• $8,4396
  • €10,0747
  • 492.239
  • 1392.91
11 Ekim 2014 Cumartesi

'Çiçek çocukların' yağmaladığı Türkiye!

Tıpkı Gezi’deki gibi!
Hatırlayın o gün yakıp yıkanları, kırıp dökenleri, yağmalayanları, öldürenleri, ölenleri Kemal Bey alınlarından öpüyordu.
Bugün de Selahattin Demirtaş.
O gün sokağı Kılıçdaroğlu kaşıyıp cesaretlendiriyordu, bugün Demirtaş.
Ne farkı var?
O günkü Vandalları Kemal Bey çiçek çocuk ilan etmişti, bugün Selahattin Bey.
O gün Kemal Bey ne diyorsa, bugün de Selahattin Bey aynılarını söylemiyor mu?
O gün de hedef Türkiye’ydi, bugün de.
O gün BDP gizliden gizliye destek veriyordu, bugün CHP.
17 Aralık’ta farklı mı oldu?
Hedef yine Türkiye’ydi.
Düşünsenize Gezi’den bu yana yaşadıklarımızı.
17 Aralık’ı…
Ve bugünü.
Buna rağmen Türkiye ekonomisi dimdik ayakta.
Siyasi istikrar devam ediyor.
Ya bir de tüm bunlar yaşanmamış olsaydı.
Bir de onu düşünün.
İhanetin boyutunu görmek açısından son derece faydalı olacaktır sanıyorum.
Bugün bir kez daha tüm bu olup bitenler için yine deve dişi gibi laflar edip, cümleler kurabiliriz.
Kobani üzerinden cereyan eden gelişmeleri siyasi, iktisadi, sosyolojik ve psikolojik açıdan ele alabilir bir torba laf edebiliriz.
“Büyüyen Türkiye’yi kim neden durdurmaya çalışıyor?” sorusuna artık herkesin bildiği cevapları bir kez daha sıralayabiliriz.
“Enerji meselesini” bir kez daha anlatabiliriz.
Bölgesel güç yarışını tekrar tekrar gündeme getirebiliriz.
Türkiye’nin haritadaki yerini, önemini, vazgeçilmezliğini bir kez daha hatırlatabiliriz.
Lakin gerek yok.
Herkes her şeyi görüyor ve biliyor.
Şüphesiz ihaneti ve ihanet şebekelerini de.
O vakit şimdi daha da açık konuşmanın vakti sanırım geldi.
Evelemeden, gevelemeden söylenmeli.
Lafı dolandırmaya gerek yok!
Hadi cesaretle söyleyelim.
Mesele şu!
Gezi’yle Türkiye’yi dize getirmek istediler.
Çünkü bir şey istiyorlardı, biz de vermiyorduk.
Açık açık tehdit ettiler.
“Ya verirsin ya da…” dediler.
İstediklerini aldılar mı bilmiyorum?
Şayet verdiysek, ülkeyi kaybetmemek adına verdik!
Belki de zaman kazanmak için!
Sanırım tam olarak alamadılar ki, 17 Aralık’ta yeniden denediler.
Verdik mi, bilmiyorum?
Şayet verdiysek, ülkeyi kaybetmemek adına verdik!
Maalesef istekleri bitmiyor.
Bugün bir kez daha istiyorlar.
Ne acıdır ki baltanın sapı yine “içimizden”!
Tıpkı Gezi’de ve 17 Aralık’ta olduğu gibi.
Verir miyiz, verecek miyiz bilmiyorum?
Şayet verirsek, gerekçemiz yine aynı olacak!
Top sakallı paralel “6 ay sonra bu hükümet olmayacak” diyor.
Kaçıp gittiği ülkeden söylüyor bunu.
Ona da kim söylettiriyorsa?
17 Aralık’ta da benzer bir şeyi Mümtaz’er Türköne söylemişti.
“Hükümet öldü” demişti.
Kınaları ceplerinde dolaşıyor muhteremler!
Kemal Bey “Esed gitmesin” diye çırpınıyor.
Kusura bakmasın ama açık açık söylemek gerek!
Keşke Esed’i düşündüğün kadar kendi ülkeni de düşünsen.
İran Türkiye’ye parmak sallıyor.
“Esed’e bir şey olursa karışmam” diyor.
Çünkü Türkiye bölgesel güç olmak için İran’la kapışıyor.
Amerika, İngiltere ve Almanya İran’ın yanında saf tutuyor.
Hükümeti İrancı olmakla suçlayan cemaat ise Esed ve İran’la kol kola giren CHP’ye oy veriyor.
Tüm bunları görememek için kör olmak bile mazeret gösterilemez.

<p>4 gündür Türkiye'nin farklı illerinde yaşanan orman  yangınlarına müdahaleler devam ederken son o

Yangın nedeniyle otelden tahliye edilen Songül Karlı korku dolu anları anlattı

İki deli bir araya geldi: Adana'da Balotelli izdihamı

Bakanı Kurum, Antalya'da incelemeler yaptı

İstanbul'da tramvay raydan çıktı