! 

<p> </p>

Kamu işçisinin maaşı ne kadar artacak?

Dalış sırasında köpekbalığına yem oluyordu! Okyanusta dehşet anları

Polisleri şaşkına çeviren suçluların ilginç fotoğrafları

dünyanın en zor testi olduğu iddia edilen dikkat testi! Sosyal medyayı salladı