• $7,2831
  • €8,7874
  • 405.833
  • 1527.45
03 Nisan 2011 Pazar

Bir aceminin Silivri macerası!

Bu yazıyı yazmaya başlamadan önce açık ve net bir açıklama yapmak isterim.
Arkadaşlıklarımı, dostluklarımı ideolojik ortaklıklar, mesleki yolculuklar, bakış açılarındaki aynılıklar üzerine kurmam.
Aklınıza gelmeyecek aykırılıkta dostluklarım vardır.
Hayat bizi bambaşka yönlere sürüklemiş dahi olsa sırf çocukluktan beri devam ediyor diye arkadaşlıklarımı sürdürmeye bakarım.
Çocuk bakımı ve ev idaresinden başka konusu olmayanla da oturup konuşurum, siyasi kavgalardan başka gündemi olmayanla da.
Dostluk kıymetli meseledir bana göre.
Şimdi neden yazdım bunları biliyor musunuz çünkü son günlerde Ergenekon meselesi nedeniyle Silivri'de yatmakta olan Soner Yalçın benim dostumdur. Ve yine son günlerde hakkında akıl almaz iddialar ortaya atılmaktadır.
Hepinizin farkında olduğu gibi Soner Yalçın 'dokunan yanar' bir durumdadır. Kimse adını anmamaya, destek vermemeye özen göstermektedir.
Haberciliğinden tutun da örgüt üyesi olup olmadığına kadar tartışılmaktadır.
Bunların tek birini bile umursamamakla beraber, Soner Yalçın başka bir suçla da yargılanıyor olsa benim tutumumun aynı olacağını bilmenizi isterim...
Demek istediğim şu; Aman benim karşıma 'Ama Oda TV'de de' ya da 'Ama Soner Yalçın da' diye çıkmayın. Çünkü bunların hiçbirini savunmaya, tezler üretmeye niyetim yok. Bu konuda beni tek ilgilendiren şey arkadaşlıktır...
Buyurun şimdi esas konuya geçelim:
Haftalar önce avukatımı aradım, 'Soner Yalçın'ı ziyaret etmek için ne yapmam gerekiyor' diye.
'Bunu yapmak istediğine emin misin?' sorusuyla karşılaştım, şaşırdım da açıkçası.
Hemen arkasından 'Tuğçe orada şartlar, ruh halleri bizim buradan hayal ettiğimiz gibi değil. Görüşmeyi camların arkasından telefon ahizesiyle gerçekleştiriyorsun. Soner'e destek, moral vermek için gidip koşullardan etkilenip onu daha da demoralize etmeyesin sonra' dedi.
Hemen tepki gösterdim 'Saçmalama, çocuk muyuz! Ben gitmek istiyorum' dedim.
Ergenekon meselesine uzak olduğu için hemen cevap veremedi.
Ertesi gün 'Silivri Adliyesi'ne gidip sorumlu savcılarla görüşmen ve makul sebep bildirip izin alman gerekiyor' dedi.
'Beni götürür müsün?' dedim, kabul etti.
Sabah erken bir saatte bindik arabaya.
Öğlen tatili arasından önce Silivri Adliyesi'ne ulaşmamız gerekiyordu.
Yol uzun, ama akıl dolu olunca zaman su gibi aktı.
Avukatımın daha önce yaptığı uyarılar arabada aklıma takıldı.
Gerçekten Soner'i orada görünce fena halde etkilenir miyim?
Ama biz birbirimizi gördüğümüz anda gülmeye programlanmıştık hep.
Acaba beni karşısında görünce yine kendimizi tutamaz ve kahkahalarla güler miydik...
Peki ben şimdi Soner'e ne diyecektim...
'Sabırlı ol her şey geçecek' mi?
Yalan ve yavan tesellilerde mi bulunacaktım?
O da bunlara kıymet mi verecekti.
Haksızlığa uğradığından mı bahsedecektik?
Elden ne gelir diye inleyecek miydik karşılıklı.
