• $ 7,8228
  • € 9,4308
  • 459.326
  • 1328.83
Reklamı Kapat

Sitem, lobiler ve gerçeklik

Uluslararası sistemin dayandığı temel değerlerin artık fazlasıyla aşındığını söylemeye gerek yoktur. İkinci Dünya Savaşı’nın kaosundan dünyayı adil olmasa da bir düzene taşımak isteyenler birtakım değer ve kuralların yürürlükte olmasını istedi. Bu değerler ve kurallar bütünü BM’nin hareket çerçevesini oluşturdu. Aradan geçen on yıllar boyunca bu değer ve kurallar bütününün, küresel barışı sağlamak adına sınıfta kaldığını defalarca gözlemledik.

Aslında sorun ne değerlerde ne de kurallardaydı. Sorun, bu değer ve kuralların uygulanmasında, uygulayıcı yapıların adaletsizliğinde ve siyasete bulanmışlığında, daha da ontolojik bir analizle yapının kifayetsizliğindeydi. Yine de BM’yi referans alanlar, sorunlarla karşılaştığında BM’nin kapısını çaldılar, çoğu zaman eli boş döndüler.

Birçok örnek vardır tabii ki; fakat Suriye bunun en çarpıcı örneklerinden birisi oldu. Kimyasal silah kullanımı, yüz binlerce insanın hayatını kaybetmesi, terör örgütleriyle kol kola girme gibi çiğnenmemesi gereken birçok kural çiğnendi, kırmızıçizgiler geçildi.

Sistem bize aslında şu net mesajı vermekteydi: Kurallar sadece kural dışılık daimi beş üyenin zararına olduğu zaman dikkate alınır. Çiğnenen kural, bu beş üyenin kırmızıçizgilerini ihlal etmiyorsa sorun teşkil etmeyebilir. Aynı zamanda çiğneyenin kimliği de önemlidir. Çiğneyenin hangi kampta yer aldığı, kiminle müttefik olduğu, kimden silah aldığı, yatırım için kime ülkesinin imkanlarını açtığı kural dışılığın cezalandırılması ya da cezalandırılmaması gerektiğini de belirlemektedir. Tabii ki muazzam bir lobi rüzgarı da eser. Aynı şekilde kimin haklı olduğundan ziyade kimin lobisinin daha çok ses çıkardığı da önemlidir.

Bu lobi meselesi gerçekten artık kabak tadı vermekte. Lobinin sesinin çok çıkması, bir tarafın haklılığını değil, o tarafın lobi faaliyetleri için daha fazla para ayırdığını ve etrafında benzer hedeflere sahip lobileri toparlayabilme gücünü gösterir. Washington dahil olmak üzere birçok başkentte artık demokrasinin, kurallar ve değerler manzumesinin, müttefikliğin, reelpolitiğin değil; lobilerin ileri sürdüğü gündemlerin geçer akçe olduğunu görüyoruz.

Bunun son örneği Yukarı Karabağ’daki Ermeni saldırganlığına ve Azerbaycan’ın haklı mücadelesine verilen tepkiler. Su götürmez gerçekler var. Mesela, Ermenistan’ın işgalci bir güç olduğu, bilinçli olarak sivilleri hedef aldığı, işgal ettiği topraklarda etnik temizlik yaptığı, ateşkesi bozan taraf olduğu, şehir merkezlerine balistik füze yolladığı… Örnekler uzayıp gider. Fakat, Ermeni diasporasının ve çıkarları onlarla örtüşen çevrelerin çıkardığı gürültüye bakarsanız, tam tersi bir tablonun olduğunu sanırsınız. Başta da söylediğim gibi lobilerin kuru gürültüsüne bakarsanız, gerçekle karşılaşma ihtimaliniz neredeyse sıfırdır.

Bu sebepten kuru gürültüyü umursamaktan ziyade, sahada sonuç almak lazım. Gerçekten bağını koparanların önüne saha gerçekliklerini koymak her şeyden daha önemli.