• $ 7,8228
  • € 9,4308
  • 459.326
  • 1328.83
Reklamı Kapat

Seçimler ve ABD'nin küresel pozisyonu

Amerika tarihinin en ilginç seçimlerinden birisini tecrübe edecek. Dört senelik Trump yönetiminden sonra Biden-Trump yarışı, sadece ABD iç siyaseti için hatta dış politikası için değil, uluslararası sistem tartışmaları için de ilginç tartışmalara sebep olacak.

Periyodik olarak “ABD’nin güçten düşüşü” tartışmaları yapılır. Trump döneminde ya da COVİD-19 ile birlikte sıklaşan tartışmalar aslında yeni tartışmalar değil. Dünyayı Amerika merkezli okumaya alışmış analizler es geçse de ABD’nin uluslararası sistemdeki gücü her zaman tartışılmıştır. Fakat bu tartışma salt olarak ABD’nin sahip olduğu güçle alakalı olmamış, bir bağlamı olmuş ve bu bağlam ABD dışı aktörlerin gücünün, küresel trendlerin ve gelişmelerin üzerine kurulmuştur. Yani ABD küresel sistemdeki yeri ve etkinliğini yalnız başına belirleme şansına aslında hiçbir zaman sahip olamamıştır. Diğer aktörlere ve küresel konjonktüre nispetle ABD uluslararası sistemdeki yerine sahip olmuştur.

Bu argümanın ABD seçimlerine bakan yönü şudur: Biden’in ya da Trump’ın seçilmesi, ABD’nin uluslararası sistemdeki yeri ile ilgili radikal değişiklikler oluşturmayacaktır. Diğer bir deyişle Amerikan başkanlarının izlediği politikaların, özellikle dış politikanın ABD’nin küresel gücü ile bağlantısı zannedilen kadar doğrudan değildir.

Trump en büyük siyasi darbeyi COVİD-19’dan yedi. Öncesindeki dönemde ekonomik açıdan ABD kötü gitmiyordu. Dış politikada attığı adımlar büyük oranda iç politikaya endeksliydi. AB, NATO, Çin, Rusya, Türkiye, İsrail, İran, Körfez ile ilişki kurma tarzı farklıydı ama bu ilişki tarzı dahi miras aldığı bağlamdan çok da kopuk değildi. AB iç krizler yaşamakta ve kuruluş değerlerinden uzaklaşmakta, NATO Soğuk Savaş sonrasındaki dönemde kimliğini belirlemeye çalışmakta, Çin ekonomik olarak güçlenmekte, Rusya yeniden bölgesel siyasette yükselmekte, İsrail-İran-Körfez gerilimi devam etmekteydi. Retorik ve tarzdan öteye geçersek, Trump fiiliyatta ABD’in küresel pozisyonunu menfi manada sarsacak çok radikal adımlar atmadı.

Aynı şekilde Biden da seçilmesi durumunda ABD’yi küresel manada şaha kaldıracak bir sihirli değneğe, siyasi vizyona ya da konjonktüre sahip değil. Özünde attığı adımların kendi tarafından değil, müesses nizam tarafından belirlediğini anlaması çok vakit almayacak; ortada sadece “ben Trump’tan farklıyım” şeklindeki sözleri kalacak. Çünkü Biden da politikalarını kendisine miras kalan bağlam içerisinde şekillendirmek zorunda kalacak.

Kısaca, ABD seçimleri çerçevesinde yapılan ABD’nin küresel pozisyonu tartışmaları iç politikaya yönelik argüman olmaktan ileri gidemiyor. Çünkü ABD pozisyonunu istediği gibi değil, küresel konjonktürün kendisine izin verdiği ölçüde şekillendirebiliyor.