Gündelik hayatımdan, 'dışarı'da yaşananlardan bahsedip ona dışarıda yaşayamadıklarını mı hatırlatacaktım...
Gözlerimin dolduğunu hissettim. Eyvah! Hemen toparlandım.
Havadan sudan bir sohbet başlattım arabada...
Ve işte Silivri Adliyesi'ni gösteren yol levhaları göründü.
Aklım 'Acaba Soner'i buraya getirdiklerinde, bu yollardan geçerken aklında neler vardı, nasıl bir ruh hali içindeydi' gibi düşüncelere kaydı...
'İşte geldik' sesiyle irkildim. Silivri Adliyesi'nin önündeydik.
Nasıl heyecanlıydım, anlatamam.
İzin çıkarsa resmen Soner'i görebileceğim diye düşünüyordum.
Neyse...
İkinci kata çıktık. 'Savcı Bey toplantıda biraz bekleyeceksiniz' dendi...
Bu arada koridor insan kaynıyor.
Yüzlerce kişi yakınlarını görebilmek için izin çıkmasını bekliyor.
Nasıl cahil, nasıl bilgisizim bu alanda. Kimle nasıl konuşulur onu bile bilmiyorum.
Daha önce olsa Allah bildirtmesin derdik ama şimdilerde öyle diyemiyoruz...
Sadece 10 dakika bekledik ama bana bayağı uzun geldi.
Savcının odasına buyur edildik.
Epey sert, müdanasız tavırlarla 'derdimiz' soruldu.. Avukat 'Müvekkilim Tuğçe Tatari tutuklu yargılanmakta olan Soner Yalçın'la görüşebilmek için görüş izni talep ediyor' dedi.
Savcı ifadesini bozmadan 'Makul sebebiniz nedir?' diye sordu.
'Efendim kendisi çok yakın arkadaşım olur. Bütün bu olaylar yaşandığında burada değildim. Kendisini görmek istiyorum' dedim.
'Arkadaşlık makul bir sebep değildir hanımefendi' cevabını verir vermez başını önündeki dosyalara eğdi. Sanırım diyalog burada bitmişti ve odadan çıkmamız gerekiyordu.
Israr etmeye devam ettim. Son söz gayet netti: 'Hanımefendi tutuklu kişilerin görüş için üç kişilik listeleri var. Adınız o üç kişinin arasında yazmıyorsa ve mahkumun ailesinden biri değilseniz görüş talebinizin kabul görmesi mümkün değildir, iyi günler'...
Odadan çıktık.
'Ne yani, geri mi dönüyoruz?' diye sordum, 'Maalesef' yanıtını aldım.
Elbette yılmadım, sağı solu aradım.
Son günlerde 'Silivri'ye gittim, hepsini gördüm yazıları nasıl yazılıyor o zaman' diye sordum.
Bir sonuç alamadım.
Ve neticede omuzlarım çökük gerisin geri döndüm.

Soner Yalçın'a açık ve özel bir not:
Biraz kişisel mektuplaşma gibi olacak ama başka yol bulamadım... Soner ne sıklıkla gazete okuyabiliyorsun bilmiyorum, önümüzdeki hafta bir seyahate çıkıyorum. Gitmeden ya da dönünce seni mutlaka görmek istiyordum. Ama anladığım kadarıyla bu mümkün değil. Şu üç kişilik meşhur listenin değişebilmesi de öyle kolay bir iş değilmiş. Bundan sonra mektuplaşma yolunu kullanmayı planlıyorum. Hayatımda posta yolunu kullanarak mektuplaşmışlığım yok ama demek ki onu da tecrübe edecekmişim. Mektuplarımı bekle... Gözlerinden öperim...

<p><span>28 Şubat darbesiyle iktidardan uzaklaştırılan ve bu uğurda büyük bedeller ödeyen Erbakan'ı

CHP'nin 'Erbakan' ilgisi

Niğde'de kaçak kazı yapan 4 kişi suçüstü yakalandı

Akkuyu Santrali'nde ikinci ünitenin konsol kirişinin kurulumu tamamlandı

Adıyaman'da ''Gastropod'' nesline ait hayvan fosili bulundu