• $12,8929
  • €14,6115
  • 742.546
  • 1801.92
31 Mart 2013 Pazar

Suçları babalarının kızları olmak

Yağmur Balbay'ın Norveç'te katıldığı bir konferansta yaptığı 'okulda teröristin kızı damgasını yedim' sözleri üzerine öğretmenlerin ve yönetimin kendisine baskı uygulamaya başladığı, notlarını düşürdükleri, annesi Gülşah Balbay'a okul müdürünün sert bir dille 'rahatsızlığını' ifade ettiği iddiası gündem oldu. Aynı olay daha önce de Tuncay Özkan'ın kızı Nazlıcan Özkan'ın başına gelmişti. Medya bu iki 'mağdur' çocuğu eşleştirerek haber yaptı.
Bu iki kız çocuğunun en büyük ortak noktaları babalarının aynı hücreyi paylaşıyor olması ve çocukluklarını hapishane koridorlarında, görüş odalarında, duruşma salonlarında tüketmiş olmalarıydı aslında. Adalete olan inancını çocuk yaşta evlerinden alınan babalarıyla kaybetmiş çocuklardı onlar.

***
Okuldan kamuoyuna bir açıklama yapıldı ve Yağmur Balbay'a baskı ve sıkıntı yaşatılmadığı söylendi.
20 yaşındaki Nazlıcan Özkan, Yağmur'un yaşadıkları üzerine şöyle bir yazı kaleme aldı: Belki beş belki on saniyelik görüntüler, kafamın içinde durmadan dönüyorlar. Gözümü açık tutmam ya da kapamam bir şeyi değiştirmiyor, tarihler karışık. En uzağı 2009'dan, ay ya da gün hatırlayamıyorum, aynından onlarca var.
Olduğu yere yakışmayan güzellikte dokuz yaşında bir kız çocuğu; metin, sapasağlam ve biraz öfkeli gözleriyle Silivri yerleşkesinin içindeki duruşma salonunda ne yapıyor?
Öğleden sonra saatlerinde mübaşirle bir kağıt-kalem trafikleri oluyor. Sanık bölümünde oturan adama sayfalarla kağıtlar yolluyor, sonra adam geri yolluyor, sonra tekrar...
Dokuz yaşında bir kız çocuğu kantinde oturuyor, mübaşirin getirdiği defterde, sanık bölümünde oturan adamın yazdığı matematik sorularını çözüyor. Bir şeyler yanlış, kulak uğuldatıyor. Mahkeme salonunun kantini ona yakışmıyor. O çok aldırmıyor, soruları çözüp yolluyor. Bense bazen sessizce yanına uğruyorum, belki arada, biraz gülümsüyorum.
Sonra saatler ilerliyor, duruşma bitmiyor. Akşam 10'da bu güzel kız çocuğu duruşma kaldırımı serçesi oluyor. Okulunda öğrendiği Fransızca şarkıyı mırıldanarak tekrar tekrar söylüyor. Buraya hiçbir güzellik yakışmıyor, sorgulamaktan vazgeçip sadece dinliyorum... Gece 1'de biten duruşmadan küçük kız ve ben, elimiz boş evlerimize dönüyoruz.
Sonraki görüntü 2010'dan geliyor. Bir çarşamba sabahı 10 yaşında olan kız çocuğunu aslında başıma vahim bir şey gelmediğine dair ikna etmeye çalışıyorum. Güzel sanatlar lisesine geçiyorum ve ben de onun gibi resim yapmayı çok seviyorum... Mantıklı geliyor, ama annesi niye üzülüyor? Dönüş yolunda bir Edith Piaf şarkısı açıyorum kendime; "non, je ne regrette rien". Hayır, pişman değilim...
Bu küçük kız çocuğu parlayarak büyümeye, güzelleşmeye ve sağlamlaşmaya devam ediyor. 2013 yılının Mart ayında Norveç'e gidiyor. Duruşma kaldırımı serçesi, kendisine matematik soruları yazan o adamın suçsuzluğunu Fransızca dünyaya anlatıyor.
Ve görüntüler bu aşamada bugüne geliyor. 2013'ün bir çarşamba akşamı kendimi onun başına vahim bir şey gelmediğine dair ikna etmeye çalışıyorum. Belki beş belki on saniyelik görüntüler, kafamın içinde durmadan dönüyorlar...

***
Kimin umurunda okulun haklı veya haksız olması?
Kimin umurunda Yağmur'un aslında nasıl bir öğrenci olduğu?
Benim değil.
Tek bir gerçek var benim için o da bu çocukların büyük bir zulme mahkum edilmiş olmaları. Tek suçları da üstelik babalarının kızları olmaları!

 

<p> </p>

Muhalefet liderleri Abdullah Gül'ün kapısını neden çaldı?

Omicron varyantı nedir? Omicron varyantı belirtileri nelerdir?

Maltepe'de lodos Ro-Ro gemisini batırdı

Uşak'ta dere yatağında patlamamış top mermisi bulundu